SON HABERLER
Sol Ok
Sağ Ok
ANASAYFAGÜNDEMPOLİTİKATÜRKİYEDÜNYAYAŞAMEKONOMİSPORFETVAİSLAMÇEVİRİSAĞLIKTEKNOLOJİFOTOVİDEO
Işık, AA Editör Masası'na konuk oldu
18.08.2016 12:21:07

Işık, AA Editör Masası'na konuk oldu

Işık, AA Editör Masası'na konuk oldu

Milli Savunma Bakanı Fikri Işık, Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) darbe girişiminde bulunduğu gece Akıncı'daki 4. Ana Jet Üssü'nün pistinin vurulmasına ilişkin, "Pistin vurulma gerekçesi, aslında bunlar darbenin başarısız olduğunu anladıkları anda üç Casa uçağını hazır ettiler, Akıncılar'dan kaçacaklardı." dedi.

Işık, Anadolu Ajansı (AA) Editör Masası'nda gündeme ilişkin açıklamalarda bulunarak, soruları yanıtladı.

Darbe tecrübesi yaşayan demokrasilerin özellikle hangi süreçlerden geçtiğini incelediklerini ve kendileri için iki noktanın kritik olduğunu dile getiren Işık, "Hiçbir demokratik ülke, gücü bir tek merkezde temerküz etmemiş yani toplamamış. Gücün dengelenmesi demokratik ülkelerde en temel prensip. Yaptığımız düzenlemeler de gücün bir tek merkezde toplanmaması, gücün mutlaka dengelenmesi." diye konuştu.

Bu doğrultuda Jandarma ve Sahil Güvenliğin tamamen İçişleri Bakanlığı'na bağlandığına işaret eden Işık, "Çünkü bunların yaptığı görev kolluk görevi, güvenlik görevi. Güvenlikten sorumlu bakanlık da Savunma Bakanlığı değil İçişleri Bakanlığı. Dolayısıyla bu düzenlemede gücün dengelenmesi açısından da görevin etkin ve verimli ifası açısından da Jandarma ve Sahil Güvenlik İçişleri'ne bağlandı." değerlendirmesini yaptı.

Demokratik ülkelerde kuvvet komutanlarının direkt savunma bakanlıklarına bağlı olduklarını anımsatan Işık, bunun hem işleyişin ahengi ve hızlılığı açısından hem de gücün dengelenmesi açısından çok önemli olduğunu vurguladı.

- "Emir-komuta zincirini askerin asli işlerinde kesinlikle bozmuyoruz"

Düzenlemelerle ilgili "Komutayı bölüyorsunuz" eleştirileri geldiğini belirten Işık, komutanın bölünmediğine dikkati çekerek, "Emir-komuta zincirini askerin asli işlerinde kesinlikle bozmuyoruz. Gücü dengelerken, askeri gereksiz yüklerden arındırırken aynı zamanda askerin asli görevi olan harbe hazırlıkta istihbarat, harekat, teşkilat, eğitim, muhabere alanlarında genelkurmay başkanı ordunun, silahlı kuvvetlerin komutanıdır, burada emir- komuta zinciri geçerlidir." dedi.

Bu konuda herhangi bir tereddüdün olmadığını ve dün çıkarılan Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile de bunu netleştirdiklerini ifade eden Bakan Işık, "Emir-komuta zinciri bozuluyor iddiası kesinlikle doğru bir iddia değil. Biz bir taraftan askerin kendi bu asli işini yaparken ihtiyaç duyulan bu destek hizmetlerini Milli Savunma Bakanlığı olarak yerine getiriyoruz ama bir taraftan da bunu yaparken dünyanın tüm demokratik ülkelerinde olduğu gibi kuvvet komutanlıklarının savunma bakanlığına bağlı olması prensibini de hayata geçirmiş olduk." ifadesini kullandı.

Işık, Genelkurmay Başkanı'nın görev yetki ve sorumlulularında kendi asli işlerine yönelik bir değişiklik yapmadıklarını sadece Genelkurmay Başkanı'nın seçimi konusunda Bakanlar Kurulu'na daha geniş bir alanda tercih imkanı getirdiklerini bildirdi.

Bu durumun ilk KHK'de de bulunduğunu ancak iki farklı yasada aynı maddenin düzenlendiğini anımsatan Işık, "İlk KHK'de, 926 sayılı yasada özellikle bu düzenlemeyi yapmıştık. Şimdi bu yasanın bir tamamlayıcı maddesi olarak Genelkurmay'ın teşkilat kanununu düzenleyen 1324 sayılı yasada da yaptık ki, iki farklı yasada da iki farklı düzenleme kalmasın. Aslında dün yayınlanan KHK'de yapılan iş bir teknik düzenleme." dedi.

- "FETÖ, 12 Eylül ve 28 Şubat'ın gayrimeşru çocuğu"

15 Temmuz darbe girişiminin Türkiye'deki ilk darbe girişimi olmadığını hatırlatan Fikri Işık, "1997'de bir post modern darbe yaşadık, hükümet devrildi, baskılarla, zoraki. Bundan sonra yaşanan süreç Türkiye'ye çok ağır bedeller ödetti ki, bugün FETÖ bana göre 12 Eylül ve 28 Şubat'ın gayrimeşru çocuğu olarak doğmuştur. O uygulamalar bugün FETÖ'yü memleketin başına bela etmiştir." değerlendirmesinde bulundu.

27 Nisan e-muhtırasının üzerinden henüz 10 yıl geçmeden Türkiye'nin yeni bir darbe girişimiyle karşı karşıya kaldığını dile getiren Işık, sözlerine şöyle devam etti:

"İşte burada vatandaşın, halkımızın bize yüklediği en önemli sorumluluk, bir daha böyle bir darbeyle Türkiye'nin karşı karşıya kalmaması, böyle bir girişimle dahi karşı karşıya kalmaması için gerekli yapısal dönüşümleri gerçekleştirmek. Bunun için özellikle çok ciddi gayret gösteriyoruz, yani bu darbe üreten anlayışı tasfiye etmek. Bakın bugüne kadar ki bütün darbeleri halk sandıkta mahkum etmişti ama 15 Temmuz gecesi halk sandığı beklemeden sokakta ne yaptı? Darbeyi fiilen engelledi ama orada siyaset kurumuna bir bütün olarak halkımızın verdiği en önemli mesaj da (Bir daha beni sokakta darbe engellemek zorunda bırakmayın. Bir daha Türkiye'de darbe yapılması zeminini kesinlikle ortadan kaldırın, böyle bir zemin kalmasın)."

Bakan Işık, cumhurbaşkanı ve başbakanın silahlı kuvvetlere doğrudan direktif vermesine yönelik yeni bir düzenlemeden bahsedildiğinin anımsatılması üzerine, "Gücün dengelenmesi ve acil durumlarda başbakanın ve cumhurbaşkanının, zaten cumhurbaşkanı başkomutandır, onun tabii olarak hakkıdır ama maalesef bizdeki gelenek cumhurbaşkanının bu tabii hakkını dahi kullanması noktasında biraz çekingendir, mesafelidir." dedi.

- "Üç Casa uçağını hazır ettiler, Akıncılar'dan kaçacaklardı"

Başbakan Binali Yıldırım'ın, darbe girişimi gecesi Akıncı'daki 4. Ana Jet Üssü'nün pistinin vurulmasına ilişkin talimat verdiğini anlatan Işık, "Belki ilk açıklama olacak, pistin vurulma gerekçesi, aslında bunlar darbenin başarısız olduğunu anladıkları anda üç tane Casa uçağını hazır ettiler, Akıncılar'dan kaçacaklardı. Biz o kaçışın engellenmesi için, 'Acilen pistlerin vurulması lazım, bunlar kaçmamalı, bu hainler kaçamamalı.' dedik. İki şey yaptık, bir pistlerin vurulması, iki helikopterlerin kalkışına izin verilmemesi, fiilen engellenmesi. Hatta bir helikopter ateş altına alındı ve kalkması engellendi. Eğer Sayın Başbakanımızın o emrinden sonra pist vurulmamış olsaydı bilin ki bugün darbecilerin neredeyse tamamı yurt dışına kaçmış olurdu. Onun için bu kritik anlarda Sayın Başbakanın doğrudan emir vermesinin ne kadar önemli olduğunu gördük." değerlendirmesinde bulundu.

15 Temmuz sonrasında bazı çevrelerin "FETÖ çok kötü bir örgüt, Allah belasını versin, bunları tüm devletten temizleyin ama bu ordunun darbe yapma şeyi de kalsın, bir gün lazım olabilir." anlayışı içinde olduğunu dile getiren Işık, "Bu anlayış kesinlikle kabul edilemez. Dünya bu tecrübeleri yaşadıkça bir güç dengelemesiyle, hiçbir ordunun darbeyi planlama aşamasına dahi gelememesini sağlamış." dedi.

Amerikan, İngiliz veya bir Alman çocuğu için "darbe" kelimesinin bir anlam ifade etmediğini belirten Işık, "Peki niye bizim yavrularımız böyle bir şey söylendiğinde 'Ya ne demek istiyorsun, darbe ne demektir' diye boş gözlerle bakmasın. Bu bizim çocuklarımız için bir lüks mü?" diye konuştu.

Darbelerin en fazla Türk Silahlı Kuvvetlerini hırpalayıp, yıprattığını vurgulayan Işık, şunları söyledi:

"Ordusuna 'Peygamber Ocağı' olarak bakan bir milletin her darbeden sonra Türk Silahlı Kuvvetlerine olan güveninde bir azalma olmuş, neden? Birileri 'Bu memleketi siviller yönetemez, ben daha iyi yönetirim.' anlayışıyla, gerekçeler değişse bile bu anlayıştan vazgeçmemesidir."

Gücün dengelenmesinin önemine işaret eden Işık, "Demokrasilerdeki en temel prensip, bizim Türkiye olarak da mutlaka ulaşmamız gereken en temel prensip, silahı kullanan ile emri verenin farklı olması. Silahı kullanan askerdir, emri veren sivildir, bütün demokrasilerde bu temel kural geçerlidir. Siz silahı kullanana emir verme yetkisini de verirseniz işte o zaman demokratik düzen zaman zaman sallanır." dedi.

Dünyada en büyük orduya sahip ABD'de genelkurmay başkanının muharip komutanlıklara emir verme yetkisinin bulunmadığına dikkati çeken Işık, emri, başkanın savunma bakanına, savunma bakanının da direkt muharip komutanlara verdiğini aktardı.

ABD'deki 162 sayılı kanuna değinen Işık, "(Başkanın farklı bir talimatı yoksa emir-komuta zinciri şöyle uygulanır) der, başkandan savunma bakanına, savunma bakanından muharip komutana. Genelkurmay o zincir içinde yoktur." diye konuştu.

- "Türkiye, 1960'larda yapması gerekenleri yeni yapıyor"

Pek çok ülkede de emri başbakan adına savunma bakanı ya da başbakanın doğrudan verdiğine işaret eden Işık, "Şimdi Türkiye'de başbakana, cumhurbaşkanına doğrudan bir birliğe emir verme yetkisini koyduk diye kıyamet koptu. Ama bu kıyameti koparanlar dünyadan hiçbir demokratik ülkeden bize örnek getiremiyorlar. Dünyada 217 belki 220'nin üzerinde darbe yaşanmış ve her darbeden dersler çıkarılmış, bu düzenlemeler yapılmış. Türkiye'nin 1960'lı yıllarda yapması gereken düzenlemeleri Türkiye yeni yapıyor, hala belli çevreler buna itiraz ediyorlar." ifadesini kullandı.

Teknik olarak yapılacak uyarılara, itirazlara, tavsiyelere karşı kesinlikle önyargılı olmadıklarının altını çizen Milli Savunma Bakanı Işık, şunları kaydetti:

"Hiçbirimiz bu noktada eleştirilere kulaklarımızı tıkayamayız, gözümüzü kapatamayız ama 'Böyle düzenlemeleri niye yapıyorsunuz kardeşim, ne gerek vardı bunlara, FETÖ'cüleri temizleyin bu iş bitsin.' anlayışını da kabul edemeyiz. 10 yıl sonra başka bir gerekçeyle başka bir aktörün darbe girişimine kalkışması bu ülke için çok büyük bir felaket olur. Şu anda yaptığımız düzenlemelerde özellikle cumhurbaşkanı ve başbakanın talimat vermesi konusu bizim açımızdan gücün dengelenmesi ve kritik durumlarda başbakanın ve cumhurbaşkanının, halkın seçtiği insanların emir vermesinin bir hükme bağlanması çok önemli. 'Ya başbakan orduya saçma sapan bir emir verirse' diyorlar, yani bu ülkede milli iradeyi temsilen, bir partinin veya bir koalisyonun başbakanlığını yapacak kişinin orduya saçma sapan bir emir vermesini olasılık olarak düşünen bir anlayışı nereye koyacağız? 'Bir asker kendi altına saçma sapan emir vermez ama bir başbakan kendi altına saçma sapan emir verir' anlayışı işte tam bizim mahkum etmemiz gereken bir anlayıştır."

(Sürecek)


        YORUM YAZ
    Foto Galeriler Videolar Yazarlar Günün Özeti
    TİMETÜRK SON HABERLER
    ÇOK OKUNANLAR
    TİMETÜRK AJANS HABERLERİ
    SON YORUMLANANLAR