İşte Mümtazer Türköne'nin "Susanlar ne zaman konuşacak?" başlıklı o yazısı:
Başbakan, hafta sonu Afyon kampında partisinin milletvekillerine ayar çekiyor: “Susanı tarih affetmeyecek” diyor ve tabiatıyla kendisinin de “affetmeyeceğini” ekliyor.
Konu ‘paralel yapı’ olduğuna göre, ‘susanlar’, liderlerinin ‘cadı avı’na iştirak etmeyenler. Üslup oldukça kişisel ve duygusal. “Bana, aileme, arkadaşlarıma, davalarıma saldırıldığında susanlar olabilir ama onlara diyorum ki...” Susanlar kimler? Erdoğan’ın kendisine, ailesine, arkadaşlarına ve ‘davalarına’ sahip çıkmayıp geride duranlar. “Cadı avıysa cadı avı”; Erdoğan’ın pervası yok. “Evet biz bu cadı avını yapacağız” derken yanında olmayanlar. Daha kötüsü var. Suç, şecaat anında ortalığa dökülüyor. “Arkadaşlar eğer bu ülkeye ihanet edenlerin bir görevden alınıp bir başka göreve atanması cadı avıysa...” açıklamasından ne anlamamız lâzım? Görev yerleri değiştirilen on bini aşkın polis başta olmak üzere, yolsuzluk soruşturmalarını durdurabilmek için tayin edilen herkes hem ‘cadı’ hem de ‘vatan haini’. ‘Susanlar’ için sorun bitmiyor. Adam vatan haini ise neden başka göreve atıyorsun? Kuralım Kızılay’a sehpaları, sallandıralım gitsin...
Cumhurbaşkanları, milletvekillerine böyle ince ayar veremedikleri için, bu toplantının bir benzeri muhtemelen artık olmayacak. Sıkıntı da burada. Bu kadar çok ‘susan’ın içinden yukarıya çıktığınız zaman, oturduğunuz koltuğun altındaki zeminin pek sağlam kalması mümkün değil. Erdoğan’ın çevresindeki yarım düzineyi geçmeyen ‘silahşor’ dışında, AK Partililer liderlerinin açtığı savaşa katılmadılar. Kabinedeki bakanların ezici çoğunluğu bile ne cadı avına iştirak etti ne de ‘paralel hikâyeleri’ anlattılar. Bırakın susmayı, aralarından “kanıt olmadan paralel yapı suçlaması yapılamaz” diyenler, “yolsuzlukların mutlaka soruşturulması gerektiğini” söyleyenler bile çıktı. Hükümette ve partide ‘susanlar’ değil, ‘konuşanlar’ parmakla gösterilecek kadar az. Sebep, Erdoğan’ın sözlerine yansıyan aşırı kişisel tavır. ‘Kendisine, ailesine ve arkadaşlarına’ yönelik hesap, rüşvet ve yolsuzluk gibi akçalı bir sorundan değil de, kendisinin çoğul olarak sahip çıktığı ‘davalar’dan memlekete ve siyasete dair bir tanesi olsaydı AK Parti içinde bu kadar çok ‘susan’, herhalde olmazdı.
Erdoğan, kişisel bir savaş veriyor. Partideki suskunluk, bu savaşın kişiselleştiğini alenileştiriyor. Erdoğan’ın elindeki güçle seri muharebeler kazanması mümkün, ama savaşı kazanamayacağını siyasete ve devlet işlerine aklı eren herkesin kavraması normal. Etrafında gürültü yapıp kendini göstermeye çalışanlar, fırsatların savaşlarda çoğalmasına umut bağlayanlar.
YAZININ TAMAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ!!!