Bizim ailede, ordu ve asker sevgisi bir başkadır. Ailemizin tarihi cihatlarla doludur. Tarih boyunca cihada katılmış sancaklar, aile mensuplarınca titizlikle korunur. Yakın tarihimizde cihada iştirak etmiş pek çok gazimiz ve şehitlerimiz vardır. İşte gazilerimiz:
Hasan Dede: Osmanlı ordusun 14 sene görev yaptı. Son olarak Yemen cephesinde savaşmış ve gazi olarak dönmüştür.
Bedevi Dede: 17-18 yaşlarında iken gönüllü olarak Çanakkale cephesine gitmiş ve gazi olarak dönmüştür.
Silo Dede: Önce İngilizler, sonra Fransızlar Antep'i işgal edince dedemin dedesinin kardeşi olan Silo Dede, akraba gençlerini ve civar köylerdeki gençleri toplamış, başlarına geçerek düşmanla savaşa tutuşmuştur. Fransızlar işgal ettikleri Adana, Maraş, Antep ve Urfa'ya Suriye üzerinden lojistik destek sağlamaktaydı. Silo dede ise etrafına topladığı mücahitlerle, silah, cephane ve asker taşıyan trenlere baskınlar düzenlemiş, böylelikle düşmanla çarpışan kahramanlara büyük destek sağlamıştır.
Şehitlerimiz:
Kahramanmaraşlı akrabalarımızdan Ali, Mehmet ve Ahmet Birinci dünya savaşında muhtelif cephelerde savaşmış ve şehit düşmüşlerdir. Bu üç şehit de kardeştirler. Diğer kardeşleri Hasan ise gazi olmuştur.
Muhammed Reşad: Annemin dayısı olan Muhammed Reşad 1949'da vatani vazifesini yaparken nöbette yıldırım isabet etmesiyle şehit düşmüştür. Mezarı Ardahan'ın Çıldır ilçesinin Fukara kasabasında yüksek bir tepededir.
Ahmed: Suriye'deki akrabalarımızdan Ahmed, 1973'te Yahudilerle yapılan savaşta şehit düşmüştür.
Zeynel: 1974'te Kıbrıs'a çıkarma yapan ordumuzda görev yapmaktaydı. Rumlarla yapılan çatışmada şehit düştü.
Ufuk: Halamın torunu olan, Çevik kuvvet polisi Ufuk, 2016'de İstanbul Dolmabahçe'deki terör saldırısında şehit düşmüştür.
Babam askere gittiğinde ben bir aylık bebekmişim. İzine geldiğinde iki yaşında idim. O esnada hatırladığım, babamın asker arkadaşının evimize gelişi ve bana 2,5 lira verişi idi. O devrin en büyük demir parası avucumu doldurmuştu. Babamın bu arkadaşı daha sonra bekçi oldu. Mütebessim simasını hatırlıyorum.
Sonraki yıllarda babamın askerlik hatıralarını sık sık dinlemişim. Bu hatıralardan Semih Sancar Paşa ile olan hatıraları ayrı bir yer tutardı. Babam Semih Paşa'nın yazıcısı imiş. Teskere aldığında, “Dirseğini masaya dayanış, elini yüzüne siper etmişti. Bana imzalı resmini uzattı. Komutanım hislenmişti, ben de gözyaşlarımı tutamadım” diye bu son hatırasını naklederdi.
Semih Sancar Paşa bu hatıralarla ailemizden biri olmuştu. Hepimiz kendisini gıyaben çok severdik. Bu kahraman askerin, tarihimizin şanlı sayfalarından biri olan Kıbrıs zaferinde rolü çok büyüktür. O günlerdeki tarihî görüşmeyi bir kere daha hatırlayalım:
Rumların kudurduğu, adadaki bütün Müslümanları imha etmeye karar verdikleri sıralardı. Artık müdahale kaçınmaz olmuştu. İşbaşında CHP-MSP Koalisyon hükümeti vardı. Başbakan Bülent Ecevit, Başbakan Yardımcısı Prof. Dr. Necmettin Erbakan. Türkiye Kıbrıs için “Garantör devletlerden” biri. Başbakan Bülent Ecevit diğer garantör devlet olan İngiltere'de temaslarda bulunmak üzere Londra'ya uçmuş. İşte o sıralarda Esenboğa hava alanında tarihî bir görüşme gerçekleşir. Genelkurmay Başkanı Org Semih Sancar Erbakan'a şöyle der:
“Sayın Başbakan! ( Erbakan, vekaleten başbakandır) Yarın Kıbrıs diye bir yer olmayacak. Kaybedecek bir saniyemiz bile yok. Ya bu gece orduya çıkartma emrini verirsiniz, ya da ben tek başıma bir kayığa biner, Kıbrıs'a giderim.”
Sonraki yıllarda Prof, Erbakan bu kahraman askerin; kendisine mareşallik rütbesi ve bir maaş ikramiye verilmesini reddettiğini anlatmıştır. 1911 doğumlu Semih Sancar Paşa 1984'te vefat etmiştir. Ruhu şad, mekanı Cennet olsun.
Semih Sancar Paşanın şahsında ordumuzun subaylarını sevmiştik. Ben askerliğimi 1981'de 4 ay yaptım. O sırada üniversite mezunlarına böyle bir hak tanınmıştı. Askerliğimi Burdur'da yaptım. Hayatımın en güzel hatıralarını o sırada yaşadım. Ben Yeni Asya yazarıydım. Aynı camiadan pek çok dostla bir arada idik. Merhun Sabahaddin Boyacı'nın misafirhane olarak kullandığı mekanda bir araya gelir muhabbet ederdik. Kışlada ise çay muhabbetimiz bir başka idi. Bizim bölük komutanımız Teğmen Adem Çalık idi. Disiplinli, vazifesine âşık bir subaydı. Kendisini çok sevdik. Tabur komutanımız, tugay komutanımız babacan, çok şefkatli subaylardı. Ramazan Şerif ayını çok güzel geçirdik, Tugay Camiinde teravih namazlarını kıldık. Öğle içtima meydanında bir köşede cemaatle öğle namazını kılıyorduk. Derken takım kumandanı olarak asteğmen Ömer Yavuzyiğitoğlu gelmesin mi? Üniversite yıllarını birlikte geçirmiş, birlikte Namık Ekin Hocanın tekvando kursuna katılmıştık. Spor derslerini bana yaptırmaya başlamıştı.
Oğullarım da askerliklerini dört dörtlük yaptılar. Büyük oğlum acemiliğini Ankara'da Polatlı ve Etimesgut'ta yaptı, Usta birliği ise Diyarbakır Devegeçidi'nde idi. Defalarca ziyaretine gittim. Komutanlarının takdirlerini bildirmesi benim için şeref madalyası olmuştu. Muhammed Cihangir 18 ay diye gitmişti, askerlik üç ay kısalınca 15 ay yaptı.
Diğer oğlum acemiliğini benim askerlik yaptığım yerde, Burdur'da yaptı. Yemin merasimine gittim. Birlikte döndük. Usta birliği Manisa'da idi. Orada da ziyaretine gittim. İzin alarak hafta sonunu birlikte geçirdik. Fatih Said komutan şoförü ve emir eri idi. Değerli komutanı ile defalarca telefonda konuştuk, ahbap olduk. Bu delikanlı da 15 ay diye gitmiş, askerlik 3 ay kısalınca 12 ay yapmıştı. Peygamber Ocağını ve bu ocağın temel taşı Mehmetçiği (adını Peygamber Efendimizden (asm) alan kahramanları) sevmek bizde aile geleneğidir. Bu sevgide Org. Semih Sancar'ın payı büyüktür. Cenab-ı Hak Peygamber Ocağının bütün müntesiplerinden ebediyen razı olsun.
Burhan Bozgeyik \ Timeturk