Geleneksel gazeteciliğin belirleyici olduğu dönemlerde, bir haberin okuyuculara ulaşıp ulaşmayacağına ya da nasıl ulaşacağına editörler ve yayın yönetmenleri karar verirdi. İletişim literatüründe "eşik bekçisi" olarak tanımlanan bu kişiler; neyin manşete taşınacağını, neyin ise sümen altı edileceğini belirlerdi. Kamuoyu da ancak bu bekçilerin açtığı kapıdan sızan bilgi kadar aydınlanabilirdi.
Ancak dijitalleşme birlikte bu denklem değişti. Daha özgür ve çok sesli bir alternatif sunması beklenen yeni medya, zamanla kendi görünmez eşik bekçilerini oluşturdu.
Bugün, hangi içeriğin milyonların ekranına düşeceğine, hangisinin sessizce yok olacağına algoritmalar karar veriyor. Buradaki temel ve en tehlikeli sorun, bu algoritmaların hakikati değil etkileşimi öncelemesidir. Eğer gerçekler yeterince tık, beğeni veya tartışma getirmiyorsa sansür anında devreye giriyor. Üstelik bu modern sansür; eskisi gibi yasaklayarak veya karartarak değil, sessiz, derinden ve adeta rızamız imal edilerek uygulanıyor.
Bunu siyasal iletişim üzerinden okumak, tablonun vahametini daha net ortaya koyuyor. Bir seçim atmosferinde, ülkenin yapısal sorunlarına derinlikli ve gerçekçi çözümler sunan bir adayın projeleri, sosyal medyanın yüzeysel hızına kurban gidebiliyor. Buna karşın, hiçbir somut vaadi olmayan ancak algoritma dostu içerikler üreten diğer aday ise sistem tarafından "ilgi çekici" bulunarak köpürtülebiliyor. Sonuçta seçmen, hakikatin süzgecinden geçmiş bir vizyonu değil, sadece algoritmanın parlattığı o vitrini görüyor.
Geleneksel medyanın kan kaybettiği bir ortamda, yeni medyanın da bize sunduğu manzara maalesef çok farklı değil. Eskiden haber merkezlerinin kapısında bekleyen editörlerin yerini, "Hakikat Ötesi" (Post-Truth) çağda gerçeği süzüp eleyebilen acımasız algoritmalar aldı.
Dolayısıyla bu yeni düzende en büyük sorumluluk yine okuyucunun omuzlarına yükleniyor. Bilgi bombardımanı altında savrulmamak ve algoritmaların bizi içine hapsettiği fanuslarından kurtulabilmek için güçlü bir yeni medya okuryazarlığı bilinci geliştirmek artık bir zorunluluktur. Karşımıza çıkarılan her içeriğin kaynağını sorgulamak, duygularımızı manipüle eden başlıkların ötesine geçmek ve bize dayatılan "popüler" olanın arkasındaki gerçeği aramak zorundayız.
Tam da bu dijital manipülasyon çağında, ekranlarımızı kaydırırken Malcolm X’in uyarısını bir an olsun akıldan çıkarmamak gerekiyor:
Eğer dikkat etmezseniz medya, mazlumlardan nefret etmenize ve zalimleri sevmenize sebep olur.
Muhsin Şenol/TİMETÜRK