$

Dolar

45,6221

Euro

53,0304

£

Sterlin

61,3453

Frank

57,7787

Gram Altın

6.594,7200

Bitcoin

3.516.642

$

Dolar

45,6221

Euro

53,0304

£

Sterlin

61,3453

Frank

57,7787

Gram Altın

6.594,7200

Bitcoin

3.516.642

Kültür-Sanat

Şahin Alpay: İslam ve demokrasi tartışması bitti

"İslam demokrasiyle bağdaşır mı?" tartışması bitti. Arap devrimleriyle birlikte siyasal İslam ile demokrasi arasındaki karşılıklı bağımlılık giderek güçleniyor. İkisinin birbirinden bağımsız olarak var olması artık mümkün değil.

02.02.2013 - 10:05
nevzat
Şahin Alpay: İslam ve demokrasi tartışması bitti
Fotoğraf: Arşiv
Linke Tıkla, Timeturk'ü Favorilerine Ekle

TIMETURK / Haber Merkezi

Zira bundan böyle İslamcılar meşruiyetlerini ancak seçimler aracılığıyla koruyabilirler. İslamcıların siyasal kültürü demokratik olmayabilir ama kendilerini yeni, demokratik çerçeveye uygun olarak yeniden tanımlamak zorundalar.

Öte yandan siyasi dönüşüm geçirmekte olan Arap ülkelerinde demokrasinin, Mısır’da Müslüman Kardeşler, Tunus’ta Annahda, Yemen’de İslah gibi İslamcı akımları kapsamaksızın kök salması da mümkün değil. Demokrasinin, İslamcı ideolojinin merkezinde yer almadığı muhakkak. İslam dininin demokrasiyi özendiren bir yanı olmadığı da. Ne var ki, siyasal İslam ile laik demokrasinin evrimi, aynı hızla olmasa da, birbirine paralel olarak gelişiyor.

Otoriter rejimler altında İslamcılar, siyasal sürece katılmak ya da bu süreçte kalmak için giderek daha uzlaşmacı bir çizgi benimsemek durumunda kaldılar. Örneğin Mısır’da Müslüman Kardeşler, her izin verildiğinde seçimlere katıldı. Fas’ta Adalet ve Kalkınma Partisi seçimlere katılabilmek için kralın dinsel kimliğini kabullendi. Öte yandan Batı’ya sürgün giden İslamî aktivistler, bir yandan ülkelerindeki otoriter rejimin liberal ve laik muhalifleriyle, öte yandan insan haklarını savunan Batılı sivil toplum kuruluşlarıyla yakın ilişkiye girdiler. Bu ilişkiler, görüşlerinin evrilmesine yol açtı. Sürgündeki İslamcılar 1990’lardan itibaren gündemlerini giderek artan ölçüde insan hakları ve demokrasi kavramlarına dayandırdılar. Annahda lideri Raşit Gannuşi, bundan yirmi yıl önce, diktatörlükle mücadelede demokrasi talebinin cihat ya da şeriat çağrısından çok daha etkili olduğu sonucuna vardı.

Arap devrimleriyle birlikte daha iyi eğitimli ve dünyaya daha açık kuşaklar siyaset sahnesine çıktı. Bunların birçoğu, dindarlığın bireysel tercihleri ön plana çıkaran yeni yorumlarının cazibesine kapıldı. Bu durum Mısır’ın köktencileri, Selefiler açısından bile geçerli. On yıllarca siyasete uzak duran Selefiler, çeşitli partiler kurarak siyasete, bir anlamda “atlayarak” katıldılar.

Yeni kuşak İslamcılar, teknokratik modernizm ile muhafazakâr değerlerin sentezini yapmaya yöneldi. Devrim değil istikrar ve barış isteyen geniş kitlelere, dolayısıyla da çok partili düzene sırt çevirmeleri artık mümkün değil. İslam’ı iyi yönetimle ve insan haklarına saygıyla bağdaştırmayı başaramadıkları takdirde, halk desteğini yitirme tehlikesiyle karşı karşıyalar. Bu nedenle İslamî kurallar yerine, daha çok evrensel nitelikteki muhafazakâr değerleri savunmak durumunda kalabilirler. Örneğin alkol satışını Suudi Arabistan’dan ziyade ABD’nin Utah eyaleti kurallarına bağlayabilir; kadınların dinî kurallar yerine “aile değerleri”ne tabi olmasını isteyebilirler.

İslamcıların kısıtları da çok sayıda: Silahlı kuvvetleri denetleyemiyorlar. Toplumları daha eğitimli ve fikirlerini özgürce açıklamaya eskisinden çok daha hevesli. Kadınlar giderek daha büyük bir rol üstlenmekte. En büyük kısıt ise ekonomik gerçekler: Ekonomide başarılı olamazlarsa, iktidarı koruyamazlar...

Yukarıda, siyasal İslam ya da İslamcılığı en başarıyla analiz eden Batılı uzmanlardan biri olan Olivier Roy’nın “New Islamists / Yeni İslamcılar” (Foreign Policy, April 16, 2012) adlı makalesinin bir özetini yaptım. Zira bu analizin anlaşılmasına yardımcı olabileceği hususlar, kesinlikle Arap dünyasıyla sınırlı değil.(Şahin Alpay-Zaman)

Bu haber hakkında ne düşünüyorsunuz?

Etiketler:

İlgili Haberler

YORUMLAR

0 Yorum

Yorum Yazın