$

Dolar

45,9305

Euro

53,5300

£

Sterlin

61,9525

Frank

58,4060

Gram Altın

6.620,4900

Bitcoin

3.253.854

$

Dolar

45,9305

Euro

53,5300

£

Sterlin

61,9525

Frank

58,4060

Gram Altın

6.620,4900

Bitcoin

3.253.854

Makale 02.06.2026 3 dk okuma

Türkiye neden düşük faiz modelinden vazgeçti? (1)

Paylaş:

Bu yazı, Türkiye’de son yıllarda değişen ekonomi politikalarını ve yeni modelin olası risklerini ele alan üç bölümlük değerlendirme dizisinin ilk bölümüdür.

Türkiye bir dönem düşük faiz, yüksek kur ve ihracat odaklı büyüme modeliyle yeni bir ekonomik yaklaşım denedi. Peki sonra neden aniden yön değiştirildi?
Neden düşük faizden yüksek faize geçildi?
Ve neden bugün kurun baskılandığı farklı bir modele yönelindi?

Özellikle 2021 sonrası dönemde ekonomi yönetimi “rekabetçi kur” yaklaşımını ön plana çıkardı. Düşük faiz politikasıyla birlikte Türk lirasının değer kaybetmesi, ihracatı artıracak bir araç olarak görüldü.

Temel düşünce şuydu:

Kur yükseldikçe Türkiye daha ucuz üretim merkezi hâline gelecek, ihracat artacak, cari fazla oluşacak ve ekonomi üretim odaklı büyüyecekti.

Bu yaklaşım zaman zaman “Çin modeli” tartışmalarıyla birlikte anıldı.

Gerçekten de düşük kur politikası kısa vadede ihracata belirli katkılar sağladı. Türkiye’nin ihracatı nominal olarak yükseldi. İş gücü maliyetleri dolar bazında geriledi. Türkiye dış pazarlar açısından daha rekabetçi görünmeye başladı.

Ancak süreç beklenildiği gibi ilerlemedi.

Çünkü Türkiye ekonomisinin üretim yapısı büyük ölçüde ithal girdiye dayanıyordu.

Türkiye üretim yaparken aynı anda enerji, ara malı ve teknoloji ithal etmek zorundaydı. Bu nedenle kur yükseldiğinde yalnızca ihracat gelirleri artmıyor; üretim maliyetleri de sert biçimde yükseliyordu.

Bir noktadan sonra kur artışı rekabet avantajı üretmekten çok maliyet enflasyonu üretmeye başladı.

Enerji fiyatları yükseldi. Ara malları pahalandı. Üretim maliyetleri zincirleme biçimde arttı. Bu durum kısa süre içinde tüketici fiyatlarına yansıdı.

Enflasyon kontrolden çıkmaya başladı.

Kur yükseldikçe fiyatlama davranışları bozuldu. Şirketler gelecekteki maliyetleri öngörememeye başladı. Vatandaş tasarrufunu koruyabilmek için dövize yöneldi. Ekonomide dolarizasyon eğilimi güçlendi.

Aynı dönemde Merkez Bankası rezervleri üzerindeki baskı da arttı.

Bir başka sorun ise güven tarafında ortaya çıktı. Yüksek enflasyon ve kur oynaklığı hem iç piyasada hem de uluslararası yatırımcılar açısından ekonomik öngörülebilirliği zayıflattı.

Sonuçta ekonomi yönetimi bir süre sonra farklı bir politika setine yönelmek zorunda kaldı.

Düşük faiz–yüksek kur eksenli modelden uzaklaşıldı. Yerine yüksek faiz, kontrollü kur ve dezenflasyon odaklı yeni bir ekonomi yaklaşımı ön plana çıktı.

Serinin ikinci yazısında, Türkiye’nin neden yüksek faiz–düşük kur modeline geçtiği ve bu yeni ekonomi politikasıyla neyin hedeflendiği ele alınacaktır.

Dr. Murat Ergüven /TİMETURK

Etiketler:
Dr. Murat Ergüven
Dr. Murat Ergüven

Köşe Yazarı