Şaşalı yaşamların hakikati spot ışıkları sönünceye kadardır.
Türkiye’yi sarsan ve bir kişinin ölümüyle sonuçlanan Dilan Polat ve ailesine yönelik silahlı saldırının yankıları sürüyor.
Kökeni Cosa Nostra’ya dayanan ve Sicilya mafyası olarak bilinen karanlık yapılanmaların iz düşümünü son zamanlarda ülkemizde de sıklıkla görüyoruz.
Salvador hapislerinden aşina olduğumuz saç traşları ve senelik borcu ödenmemiş bakkal defteri gibi kabarık sicilleriyle aramızda dolaşan suç makineleri…
Ocindex’in yaptığı araştırmalara göre dünyanın en büyük mafya ülkeleri sıralamasında Türkiye 9. Sırada yer alıyor.
Yozlaşma en alt tabakadan başlar… Küf ekmeğin ucundan… Bozulma meyvenin çekirdeğinden…
Toplumsal çürüme şehirlerin arka sokaklarından…
Bireysel silahlanmanın Kurtuluş Savaşı’ndan daha fazla olduğu bir dönem yaşıyoruz.
2014 yılında Başkan Recep Tayyip Erdoğan mitingi öncesi çıkan olaylarda galeyana gelen ve kızına Savaşta mıyız biz diyerek attığı tokat viral olan Zeliha ablanın ruhuyla soruyorum.
Ne oluyoruz?
Polatlar’a yönelik suikast sonrası mafyatik grupların STK bilinciyle basın açıklaması yapması ise akıllara George Orwell’ın "Aslında hiçbir şey yasadışı değildi, çünkü artık yasa diye bir şey yoktu” sözlerini getirdi.
Kısaca bu çeteler şunu ifade ediyorlardı hayır biz öldürmedik normalde yapsak biz yaptık deriz hem de göğsümüzü gere gere ama biz iyi kalpli mafyalarız ve çocukların önünde adam öldürmeyiz.
Şiddetin estetize edilmesi ve ekranlara taşınması onu olağan kılıyor. Çünkü beyin tekrar eden şeyi normalize eder.
Oysa mafyacılığın sonu ya cezaevi ya ölüm. Şiddetin romantize edilmesi ona meşruiyet katmıyor.
İyi insan olmak zorundayız. İyiye yol açmak durumundayız. Yol gösterilmeyen her kişi kendi yolunu çizer. O yol karanlıksa hepimiz karanlıkta kalırız.
Sena Parlar/TİMETÜRK