Ekmek ne kadar Allahınsa Lili de o kadar Allahın Lili...
Liliyar. Türkçenin en güzel şiirlerinden biridir. Bir yaralı kalp şiiridir.
Bir 'gidiş' şiiridir, Liliyar.
Sezai Karakoç'a yakalanmanın türlü türlü yolları, şekilleri vardır.
Biri de bu şiirdir.
Ben, bir çok dostum biliyor, iki ay önce by pass oldum.
Cerrah arkadaşım, hemşehrim Prof. Dr. Gökhan İpek, kaburga kemiğimi yardı, kalbimi çıkardı, hayatın üzerime abanması sonucu tıkanan iki damarıma by pass yaptı.
(Tek taraflı suçlamayayım hayatı, zaman zaman ben de hayatın üzerine fazla abanmış olabilirim.)
Başarılı bir ameliyattı. Gökhan Hoca'ya ve değerli ekibine teşekkür ediyorum.
Cerrahpaşa'nın kalp-damar cerrahisi, Türkiye standartlarının en üstünü temsil ediyor.
***
Gökhan Hoca göğsümü yardı, damarları yerleştirdikten sonra tekrar dikti.
Gökhan Hoca dikti ama, millette bir merak, bir merak.
Aklına esen, elini kaburgamdan içeriye sokmak istiyor.
Kimisi başarıyor da bunu. Hepsinin canı sağolsun.
Ben, bu hikaye başımdan geçtikten sonra anladım, insanın, bir hüzünle çarpışmasıyla, bir kamyonla çarpışması arasında fazla bir fark yokmuş.
Baktım, yorgunum.
Eski yorgunluklarımdan biraz değişik yorgunum.
"Zamanı geldi" dedim.
İsmet Özel derdi ya hani, harika bir laftı.
"TOPARLANIN GİTMİYORUZ". (Bunu ben de çok söylemiştim.) YAZININ DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ...