Onları okurken “Mekke’ye Muhacir” olarak gidip oradan “Medine Yolu”na varabilirsiniz. “Çarpışmasız Cihadın Hac” olduğunu idrak eder, “Suyunu Taştan Çıkaranların Hikayesi”ne kulak verebilirsiniz. Tabi “Kurban”ı ihmal etmeden. “Öldürmenin Güzelcesi”ne tanıklık edip yönünüzü “Beytullah”a çevirebilirsiniz.
Kâbe-i Muazzama’yı seyre dalmışken bir bir hatıralar canlanıverir gözünüzün önünde.
Hz. İbrahim, Hz. İsmail, Hz. Hacer… Sonra, Peygamberimize (sas) yapılan eziyetler… O’nu himaye eden “Ebû Tâlib” ve Resûl (sas)’ün can yoldaşı “Hz. Hatice”… Bir hüzün çöker üzerinize. Ancak “Üzülme!” diyen İlâhî Kelâm’la teselli bulursunuz. Çünkü gün gelecek “meleklerle bile gelsen…” diyen “Ebû Süfyan b. Hâris” dahi Müslüman olacak; sahabîler “yıldızlar” misali insanlara yol bulduracak; müminler, Efendilerine itaatte birbirleriyle yarışacak; O’nu görmeden hasretiyle yananlar “Su” misali O’na akacak ve tüm müminler yeniden Mekke’de buluşacak.
Gece döner, gündüz döner, devran döner. Günümüzdeki yanlışlar elbet bir gün döner.
Rahmeti gazabını geçen Rabbimiz, Rahmet Peygamberi’ni göndermiş ve “O’na itaat” edilmesini istemiş. Ayakkabıları çıkarıp arınmanın vaktidir. Öyleyse katılmalı büyük kervana ve ahdi yenilemeli hep birlikte:
“Lebbeyk! Allahümme Lebbeyk! Lebbeyke lâ şerike leke lebbeyk! İnne’l-hamde ve’n-ni’mete leke ve’l-mülk. Lâ şerîke lek!"