$

Dolar

46,3319

Euro

54,0082

£

Sterlin

62,4682

Frank

58,4408

Gram Altın

6.454,9200

Bitcoin

3.037.966

$

Dolar

46,3319

Euro

54,0082

£

Sterlin

62,4682

Frank

58,4408

Gram Altın

6.454,9200

Bitcoin

3.037.966

Makale 17.06.2026 5 dk okuma

Yüksek faiz–düşük kur politikası risk üretiyor mu? (3)

Paylaş:

Türkiye’nin son yıllarda yaşadığı büyük ekonomi politikası değişimlerini masaya yatırdığımız üç bölümlük yazı dizisinin bu son bölümünde, madalyonun diğer yüzüne bakıyoruz: Kur baskılanırken dipten dibe yeni riskler mi birikiyor? Bugünün görece istikrar arayışı, yarının yapısal kırılganlıklarını mı besliyor?

Kabul etmek gerekir ki, yüksek faiz ve kontrollü kur kombinasyonu kısa vadede hedeflenen bazı sonuçları verdi. Kur oynaklığı dizginlendi, Merkez Bankası rezervlerinde dipten dönüş başladı ve enflasyonun o çılgın yükseliş hızında kısmi bir frenleme sağlandı. Ancak ekonomide asıl zorlu viraj, bu görece sakin limana ulaştıktan sonra başlıyor. Çünkü yüksek faiz ve baskılanmış kur politikasını bir tedavi yöntemi olarak çok uzun süre sürdürmenin, üretimin kılcal damarlarında oluşturacağı ciddi maliyetler var.

Bu maliyetlerin ilki ve belki de en kalıcı olanı, doğrudan yatırım ve üretim cephesinde kendisini gösteriyor. Paranın maliyetinin bu denli yükseldiği bir iklimde, reel sektörün finansman yükü taşınamaz boyutlara ulaştı. Bugün sanayici önünü göremediği için yeni yatırım kararlarını rafa kaldırıyor, kapasite büyütmekten kaçınıyor. Sanayi üretim endekslerindeki ivme kaybı da bu durumun en net habercisi. Üretimin yavaşlaması demek, orta ve uzun vadede ülkenin büyüme potansiyelinin ve rekabet gücünün kalıcı olarak zayıflaması demektir.

Madalyonun kur tarafı ise adeta saatli bir bomba gibi işliyor. Yüksek faizin cazibesine kapılarak ülkeye giren kısa vadeli yabancı sermaye, yani sıcak para, Türk lirasını bir süre yapay olarak güçlü tutabilir. Ancak bu durum, döviz kurunun ekonomik gerçeklerden ve piyasa temellerinden kopmasına yol açıyor. Kuru idari ve parasal araçlarla uzun süre baskı altında tuttuğunuzda, ileride kaçınılmaz hale gelecek ani ve sert kur düzeltmelerinin (devalüasyon baskısının) zeminini de kendi ellerinizle hazırlamış oluyorsunuz. Mevcut model, bu yönüyle yapısal bir çözümden ziyade "geciktirilmiş bir kur baskısı" görünümü veriyor.

Üstelik bu sıcak para bağımlılığı, küresel rüzgarlar tersine döndüğünde çok hızlı bir faturayla karşı karşıya kalmamıza neden olabilir. Kalıcı ve doğrudan yatırımlar yerine yüksek faiz arbitrajı (carry trade) için gelen bu sermaye, dünyadaki en ufak bir risk algısı değişiminde ya da büyük merkez bankalarının adımlarında arkasına bakmadan kaçma refleksine sahiptir. Gelişiyle kuru baskılayan bu likiditenin, ani çıkışıyla kur üzerinde nasıl bir fırtına koparabileceğini geçmiş tecrübelerimizden çok iyi biliyoruz.

Baskılanan kurun bugünkü faturasını en ağır ödeyen kesim ise şüphesiz ihracatçılarımız. İçeride maliyet enflasyonu (işçilik, enerji, ham madde) hız kesmeden yükselirken, döviz kurunun adeta yerinde sayması, üreticinin maliyet yapısı ile döviz gelirleri arasındaki makası kapatılamaz bir biçimde açtı (Maliyetler döviz gelirlerinden daha hızlı arttı). Özellikle tekstil, hazır giyim ve mobilya gibi emek yoğun sektörlerde küresel pazardaki rekabet gücümüzü kaybetmeye başladık; çünkü fiyat tutturamıyoruz.

Sonuç olarak Türkiye ekonomisi, son birkaç yılda iki uç sarkaç arasında gidip geldi. Önce düşük faiz ve yüksek kur eksenli, rekabetçi büyüme iddiasındaki model denendi; ardından yüksek faiz ve kontrollü kur odaklı daha ortodoks bir programa geçildi. Fakat net olarak görmemiz gereken gerçek şu: Kalıcı reçete ne tek başına faiz matematiğinde gizlidir ne de kurun seviyesinde.

"Asıl mesele; tarımda ve sanayide yerli üretim gücünü yeniden ayağa kaldırmak, yatırımı tabeladan sahaya indirmek, nitelikli istihdam oluşturmak ve ithal girdi sarmalını kırarak cari açığı kapatacak yüksek katma değerli ürünleri üretebilmektir.

Bir ülke dövizi baskılayarak ya da faiz çıtasını yukarı çıkararak değil; dünya pazarlarında rekabet üstünlüğü sağlayan vazgeçilmez mal ve hizmetler üretebildiği, ihracat kapasitesini güçlendirebildiği ve dışa bağımlılığını yapısal olarak azaltabildiği ölçüde o kronik enflasyon, devalüasyon ve kur baskısı kısırdöngüsünden çıkıp kalıcı refahı inşa edebilir. Aksi takdirde; direksiyondaki ekonomi politikaları ve aktörler değişse bile, sadece krizlerin ve kırılganlıkların biçimi değişmeye devam edecektir."

Dr. Murat Ergüven/TİMETÜRK

Etiketler:
Dr. Murat Ergüven
Dr. Murat Ergüven

Köşe Yazarı