$

Dolar

47,5428

Euro

54,8595

£

Sterlin

64,0572

Frank

58,8175

Gram Altın

6.193,9100

Bitcoin

3.016.666

$

Dolar

47,5428

Euro

54,8595

£

Sterlin

64,0572

Frank

58,8175

Gram Altın

6.193,9100

Bitcoin

3.016.666

Makale 04.08.2026 3 dk okuma

Ahlak kalesinde çatlak: Adalet mi, şekilcilik mi?

Paylaş:

Biz üniversiteleri ne zaman zihnimizi özgürleştireceğimiz, yarınlara güvenle bakacağımız korunaklı limanlar olarak görmeyi bıraktık? Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde patlak veren ve son mahkeme kararıyla iyice kördüğüme dönen taciz skandalı, tam da bu can yakıcı soruyu yüzümüze tokat gibi çarpıyor.Mesele sadece bir öğretim görevlisi hakkındaki mide bulandırıcı iddialar silsilesi değil; mesele, adalet mekanizmasının vicdanları yaralama pahasına usul kurallarına nasıl teslim olabildiği.

Gelin, dava dosyasına yansıyan kan donduran detaylara birlikte bakalım: Uzaktan eğitim bahanesiyle odaya çağrılan genç bir öğrenci, "Psikoloji eğitimi aldım, travmalarını anlat" sosuyla sunulan manipülasyonlar ve ardından gelen o skandal cümleler: “Dağlara gidelim, çimlere uzanalım, biraz günah işleyelim...”

Daha da vahimi var. Soruşturma derinleştikçe anlıyoruz ki bu tablo bir ilk değil. Maziye bakıyorsunuz; 2018 ve 2019 yıllarında tam 38 öğrencinin şikayetiyle üç kez görevden uzaklaştırılmış bir isim duruyor karşımızda. Yani ortada münferit bir olay değil, yıllara yayılan iddialar silsilesi var.

Peki sonuç? Üniversite yönetiminin titizlikle yürüttüğü soruşturmayı takriben Yükseköğretim Kurulu (YÖK) nihayet 24 Nisan 2026’da tetiği çekiyor ve bu şahsı meslekten ihraç ediyor. Adalet yerini buldu derken, Çanakkale İdare Mahkemesi’nden çıkan bir "yürütmeyi durdurma" kararı her şeyi sil baştan ediyor. 40 yaşındaki öğretim görevlisi, hukuk kalkanına sığınarak üniversitedeki görevine iade ediliyor.

Şimdi soruyorum size: Amfilerde adalet, kamu yönetimi ve etik dersleri verilen Siyasal Bilgiler Fakültesi'nde, öğrenciler o amfi kapısından içeri adımlarını atarken nasıl güvende hissedecekler? "Kampüste güvende olmak istiyoruz" diye haykıran gençlerin sesini hangi hukuki gerekçe bastırabilir?

Rektörlük hemen bir açıklama yayımladı elbette. "Anayasal zorunluluktan göreve iade ettik ama ders vermiyoruz, öğrencilerle aynı ortama sokmuyoruz" dediler. Yani bir nevi "göreve aldık ama izole ettik" savunması... Rektörlüğün öğrencilerin güvenliğini sağlamaya yönelik bu hassas yaklaşımı aynı zamanda kamu görevini de görüyor. Hukuki karar rağmen şikayetlere sağ duyulu yaklaşımın bir tezahürü. Rektörlüğün bu adımı bir nebze olsun yangına su serpmeye çalışsa da sorunun özünü değiştirmiyor: Hukukun teknik detayları, gençlerin ve kurumların can güvenliği ile itibarının önüne mi geçiyor?

YÖK karara üst mahkemede itiraz etti, hukuki süreç devam ediyor. Ancak bu dava artık sadece bir akademisyenin yargılanması olmaktan çıktı; Türk yükseköğretim sisteminin ve yargı mekanizmasının mağduru mu, yoksa kâğıt üzerindeki usulü mü koruyacağının sınavına dönüştü.

Biz bu filmi daha önce defalarca izledik. Ama bu kez amfilerdeki gençlerin gözlerindeki o tedirginliği görmezden gelemezsiniz. Adalet, sadece mahkeme salonlarının soğuk duvarlarında verilen kararlardan ibaret değildir; adalet, o kampüsün çimlerinde yürüyen genç kızın kendini güvende hissettiği andır. Üst mahkemeden çıkacak karar, işte tam da bu yüzden hayati önem taşıyor.

Sena Parlar/TİMETÜRK

Etiketler:
Sena Parlar
Sena Parlar

Köşe Yazarı