$

Dolar

45,5859

Euro

52,9740

£

Sterlin

60,7069

Frank

57,9455

Gram Altın

6.654,1500

Bitcoin

3.509.189

$

Dolar

45,5859

Euro

52,9740

£

Sterlin

60,7069

Frank

57,9455

Gram Altın

6.654,1500

Bitcoin

3.509.189

Kültür-Sanat

Osmanlı döneminde Cezayir şehri

Cezayir'de piyasaya yeni sürülen "Sultanlar Yurdu: Osmanlı Döneminde Cezayir Şehri" adlı kitap Fransa'nın Osmanlı eserlerini nasıl tahrip ettiğine geniş yer ayırıyor.

01.03.2010 - 15:06
Timeturk Editör
Osmanlı döneminde Cezayir şehri
Fotoğraf: Arşiv

Zakire Armağan / TİMETURK

Cezayir'de Osmanlı'ya ilgi her geçen gün artıyor. Geçtiğimiz yıl yayımlanan "Cezayir'de Osmanlı Camileri ve Eserleri" büyük ilgi görürken bu kez "Sultanlar Yurdu: Osmanlı Döneminde Cezayir Şehri" adlı kitap ülkede revaç gördü. Daru'l Besair tarafından yayımlanan 297 sahifeden oluşuyor.

OSMANLI'NIN CEZAYİR ÜZERİNDEKİ ETKİSİ

İç içe geçmiş şehirleri, yükselen caddeleri, sokakları ve dar yollarının çokluğu ile İslam şehirlerinin, güzel bir idare ve şehir hayatını garanti eden düzen, disiplin ruhu ile iyi bir mühendisliğe muhtaç olduğu doğru mudur? Aynı şekilde şehirlerin harem, kutsal cihad, savaş ganimetleri, uzak diyarları ele geçirme, cariyeler ve saray hayatının lezzetlerine dalmak kadar, sıradan vatandaşın hayatına önem vermeyen yöneticilerin hayatını yansıttığı doğru mudur?

Şüphesiz bu sorgulamalara cevap, Fransız askerlerinin şehre girip orayı işgal etmelerinden kısa bir zaman önce ve Osmanlı dönemi süresince Cezayir'in kudreti ile günlük medeni hayatın arkasında(gölgesinde) kalan yasama ve yönetim sisteminin yapısına tekrar bakmak için büyük önem veren bu kitabın eksenidir. Bu şehirde Osmanlı idaresinde üç asır boyunca şehre yerleşmiş mozaik toplum hayatını ayırt eden yasalar gelişmiştir. Şehirdeki idari hukuki düzen ve bayındırlık kanunlarının doğrudan ifrazı, birbirine rakip Hanefi ve Maliki mezheplerinin bulunması, şehir hayatının ihtiyaçlarıyla beraber din ve İslam kavramının ölçüsü içindi.

Bayındırlık uygulama bölgesi (pilot bölge) ve medeni şehir idaresinin arkasında duran kanun manzumesinin idraki ve yönetim sisteminin tasavvur edilmesi bu kitap ışığında kesinlikte mümkündür.

Cezayir ve İstanbul'un her parçasına dağılmış Osmanlı arşivi bize, şehir planlaması, bölgesel bayındırlık girişinin sona ermesi ve yerleşimden itibaren farklı bayındırlık seviyeleri ile bu kanunla alakalı çalışmada elde edilen deliller ve vesikaları sunmaktadır. Tarihi açıdan en büyük şehir iktisadi, içtimai, insani konularda Akdeniz sahilleri çevresindeki yoğun Endülüs göçü sonuçları karşısında bölgesel rol oynamaktadır. Bu şehrin kurulması ile burası Fas'ın başşehri olmuştur.

ŞEHİR PLANLAMASI BİLİMİ: KAHİRE'DEN CEZAYİR'E

"Daru's Sultan" kitabı miladi 1516'dan beri İstanbul'da Osmanlı hilafetine bağlı olan Fas bölgesinin başşehri olan Cezayir şehrinin tarihine değiniyor. Şu anda Cezayir'de bilinen coğrafi bölgelere hâkim olmuş Osmanlı hilafetinin bölgesel valisinin ikamet yeri anlamında Daru's Sultan adı verilmiştir. Bu kitap bugün Cezayir'in kaybettiği ekonomik, toplumsal ve kültürel yapı, yönetim sistemi ve yerleşik(medeni) şehir dokusunu yeniden oluşturmayı hedefliyor. Et-Taberi, Hatip el-Bağdadi ve Makrizi'den her birinin bir açıdan ele aldıkları İslam Arap edebiyatında meşhur olmuş planlama kitaplarının metodunu takip eder. Temelde kitabın değindiği bayındırlık planlama beklentisine karşılık verir.

Kitabın önemi 1830 senesinde başlayan ve yaklaşık bir çeyrek asra kadar uzanan Fransız işgali süresince şehrin başına gelen dönüştürme ve şehri felç etmeye yönelik dikkat çekmekle ortaya çıkıyor. Öyle ki pek çok şehir yıkılmaya, değişikliğe ve çehresinin yok edilmesine, sosyal ve ekonomik yapısında köklü değişimlere maruz kalmıştır. Bağımsızlığından sonra şehir durumunu düzeltememiştir. Hatta şehrin tükenmesi ve tedrici çöküşü kapasitesinin üzerinde kullanım baskısı ve şehrin çehresinden geriye kalan pek çok şeyin kötü bir hale gelmesi bir taraftan da yönetimin ihmaliyle devam etmiş oldu.

Bu sebeple kitap bir taraftan mahkemelere ait Osmanlı arşivi, işgalci Fransız idaresinin yaptığı ilk topoğrafik haritaya sonra İstanbul'da Osmanlı arşivinde ortaya çıkarılan bazı sultan emirlerine son olarak da şuan mevcut bayındırlık örgüsünden geriye kalana başvurmakla şehrin asıl şeklini güvenilir akademik çalışmalarla görebiliyor.

ŞEHİR İDARESİ VE PAZAR YÖNETİMİ (HİSBE)

Kitap ilk olarak Osmanlı döneminde şehri idare eden hukuki ve idari sisteme yer veriyor. Aksine bayındırlığı kontrol edip yönlendiren ve yöneten idari sistemin Müslüman Arap şehirlerinin çoğunda olmaması bazı oryantalist araştırmalarda yaygınlık kazanmıştır. Osmanlı dönemindeki Cezayir şehri bölgeye hâkim liderin -paşa- idaresi ile daha sonra divan adıyla bilinen idare sistemi ve Hanefi, Maliki mezheplerinin fakih ve kadılarının her ikisini de barındıran ilmi meclis adıyla bilinen hukuki sistemle yönetiliyordu. Bu muvazzaf ihtiyarların altında vakıf şirketleri, beytü'l mal, miras, şehir(bölge) şeyhinin müesseseleri, hisbe çarşı-pazar güvenlikçileri, sur dışı çevresini gözetleyen mükellefi kontrol eden komutan, mahalle sakinleri ve muhtelif grupların temsilcileri gibi pek çok farklı idare sistemi bulunmaktaydı.

Mahalle sakinleri yoksul değildi aynı şekilde karmaşık dokusu olan mühendisliği ilham ediyor görünen düzenleme de yoktu. Denize doğru şiddetli çökmeler sebebiyle topoğrafik konumun karmaşıklığını artıran bir mühendislik bulunmamaktadır. Başlangıçta şehir iki topoğrafik bölgeye ayrılmıştır; bunlar kamu hizmetleri ve çarşıya ayrılmış denizin karşısındaki basık arazi ile su kaynakları ve camiiler gibi bayındırlık hatları ve isimleriyle bilinen 23 yerleşim yerini içine alan dağlık bölgedir. Coğrafi bilgiler, vakıf ve mülkiye vesikalarının okunmasına dayanıp eski haritalara başvurmakla bu yerlere sınır konmuştur (sınırlandırılmıştır). Fas'ın iç bölgelerinden gelenler ve ya aslen berberi olanlar ve Arap yerleşim yerlerine ek olarak Türk, Yahudi ve Endülüs topluluklarının her birinin iskân ettiği mahalleler bu sınırlamayla(çizimlerle) bilinmiş oldu.

Aynı şekilde çarşılar ve aynı bölgenin farklı meslekleri bu sınırlamaya tabidir. Öyle ki her meslek özel bir konuma sahiptir. Güvenlikçiler ve uzmanlar İslam hisbesini başlamasına karşılık olarak meslekleri gözetleyip kontrol ediyor. Kitap, kapalı çarşı gibi kapalı ticari hizmetler ve dükkân yerlerinin belirlenmesi yoluyla vakıflar ve şer'i mahkeme vesikalarına dayanarak çarşıların yeniden peşpeşe düzenlemesini salık veren bir çaba sunuyor. Ebi Nasr eş Şeyzeriye ait "El Hisbe ala'l Aswaq : Pazarlarda Hisbe" ve "çarşı adetleri" konusundaki el yazmaları, onu şer'i hisbe ihtiyaçları ile ilgili topoğrafik dağılımdaki uyum çalışmasına ve bu sahada araştırma yapmaya yönelmesinde etkili oldu.

Yapı ve imar işleri bu yönetim alanından uzak değildi. İnşaatçılar, taş taşıyanlar ve badancılar gibi bayındırlık ve bina ile alakalı meslek sahipleri mesleki gruplara katılıyor, bu gruplardan genel ve özel projelerin uygulanması konusunda yardım istiyorlardı. Farklı Osmanlı arşiv kaynakları inceleme konusunda proje uygulama aşamaları ve yöntemlerine yardım etti. Masraflar beytül mal tarafından karşılandı. Bu uygulamaların çoğu özellikle Osmanlıların ilk dönemlerinde Akdeniz'de ticaret yollarına hâkim olmak üzere haçlılar ve Osmanlılar arasındaki deniz savaşı sonucu esir düşen Hıristiyan yardımcılarla gerçekleşti. Cezayir şehir haritası üzerinde uygulanacak bu mimari projelerin çoğu belirlendi. Günümüze hala haritayı görenler mevcuttur.

ENDÜLÜS'ÜN DÜŞÜŞ TRAJEDİSİ VE BAYINDIRLIK SONUÇLARI

Endülüs'ün düşmesi Cezayir şehri ve çevresinde bayındırlık üzerinde derin bir tesir uyandırmıştı. Birçoğu Şatiba, Valensiya, Dania, Tarşuşa daha sonra İşbilya ve Gırnata, Kurtuba gibi kuzey Afrika sahillerine kadar memleketlerini terk ettiler. Cezayir, Heran yahut Mundesira ve Şirşal gibi şehirlerde ve ya Belide ve Kalia gibi Cedide de iskân ettiler. Öyle ki bu yoğun Endülüs demografik göçü sonucu Cezayir bölgesindeki bayındırlık hareketlilik kazandı. Göç edenleri barındırma konusunda Osmanlı tecrübesi bize, Endülüslü muhacirleri Osmanlı diyarına; Anadolu ve ya göç edenlere geniş tımarlar, yeni şehirler inşa etme yoluyla Arap bölgelerine almada açık bir beceri gösterdi.

Çeşitli mimari tarzın birbirine karışması sonucu ortaya çıkan bir hale sevkettiği berberiler ve Arapların iskân ettiği Cezayir topraklarını Endülüs ve Osmanlılardan her biri paylaştı. Endülüslüler yüksek mimari sanatlarla geldiler. Osmanlıların bölgede yönetimi teslim almalarıyla doğrudan büyük projeler doğu (mimari ve bayındırlık)tarzına göre uygulandı. Bu durum Endülüs şehirlerinde meşhur olan kiremit çeşitleri ve İstanbul kubbelerini birleştiren seçkin mimari ekole benzeyen çıkıntıyı(şekli) yerel Afrika tarzına itti.

Endülüs göçleri sonucu bu geniş bayındırlık hareketi ışığında Cezayir şehri tanındı. Çok geniş engebeli topoğrafik yapısına rağmen denize uzanan ve üzerine şehir kurulan tüm tepe arazisi tüketilmekle bitti. Nüfus yoğunluğu en son seviyeye yükseldi. Nüfus 45 hektarı geçmeyen alanlarda 150 bine kadar vardı. Bu üç asırdır haçlı saldırıların karşılık verdiği için yeterli güç ve iyi metotla şehir surlarının yeniden gözden geçirilmesine sevketti. Osmanlıların o bölgeden kovulmasının ardından 1830 da şehrin Fransız kuvvetlerin eline geçmesiyle şehrin durumu kötüye gitti. Bayındırlık planlama aşamalarını bize, topoğrafya haritaları ve mülkiye vesikaları gösteriyor.

Şehir ilk kaynağından itibaren yağ halkaları şeklinde tedricen genişlemiştir. Tıpkı küçük bir köyün yaklaşık üç asır zarfında güçlü filolarıyla batı sahillerini koruyan ve Akdeniz'e uzanan metropol bir şehre dönüşmesi gibi.

Osmanlıların kabaca tanınmasına rağmen şehirlerin gelişmesindeki ve genişletilmesindeki tecrübeleri mimarlar ve planlamacılara bayındırlık bölgesi, şehir inşası ve idaresi konusunda ders vermede tek başına yeterlidir.

Kitabın Adı: Daru's Sultan (Sultanların Yurdu): Osmanlı döneminde Cezayir şehri, Şehir İdaresi ve Bayındırlık İşleri

Kitabın Dili: Fransızca

Yayınevi : Daru'l Besair Yayınları Cezayir

Sayfa Sayısı: 297

Ölçümler: 29*21

Yayınevi Tel : +9789961887820

Bu haber hakkında ne düşünüyorsunuz?

Etiketler:

İlgili Haberler

YORUMLAR

0 Yorum

Yorum Yazın