Bir ülke, güvenliğini artırmak için kurduğu ortaklık yüzünden daha büyük bir tehditle karşılaşabilir mi? Azerbaycan’ın İsrail ve İran arasında yürüttüğü siyasetin en zor sorusu bu. Bakü’nün hesabı yalnızca kimlerle yakınlaşacağı üzerine kurulu değil. Asıl mesele, bu yakınlığın kendisini hangi çatışmalara yaklaştırabileceği.
Ocak ayında üç gün arayla yapılan iki açıklama, bu hesabı görünür kıldı. Azerbaycan yönetimi, İsrail’le enerji, savunma ve güvenlik alanlarındaki stratejik ortaklığını vurguladı. Ardından İran’a, topraklarının ve hava sahasının komşusuna karşı askerî operasyonlarda kullanılmasına izin vermeyeceğini bildirdi. Bakü iki ilişkiyi birlikte sürdürebileceğini söylüyordu. Peki bunu sağlayabilecek mi?
Bakü Ne Kazanıyor?
Azerbaycan açısından İsrail’le ilişkinin somut karşılıkları var: savunma teknolojisi, enerji ticareti ve ekonomik işbirliği. İsrail’in ihtiyaçlarıyla Bakü’nün beklentileri bu alanlarda buluşuyor. Dolayısıyla ilişkiyi yalnızca İran karşıtlığıyla açıklamak, Azerbaycan’ın kendi çıkarlarını gözden kaçırmak olur.
Ancak bir ortaklığın gerekçesiyle komşu ülkede yarattığı etki aynı olmayabilir. Bakü’nün savunma kapasitesini artıran bir ilişki, Tahran tarafından kendi güvenlik çevresinin daralması olarak okunabilir. İki ülke arasındaki güvensizliği besleyen temel sorunlardan biri burada yatıyor.
Bu noktada bir ayrım gerekli: İran’ın tehdit algısı, Azerbaycan hakkındaki her iddiayı doğrulamaz. Bakü, topraklarının İsrail tarafından İran’a karşı askerî veya istihbarat faaliyetlerinde kullanıldığı yönündeki iddiaları açıkça reddediyor.
Türkiye İçin Zor Soru
Bu denklemin Türkiye’ye uzanan tarafı ise daha hassas. Ankara ile Bakü’nün müttefikliği, bütün ülkelerle aynı ilişkileri kurmalarını gerektirmiyor. Fakat farklı dış politika tercihleri, birbirlerinin güvenliğini etkilemeye başladığında ortak bir meseleye dönüşüyor.
Şuşa Beyannamesi, tehdit ve saldırı durumlarında istişareyi ve yardımın kapsamının birlikte belirlenmesini öngörüyor. Bu nedenle Azerbaycan çevresinde büyüyecek bir kriz, Türkiye’nin de önüne güvenlik kararları getirebilir. Ankara açısından mesele, Bakü’nün İsrail’le ilişkisinin varlığından çok, bu ilişkinin bölgesel bir çatışmaya kapı açıp açmayacağıdır.
Üstelik korunması gereken yalnızca diplomatik yakınlık değil. İki ülkenin yıllar içinde kurduğu ekonomik bağlantılar da aynı coğrafyadan geçiyor.
Güç Veren Hatlar, Korunması Gereken Hatlar
Bakü–Tiflis–Ceyhan, TANAP ve Bakü–Tiflis–Kars gibi projeler, Azerbaycan’ı enerji ve ulaşım ağlarında önemli bir bağlantı noktası hâline getiriyor. Türkiye açısından da bu hatlar, Kafkasya ve Hazar Havzası ile kurulan ilişkinin somut altyapısını oluşturuyor.
Buradaki stratejik kazanç açık: Güzergâhların merkezinde olmak, Bakü’nün önemini artırıyor. Ancak aynı konum, istikrarsızlığın maliyetini de yükseltiyor. Yeni bağlantıların kalıcı kazanca dönüşebilmesi; güvenliğe, komşularla ilişkilere ve güzergâhların hangi kurallarla işleyeceğine bağlı. Türk dünyasıyla bağlantıyı güçlendirecek projelerin başarısı da yalnızca haritada çizilen çizgilerle ölçülemez.
Bakü’nün önündeki asıl sınav böylece belirginleşiyor: İsrail’le işbirliğinin kazanımlarını korurken İran’la çatışma riskini sınırlamak, Türkiye’yle müttefikliğini güçlendirirken kendi karar alanını sürdürmek.
Azerbaycan’ın uzun vadeli başarısını, kaç güçlü ortak edindiği kadar, bu ortakların çatışmalarının kendi gündemini belirlemesini ne ölçüde önleyebildiği gösterecek.