$

Dolar

45,9165

Euro

53,5748

£

Sterlin

61,8566

Frank

58,8145

Gram Altın

6.687,6700

Bitcoin

3.369.589

$

Dolar

45,9165

Euro

53,5748

£

Sterlin

61,8566

Frank

58,8145

Gram Altın

6.687,6700

Bitcoin

3.369.589

Genel

Öykücü Sait Faik'in yazıları da çıktı

Sait Faik'in 100. doğum yılı(2006) nedeniyle derlediği yazılarından oluşan "Adalı Sinağrit" adlı kitap çıktı. Yazılar sosyal, siyasal, kültürel tanımlar ve analizler içeriyor.

10.10.2009 - 12:11
Timeturk Editör
Öykücü Sait Faik'in yazıları da çıktı
Fotoğraf: Arşiv
Linke Tıkla, Timeturk'ü Favorilerine Ekle

Asım Öz / TİMETÜRK

Sait Faik Adapazarlı. Adalı Sinağrit de öykücü ve yine bir Adapazarlı Necati Mert'in Sait Faik'in 100. doğum yılı(2006) nedeniyle derlediği yazılarından oluşmakta. Yazılar sadece Sait Faik yazıları değil. Bir o kadar da sosyal, siyasal, kültürel tanımlar ve analizler. Yüzleşmeler. Açılımlar. Öyle ki memleket, taşra, merkez, edebiyat, öykü, şehircilik, tarih, iktidar, hürriyet, Ahilik, sol-sağ... ile yüklü her biri. Yirmi beş yılın içinden seçilen yazılar oldukları için de yazıldıkları günlerin özel, yerel veya genel koşullarına bağlılar. Yazılar, açılımlarıyla olduğu kadar bu değişim sürecine tanıklıklarıyla da ilgi çekecektir. Necati Mert'le kitabından hareketle Sait Faik'i konuştuk.

Önce Sait Faik'le ilgili yazılarınızdan hareketle bir kitap oluşturma düşüncesinin nasıl ortaya çıktığından başlayalım. Adalı Sinağrit nasıl oluştu?

Sait Faik hemşerim olur. Adapazarlıyız. Ama ilişkim inişli çıkışlıdır. Bundan olmalı, çeyrek yüzyıldır yazmış, konuşmuşum. Sait Faik'in doğumunun 100. yılında fark ettim bunu. Bir kronoloji içinde topladım yazıları. Ama toplamak yılın başında değil, sonunda düştü aklıma. Hece de yayımladı.

Sait Faik için verimlenmiş yapıt sayısını Perihan Ergun, Sait Faik Abasıyanık 90 Yaşında (Bilgi, Basıma Hazırlayan: Ayla Kutlu, 1996) adlı derlemesinde 18 olarak gösteriyor. Aradan geçen on yıl sonra Sevengül Sönmez, A'dan Z'ye Sait Faik'te sayıyı bu kez 27 olarak veriyor..Sait Faik üzerine olan yapıtları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Sayılar tam böyle olmayabilir. Atlananlar vardır belki. Ben Tahir Alangu ile Fethi Naci'nin Sait Faik kitaplarını daha önemli bulurum.

Sait Faik'le ne zaman tanıştınız?

Ortaokulda, lisede Türkçe-Edebiyat kitaplarımızda öyküleri var mıydı? Hatırlamıyorum. Ama "Gümüş Saat"ten çok etkilendim. Varlık, "Lüzumsuz Adam"la "Az Şekerli"yi birlikte basmıştı, onun içindeydi. Düştüğüm tarih: 22.12.1965. Yirmi yaşındayım, Ankara'da ikinci yılım. İlk okuduğum kitabı ise "Tüneldeki Çocuk". Tarih: Aynı yılın Ocak ayı.

Sait Faik'i anlatmanızı isteseler, onu nasıl betimlerdiniz acaba?

Orhan Pamuk için, "O, edebiyatımızın Tarkan'ı demişti" Enver Aytekin. Sanırım Sait Faik için de denir.

Orhan Kemal, Sait Faik'e yazdığı mektupta diyor ki: "Kim ne derse desin, sen nevi şahsına münhasır büyük bir Türk hikâyecisisin!"Öykücülüğünü nasıl anlatırsınız?

Yakaladığı öyküyü sürdürmüyor Sait Faik. Bırakıyor, bir başkasını deniyor. Ama mükemmeli yakaladığını düşünmüyorum bıraktıklarında. Güzelle yetiniyor. Bırakmasa yakalayacak elbette. Bu yüzden onun dışında büyüklerim vardır benim: Örneğin Memduh Şevket. Örneğin Tanpınar. Ama en "yıldız" öykücümüzdür Sait Faik. Dikkat çekmiştir hep. Bırakıp bırakıp denemeleriyle yeni öykülere kapı açmıştır. Konuşanı bu yüzden çoktur.

Sait Faik'i övmek, zor şeydir. Kendisine pek güvenmeyen, sevilmediğini, beğenilmediğini düşünen Sait Faik'i övmeye kalkanlar, kendisiyle alay edildiğini düşünerek hemen kızdığını belirtiyorlar. Onun bu kişilik özelliklerini neye yormak gerekir?

Yaptıklarından emin mi değildir acaba? Kuşkuları mı vardır? Sanırım. İçinden geçenler, başkalarının da içinden geçmektedir, diye düşünüyor belki.

Sait Faik'i sevmeyen yok! Bu anlamda herkes Sait Faikçi. . Sait Faikçi olmak ne demek? Önce onu tanımak demek bu, değil mi?

Ben Sait Faikçi görmem kendimi. Bu, karasevda gibi bir şey. Ama Sait Faik, her öyküsü için konuşulabilecek bir yazar. Lehte. Aleyhte. Dediğim yıldızlık, bu işte.

Dağlarca, Sait Faik üzerine ölümünün ardından başlamış yazmaya ve ölüm yıldönümlerinde onu hiç yalnız bırakmamış, durmadan bu büyük yazarı yüreğinde taşıyıp durmuş, dizelerinin tüm kapılarını onun dünyasına açmış. Onu düşünmüş, düşlemiş. Yakın bir dostu olarak aramış. Sevdiği bir yazar olarak özlemiş, yokluğundan etkilenmiş. Onunla iyi, güzel bir arkadaşlığı olmuş hep. Sait Faik, Biri değil/ Birisidir diyor Dağlarca. Dağlarca'nın Sait Faik algısını nasıl değerlendirirsiniz?

"Biri" ile "birisi" arasında tür açısından fark yok. İkisi de belgisiz sıfattan belgisiz zamir. İlkinde iyelik eki bir tane: "-i". İkincisinde ise bir de "-si" var. Katmerli. Ama anlamca aynılar. Da yine de Dağlarca'nın kastettiği bir şey olmalı. "Biri"deki "i"yi galiba yok sayıyor Dağlarca. Onun "herhangi biri"ni çağrıştırdığını düşünüyor. Hatta kişi dışında da kullanıldığını. "Biri-si" ile Sait Faik'in biricikliğini vurgulamış oluyor böylece.

Sait Faik'in pek çok kitabının adı onun yaşamıyla özdeşleşmiş gibidir; Lüzumsuz Adam, zamanla kitap adı olmaktan çıkmış, Sait Faik'in kendine taktığı bir ad gibi algılanmış; hatta bu nedenle 'Lüzumsuz Adam' olmadığını anlatan yazılar bile yazılmıştır... Kendi öyküsüyle öykülerinin öyküsü hep uç uca ya da iç içedir, diyebilir miyiz Sait Faik için?

Tabii. İlk üç kitabı (Semaver, Sarnıç, Şahmerdan) hariç sonraki kitaplarında yer alan öyküleri fazlasıyla otobiyografik. Ne ki yazdığı her şey de öykü oluyor.

Sait Faik'in en güzel öyküsü herkese göre değişir doğal olarak. Siz bir seçki yapsanız Sait Faik'ten alacağınız ilk beş öykü hangileri olurdu?

"Bohça", "Mahalle Kahvesi", "Sinağrit Baba", "Havuz Başı", "Dülger Balığının Ölümü".

Öyküdeki, Türkçedeki büyük başarısını, İstanbul'un tüm bölgelerinde büyük bir yabancılık çekmesine borçludur desek. . .

Evet, öyküleri bize bunu söyletiyor. Ama abartmamalıyız. Sait Faik'teki o yazma tutkusu olmasaydı "yabancılık" ne işe yarardı bir başına?

Niçin iki Sait Faik vardır?

Belki de iki Türkiye olduğu için iki Sait Faik var. Bunlardan biri taşra ve emek Türkiye'sidir. Diğeri merkez ve sermaye. İlkinin Sait Faik'e yansıması "Çelme", "Mahpus", "Beyaz Altın" gibi öykülerle olur. Toplumsal dert baskındır bunlarda. Dil, dobra dobradır. "Lüzumsuz Adam"la başlayan dönemde ise "ben öyküsü" önde gider. Özellikle "Son Kuşlar" ve Alemdağ'da Var Bir Yılan"daki öyküler. Artık içerden konuşur Sait Faik. İlkine Adapazarlı dersek, ikincisine Burgazlı demek düşer. Şu var ki eski tutumunu iyice terk etmediği de görülür. O kadar ki en Burgazlı öyküsünde bile Adapazarlı bir damara mutlaka rastlanır.

Çok bilinen Sait Faik öykülerini bu çerçevede nasıl yorumlarsınız?

Bu öyküler için ne diyebilirim? İyi ki yazılmışlar. Çünkü her biri yol açıcı öyküler. Sonraki öykücüleri etkiledi. Ancak Sait Faik dendiğinde sadece ve sadece bunların hatırlanması arızalı bir durum. Toplumsal olandan kopuşu işaret ediyor bu. Oysa Sait Faik'in ilk öyküleri de sonrakiler kadar önemli. 70'li yılların toplumcu öykücüleri bunlardan beslendi. Onlar üzerinde nedense hiç durulmuyor. Bu ihmal 80'li yıllarla daha arttı gibi.

Edebiyat dünyasında merkez taşra ilişkilerini nasıl yorumluyorsunuz?

Yazar, merkezde göz önünde. Edebiyat dünyasıyla içli dışlı. İlişkileri zengin. Bilinirliği daha kolay artıyor. Taşrada bu yok. Olmuyor. İşin sosyoloji tarafı böyle. Ancak siyasal anlamda dışlanmışlığı da anlatmakta "taşra". Egemen ideolojinin dışladığı, ya da "tabu" saydığı her şeydir ayrıca. Bu durumda, coğrafya taşrasında egemenin sözcüleri olduğu gibi, "öteki" görülenlere de merkezde rastlanabiliyor. Vaktiyle, "Paytonun F'si"ndeki yazıları yazdığım yıllarda -ki 1982 ve sonrasıdır- "taşra" böyle anlaşılmıyor, merkez tarafından Keloğlan kompleksi sanılıyordu. Şimdi öyle değil. Bir dönem "dönek", "tarikatçı" olarak suçlanan ben, Adapazarı'nda yalnız değilim artık. Şairi, yazarı mı arttı Adapazarı'nın? Hayır, bu anlamda demiyorum. Edebiyat değildir duruş. Edebiyat başka. Yazar, edebiyat açısından belki daha şanslıdır taşrada. Vakit ziyanlığı yoktur çünkü. Yeter ki sabrı, inadı olsun yazarın.

Peki ne zaman İstanbullu algılanır oldu Sait Faik?

Sait Faik, dedim: En Burgazlı öyküsünde bile Adapazarlı'dır. Sorun, onun bu öyküleri yazmasında değil. Sadece ve sadece o öyküleri üzerinde durulmasında. Bu da zannediyorum, 50 Kuşağı öykücüleriyle başlıyor. Yani Bunalımcılarla. Edebiyat iktidarları, Sait Faik'in bu öykülerine yaslanıyor hep. Sait Faik'ten destek alıyor.

Sait Faik'te İstanbul tiksintisinin nedenleri desek. . .

Okumuş biri için taşra, sıkıntılı bir yerdir. "Sinemasız, tiyatrosuz, kadınsız ve kumarsız" yaşayan; dünyayla (mı desem) ilişkisini yalnız akşam üstleri kalkan İstanbul treniyle kuran bir kasabadır Sait Faik'te taşra. Dardır. Yasaklıdır. Yaşanmaz. Öykülerinde, İstanbul'a çekip giden bir Sait Faik vardır. Ama İstanbul da yasaklıdır. "Burada her şey bir insanı sevmekle bit(er)." Fethi Naci bunu açar, açıklar kitabında. Sait Faik'in İstanbul tiksintisi onun bu sorunlu sevgisine kadar uzanır.

Fethi Naci'nin, pek çok kez alıntılanmış bir yargısı var Sait Faik üzerine. Şöyle diyor:"Sait Faik, kendinden önce gelen hiçbir hikâyecimizden yararlanmadan gerçekleştirmiştir hikâyelerindeki, Türk hikâyeciliğindeki yeniliği. Hani akrabası, kimi kimsesi olmayan damatlara 'çöpsüz üzüm' derler ya, Sait Faik yeni Türk hikâyesinin çöpsüz üzümüdür."Onun Sait Faik'in İstanbullulaştırılması ile ilgili düşünceleri var mı?

Bildiğim kadarıyla yok. Ama şu da sorulmalı: İlk öyküleriyle Ömer Seyfettin, hele Memduh Şevket arasında hiç mi akrabalığı yoktur?

Sait Faik'in çeşitli konularda kaleme aldığı yazıları 'Hikâyecinin Kaderi ' adıyla yayımlandı.Nurullah Ataç 12 Mayıs 1954'te: "Sait Faik benim gibi değildi: edebiyat konuları üzerinde konuşmayı değil, hikâyelerini yazmayı severdi," diyor. Sait Faik'in hikaye üzerine yazılarını nasıl buluyorsunuz?

Ataç haklı. Öykü yazıları, sanki yazılmış olmak için yazılmışlar. Arada ilginç öykücü tespitleri yok değil. Ama bunlar genişletilmemiş. Bağlanabilir uçlara bağlanmamış. Öykü üzerine daha yazsaydı bunlar giderilir miydi? Belki.

Hepsi 1942'de, Sait Faik'in Haber gazetesinde adliye muhabirliği yaparken yazdığı 26 röportajın Sait Faik'in yazı/n hayatındaki yeri nedir?

Öykü üzerine yazdıkları gibi, vazife olarak yazılmışlar sanki. Öyküleri olan, hem de güzel öyküleri olan "birisi" için söylüyorum bunları tabii. Sadece bu röportajları olsaydı Sait Faik'in, diyeceğim değişirdi yoksa. Ama Yaşar Kemal'inkileri unutmak şartıyla.

Nazım Hikmet Orhan Selim müstearıyla Akşam gazetesinde 9.5.1936'da yazdığı bir yazıda Sait Faik'i ele alır. Olumsuz yargılar vardır bu yazıda. Zamanla onu sevmeye başlıyor. . Nâzım, sonunda, Sait Faik'i sevmeye başlıyor. 1955 yılında Budapeşte Radyosu Türkçe Yayınlar Servisi'nde yaptığı konuşmalardan birini Sait Faik'e ayırıyor, Sait Faik'in "İp Meselesi" adlı o güzelim hikâyesini okutuyor, Sait Faik hakkında şunları söylüyor: "Ben Sait Faik'i çok severim. Bizim büyük hikâyecilerimizden biridir. Büyük hikâyeci, büyük şair. Bazen bedbin, bazen ümitsizliğe kapılır. Fakat çok namuslu insan, memleketini çok seven insan... Ve belki de bedbinliği, ümitsizliği çıkar yol görmemesinden ileri geliyor. Halbuki, çıkar yol var tabii. Velhasıl büyük bir hikâyeci, büyük bir şair..."Nazım Hikmet'in Sait Faik'e yaklaşımındaki değişimlerin nedenleri nedir?

Oysa ilk öykülerini sevmesi beklenirdi. Onlar Sadri Ertem'in açtığı yolda toplumsal ve eleştireldir. Ancak "İp Meselesi" her ne kadar "ben öyküsü" ise de -ki Sait Faik, kendisinin aylak ve öykücü olduğu için dışlanışını anlatır bunda; anası bile, evden bir an evvel çıkmak için alelacele yemek yemesi üzerine, "İşten dönmüş gibi acıkmışsın" diye takaza eder- toplumsal eleştiriyi de bırakmaz. Daha güzel bir dünyaya hasret de vardır öyküde. Toplumsal olanla olmayanın bu buluşmasını sevmiş olmalı Nâzım.

"Sait Faik'te Şiir" dendiğinde aklıma Sait Faik'in şiirleri değil, Sait Faik'in öykülerindeki şiir gelir" diyorsunuz. Nasıl bir şiirsellik var öykülerinde?

Öykücü, anlatır. Ama her şeyi anlatmaz. Hele uzun uzun hiç anlatmaz. Boşluklar bırakır. İster ki, söylenmeyeni okur görsün. Öykü şiire en çok buralarda yaklaşır. Peki, keramet boşlukta mıdır? Değil. İş, öyküyü öykü yapan malzemenin bu boşluklarla buluşmasında. Bu buluşmanın bir şeyi duyurmasında. Şiir, anlatmaz; duyurur. Öykü anlatır, artı olarak da duyurur. Sait Faik'te bu var işte. Aslında her has yazarda, hatta her has sinemada, her has tiyatroda... vardır bu.

Bu haber hakkında ne düşünüyorsunuz?

Etiketler:

İlgili Haberler

YORUMLAR

0 Yorum

Yorum Yazın