$

Dolar

47,3638

Euro

53,9466

£

Sterlin

63,2658

Frank

58,1008

Gram Altın

6.168,9900

Bitcoin

3.067.500

$

Dolar

47,3638

Euro

53,9466

£

Sterlin

63,2658

Frank

58,1008

Gram Altın

6.168,9900

Bitcoin

3.067.500

Makale 27.07.2026 6 dk okuma

Yapay zekâyı en çok konuşanlar, en az kullananlar

Paylaş:

Geçen sene bir toplantıda, yapay zekânın şirketimizde nasıl kullanılabileceğini konuştuk. Uzun bir toplantıydı. Sonunda herkes heyecanlıydı, kimse ne yapacağını bilmiyordu.

Bu sahne Türkiye'de sanırım her hafta bir yerlerde tekrarlanıyor.

Panellerde konuşuluyor, LinkedIn'de konuşuluyor, yönetim kurullarında "biz bu işe nasıl gireceğiz" diye soruluyor. Ama bir satış temsilcisinin sahada gerçekten ne kullandığına, bir marka müdürünün pazartesi sabahı masasına oturduğunda işini nasıl yaptığına bakınca, o coşkulu dilin karşılığını bulmak zor. Konuşulanla yapılan arasındaki mesafe açılıyor.

Ben bu yazıyı bir teknoloji şirketinden yazmıyorum. Un ve hazır gıda üreten, kökleri 1920'lerin tahıl ticaretine dayanan bir şirketin içinden yazıyorum. Türkiye'nin "gerçek ekonomi" dediğimiz tarafından yani. Kimse bize startup demiyor.

"Dijital dönüşüm" bugün en çok kullanılan, en az anlaşılan tabirlerden biri. Çoğu şirkette yeni bir yazılım satın almak anlamına geliyor. Lisans alınır, eğitim yapılır, güzel bir sunum hazırlanır. Birkaç ay sonra kimse açmaz. Sonra da "biz denedik, bize göre değil" denir. Bu cümleyi kaç kez duyduğumu bilmiyorum. Halbuki mesele hangi aracı aldığınız değil, hangi işi değiştirdiğiniz. Araç değişir, yenisi çıkar, önemli değil. Değişmesi zor olan işin kendisi.

Bir örnek vereyim. Bir tüketici araştırmasının ya da fiyat trend analizinin şirket içinde nasıl hazırlandığını bilenler bilir. Ham veri gelir. Birileri günlerce onu tasnif eder, kırılımlara ayırır, tablolara döker. Sonra birileri o tablolardan sunum hazırlar. Bizde bu iş bir haftayı bulurdu. Bazen daha uzun.

Bu sürecin az konuşulan bir tarafı var. O kadar emek harcandığı için sonuca kimse fazla soru sormazdı. Bir kırılımda hata varsa, bir tablo yanlış okunmuşsa, bunu fark etmek için aynı işi baştan yapmak gerekirdi. Kimse yapmazdı. Ve dürüst olalım — o sunumlardaki çıkarımların bir kısmı veriden değil, sezgiden geliyordu. Veri sadece onu giydiriyordu.

Bugün aynı analiz birkaç saatte çıkıyor.

Hız etkileyici, tamam. Ama beni asıl ilgilendiren başka bir şey. Bir haftalık iş, ancak o maliyeti hak edecek kadar büyük sorular sormanıza izin veriyordu. Küçük merakları sormazdınız. "Acaba şu segmentte durum farklı mı" diye. Sormaya değmezdi, cevabı öğrenene kadar ay biterdi. Şimdi değiyor. Bakıyorsunuz, yanlış çıkarsa atıyorsunuz. Soru sormanın maliyeti düştü. Bence bu, hızdan daha büyük bir değişiklik ama daha az konuşuluyor.

Doğruluk sorunu ortadan kalkmadı tabii. Yer değiştirdi. Eskiden yavaş üretilen bir yanlışla uğraşıyorduk, şimdi hızlı üretilen bir yanlışla uğraşıyoruz. Hızlı olanı kontrol etmek de hızlı, o yüzden şikâyet etmiyorum. Ama kontrolü yapmak zorundasınız. Yoksa elinizde eskisinden daha çok sayıda, daha kötü kontrol edilmiş rapor birikir. Bazı şirketlerde şu anda tam olarak bunun olduğunu düşünüyorum.

Pazarlama tarafında durum daha rahatsız edici. Yapay zekâ pazarlamacının yerini almadı; pazarlamacının işinin hangi kısmının aslında mekanik olduğunu ortaya çıkardı. Rapor derlemek, on farklı başlık alternatifi üretmek, aynı metni beş kanala uyarlamak. Bunlar yıllardır "iş" sayılıyordu.

Excel'in ilk yılları gibi biraz. Bir dönem şirketlerde tablo hazırlamak başlı başına bir yetenekti, adam o işle anılırdı. Sonra herkes öğrendi ve o yetenek yetenek olmaktan çıktı. Kimse Excel yüzünden işsiz kalmadı ama bazı insanların masasındaki iş tarifi sessizce değişti. Şimdi olan da buna benziyor bence. Ölçeği daha büyük, o kadar.

Tabii burada haklı bir soru var: bu işler bu kadar hızlanıyorsa, o işi yapan insanlara ne olacak?

Bu çekinceyi ciddiye almak lazım. "Merak etmeyin, teknoloji her zaman yeni işler yarattı" demek kolay ama eksik bir teselli. Kaybolan iş ile doğan iş her zaman aynı kişide buluşmuyor çünkü. Bir hafta boyunca tablo düzenleyen kişi ertesi gün veri stratejisti olmuyor. Arada bir dönem var ve o dönem gerçekten zor.

Yine de gördüğüm şu: bu dönüşüm iş kolu yok etmekten çok iş tarifi değiştiriyor. Bugün beş yıl önce adı bile olmayan pozisyonlara ilan veriliyor. Veriyle pazarlamanın kesiştiği yerde, üretimle yazılımın kesiştiği yerde, bizimki gibi klasik sanayi şirketlerinde bile yeni roller açılıyor. Mekanik işi yapan insana ihtiyaç azalıyor, o işi kurgulayan ve denetleyen insana ihtiyaç artıyor. Belki fazla iyimserim, bilmiyorum. Ama şu konuda eminim: şirketlerin bu geçişi çalışanın kendi başına halletmesine bırakması büyük hata olur. Teknolojiyi alıp insanı olduğu yerde bırakan bir dönüşüm, dönüşüm değildir.

Bu konuda yazılanların büyük kısmı iki uçtan birine düşüyor. Bir taraf her şeyin değiştiğini söylüyor, diğer taraf abartıldığını. İkisi de rahat pozisyonlar; ikisi de sizi hiçbir şey yapmak zorunda bırakmıyor. İşin içinde olan biri için durum daha sıkıcı: bazı şeyler gerçekten değişiyor, bazı şeyler hiç değişmiyor, hangisinin hangisi olduğunu da ancak deneyerek öğreniyorsunuz. Kısayolu yok. En azından ben bulamadım.

Türk şirketlerinin önündeki asıl risk de bence bu değişimi kaçırmak değil. Yanlış yerinden tutmak. Görünür olana, sunuma girene, "biz de yapıyoruz" denebilecek olana yatırım yapmak; işin gerçekten sıkıcı ve gerçekten kazandıran kısmını olduğu gibi bırakmak.

Elimde herkese uyan bir reçete yok. Yazacaklarım, bu işi bir şirketin içinde yaparken gördüklerim olacak. Ne kadarı size uyar bilemem — ama en azından slayttan değil, sahadan.

Zeynel Koç/TİMETÜRK

 

Etiketler:
Zeynel Koç
Zeynel Koç

Köşe Yazarı