N. Esen Gök / TİMETURK
YUSUF KAPLAN: KÜLLİYAT OLMADAN MEDENİYET FİKRİYATI ÜRETİLEMEZ?
?Külliyat Yayınları olarak temel ilkemiz şudur: Bütünü kavrayamadığımız sürece, hem parça?nın içinde kaybolmaktan, hem de bütün?ü de parçalamaktan kurtulabilmemiz, dolayısıyla önümüze yeni koridorlar açabilmemiz zordur?.
Külliyat yayınları Genel yayın yönetmeni Yusuf Kaplan ile yaptığımız röportajı İstanbul Yazarlar Birliği?nde yaptık. Mimar Sinan?ın yaptığı Kızlarağası Medresesi olarak ta bilinen yapı ?Sinan?ı anlamadan yalnızca bir şehir inşa ve imar etmek değil, evrensel bir medeniyet fikri inşa etmek de mümkün değil.? diyen bir düşünürü misafir etti.
?Yayınevinizin kuruluş noktasındaki düşüncelerinizi alabilir miyiz? Külliyat neden var?
?Türkiye?de entelektüel figürü yok. ?Literati? yani okumuş-yazmış var. O yüzden de fikrî hareketler yok. Fikri hareketler olmadığı için Külliyat var. Türkiye bir medeniyet krizi yaşıyor. Bu medeniyet krizi dediğimiz şey çift yönlü temassızlık. Yani hem hâkim kültürle bizim esaslı ve derinlikli temas kurmamızı sakatlıyor. Hem de İslam medeniyetiyle olan temasımızı zedeliyor. Epistemolojik ve ontolojik kopuş dediğimiz şey bu. İslâm tarihinde yaşadığımız ilk sarsıcı fetret dönemi. Dolayısı ile bu entelektüel hayata yansıdı. Ortaya düşüncede, sanatta, siyasette birinci sınıf insanlar yetiştirecek birinci sınıf akımlar geliştirecek bir birikim konulamıyor bu yüzden. Daha sığ, daha ikinci sınıf hatta üçüncül figürler çıktı ve kalıcı olmadı. Bunun Külliyat yayınevi ile ilişkisi ne? Türkiye?de bir sürü yayınevi var. Fakat bize aktardığı bir sorun var. Öncelikle dille ilgili bir sorun var. Dili çok bozarak, asıl metnin dilini değil de Türkiye?de ki ideolojik siyasî kavgayı, dil?e yansıtarak metinlere giydiren ve kavramların içini boşaltan bir sorun bu. Semantik intihar dediğim bir sorun. Bir dünya kurmanızı, bir fikriyat inşa etmenizi engelleyen, hatta imkânsızlaştıran bir zihinzisleştirilmiş zihin üretiyor bu durum. Dili yok olan, anlamını, referans sistemini ifade edemeyen ve onun ifadesi olmayan bir dil, yaşayamaz; dili yaşamayan bir toplum ise yok olmaktan kurtulamaz. Diliniz yoksa özneleşemezsiniz, başkalarının dilini kullanırsınız. Başkalarının dilini sadece başkalarını anlatmak için kullanabilirsiniz; yeni bir dünya, yeni bir medeniyet inşası sürecinde kendinize özgü, kendi kavramsal sisteminiz eksene alarak aslî ve asil bir dil kurmanız kaçınılmaz. Taklîdî değil, tahkîkî bir dil. Çünkü taklîdî dil, sizi nesneleştirir ve bu dille dünyaya esaslı şeyler söyleyemezsiniz. Dili yoksullaştırmayan, dilin ruhunu ve ufkunu daraltmayan, tarihsizleştirmeyen bir medeniyet dili olması zorunlu kuracağınız dilin.
Yani asıl mesele şu: Bizim esaslı bir fikriyat oluşturmamız lazım. Birinci sınıf bir iş yapmamız lazım. Yapmak zorundayız. Bunun için de doğu geleneklerinin de batı geleneklerinin de İslam düşünce geleneklerin de bütüncül bir şekilde külliyat mantığıyla aktarılması lazım. Hem genel olarak düşünce geleneklerinin külliyatının, hem de bizzat düşünürlerin külliyatlarının. Bizim yapmaya çalıştığımız şeyin ilk ayağı bu. İkinci ayağında da bizim bir medeniyet fikriyatını ürettiğimiz gözsterek özgün metinler yayımlayacağız.
?Yayınevinizin birçok düşünüre ait külliyatı bulunuyor. Nietzsche?nin kitaplarını özellikle siz tercüme ettiniz. Onun kitapları birçok yayınevi tarafından defalarca basıldı. Söylenecek her şey söylendi gibi?
?Nietzsche?nin çevirilerini yapmamızın nedeni şu. Öncelikle iki kitabı ile başladık. Biri ?Deccal? diğeri de ?Putların alacakaranlığında?. İşte bu külliyat mantığıyla ilgili bir durum. Bu birinci neden. Çünkü Nietzsche?nin düşüncesinin omurgasını bu iki kitap oluşturuyor. İki temel sorunu var Nietzsche?nin. ?Deccal?de ?tanrı? sorununu tartışıyor, Hıristiyanlık üzerinden kalkarak. Ki bu İnsanlığın en temel sorunlarıdır...?Putların alacakaranlığında? ise ?akıl? sorununu tartışıyor. Belli başlı medeniyetleri dolaştıktan sonra Zerdüşlüğe geliyor ardından nirvanasına çekiliyor. Ordan bize diyor ki ?Bizim 19.yüzyıl kültürümüzün onun yanında son derece geri kaldığını göreceğimiz İslam?ın karşısında diz çökmeliydik?. Bu önemli. Niye önemli? Şunun için: Nietzsche kendisinden önce gelen bütün düşünce geleneklerini sil baştan tartışıyor (spesifik olarak batı düşünce tarzını tartışıyor) ve bir soy kütüğü, bir entelektüel arkeoloji çalışması yapıyor. Bir de kendinden sonra gelen düşünce geleneğini, postmodernizmin temellerini atan bir adam. Nietzsche?nin kitaplarını tekrar basmamızın bir diğer ve önemli sebebi ise; Nietzsche ülkemizde ?ateist? olarak biliniyor. Hatta nihilizmin babası olarak biliniyor. Fakat o ?tanrı öldü? derken azman bir ateist veya nihilist olarak konuşmuyor. ?Çünkü O?nu biz öldürdük?, diyor. Tanrı inancını yitirdik, diyor ve ona isyan ediyor, ilerleyen dönemlerde insanlığın nihilizmin eşiğine sürükleneceğini ve yok olacağını söylüyor özetle. Nietzsche bir hakikat arayıcısı. Özelde Deccal?deki Nietszche?nin Tanrı anlayışı bir müminin mükemmel bir Tanrı anlayışı. Hiçbir şeyi beğenmeyen, insanlık tarihindeki bütün düşünce geleneklerini yerle bir eden Nietzsche?nin İslâm?ın önünde diz çökmeliydik demesi önemli. Bugüne kadar bize anlatılan ve aktarılan Nietzsche portresi temelden ve bütünüyle yanlış. Öğrencisi Heidegger?in 4 ciltlik Nietzsche kitabı vardır ve benim dikkat çektiğim noktalara özenle parmak basar Heidegger bu kitabında da. Yani çarpıtılmış bir düşünürün imajını düzelttik. Benim söylemek istediğim ve yapmak istediğim şey bu. Metinlerine baktığımızda tam bir müminin tanrı algısı var. Ayrıca kendinden önceki Batı düşüncesini kıyasıya ekleştiren, kendisinden sonraki düşünce serüveninin temellerini atan bir düşünürü doğru tanıdığımız zaman, Batı?yı da çarpıtmadan tanımış oluruz. O zaman Nietzsche gibi bir düşünürün, Batı düşüncesinin bize neden yeni bir şey söyleyemeyeceğini söylediğini daha iyi idrak edebiliriz. Tabii sadece Batılı düşünürleri basmıyoruz. İslâm düşüncesinin klasiklerini de basıyoruz. Mesela İbn Sina?nın İşarat?ı, Cürcanî?nin Şerhul-Mevakıf?ı ve 5 ciltlik dev ve kurucu bir düşünce tarihi ansiklopedisi olarak basacağımız Tehanevî?nin Keşşaf?ı ilk yayımlayacağımız İslâm düşüncesi klasikleri. Tehanevî?nin kitabı çok önemli bir ansiklopedi çalışması: 18. yüzyıla ait. 18. yüzyılda Batı?da Aydınlanma Düşüncesi ve Ansiklopedistler var. Onları biliyoruz ama Tehanevî?yi hiç bilmiyoruz. Mesele onlar ve biz meselesi de değil. Tehanevî Aydınlanmacı düşünürlerin hepsinden (Kant hariç) çok daha derinlikli biri. Keşşaf?ta bir kavramı hem dilbilim açısından, hem usul ilmi açısından, hem felsefî açıdan, hem de tasavvuf düşüncesi ve fıkhî açıdan inceliyor. Çok önemli öncü ve kurucu bir metin bu. Bu kitap yayımlandığında Türk düşünce hayatı, hem aslî dinamiklerini asıl kaynaklarından öğrenme imkânına kavuşacak, hem de yeni bir fikriyatın temellerinin nasıl atılabileceğini fark edebilecek. Ayrıca 12 ciltlik düşünce tarihi ansiklopedisi, 20 ciltlik İslâm medeniyeti çalışmamızı da unutmadan hatırlatmış olayım. Kitaplara zengin bir indeks, doyurucu bir sunuş yerleştirdiğimizi ve estetik, özenli bir şekilde bastığımızı da söylemiş olayım.
?Pergel metaforu Külliyatı anlatan bir düşünce.
? Pergel metaforundan hareketle sabit ayağımızı kendi medeniyetimize yani kendimize, hareketli ayağımızı da bizim dışımızdaki medeniyetlere açmamız gerekli. Fikirde, sanatta ve siyasi alanda hareket ancak bu şekilde başlar.
? Hem Külliyat yayınların da düşünce alanında ürünler verirken bir iletişimbilimci olarak da, sinema ile ilgili araştırmalar yapıyor ve dersler veriyorsunuz. Sormadan geçmek istemiyorum. Günümüzde Türk sinemasının dili nasıl? Ya da bir dil kurulabildi mi?
? Öncelikle; film tek başına kendisinden ibaret değildir. Hiç bir şey yalnızca kendinden ibaret değildir. Yalnızca kendinden ibaret olursa var olamaz. Türkiye?deki sinemanın sorunu bu. Sadece sinema, bir formdur. Bir kültürün normlarını hem yansıtan, hem de tartışan ve yeniden üreten bir formdur. Bu formu, kendi normlarınız doğrultusunda kullandığınız zaman, dönüştürebilirsiniz, re-forme edebilirsiniz. Eğer kendi normlarınızı, kendi medeniyet dinamiklerinizi yitirmişseniz, başka kültürlerin formlarını da, normlarını da, kendi normlarınızı ve formlarınızı da sadece deforme edersiniz. Bundan bir şey çıkmaz. Ne çıkabilir. Sadece kafanızın fena halde karışık olduğunu gösteren, sizin bir dile sahip olamadığınızı, dilinizin olmadığını gösteren, sizin bizzat yok olduğunuz anlamına gelen, dünyaya söyleyeceğiniz bir şey olmadığı anlamına gelen çok yakıcı ve yıkıcı bir şey çıkar buradan. Çünkü dil hem bizi konuşur, hem de bize konuşur. Bizim dilimiz ne bizi konuşuyor, ne de bize konuşuyor. Sadece sinema için geçerli değil söylediklerim. Sanatın bütün türleri için de, düşünce hayatımız için de, siyaset hayatı için de aynen geçerli. Yakın dönemde çekilen filmlere baktığınız zaman, dünyaya özgün bir film dili armağan eden filmler çekemediğimizi, dolayısıyla başkalarının konuştuğu dili burada yeniden tekrarladığımızı görürsünüz. Dünyada Afrikalılar, Latin Amerikalılar, İranlılar, Çinliler, kendi medeniyet dinamiklerinden yola çıktıkları için film dilleri kurabiliyorlar; ama biz kuramıyoruz. Çünkü dilimizi, medeniyet dilimizi ve bu dilin kaynağı olan medeniyet dinamiklerimizi, ruhumuzu, idealarımızı, iddialarımızı yok etmeye çalışıyoruz. Buradan bir şey çıkmaz. Bizim kendilerine özgü diller ve dolayısıyla esaslı fikirler inşa eden yeni Sinan2lar, yeni Itrîler, yeni İbn Arabîler, yeni İbn Haldunlar yetiştirmemiz kaçınılmaz. Aksi takdirde, dünyaya bir şey söyleyemeyiz. Sinan?ı bilmeden, iyi kavramadan film dili kuramayız mesela. Adamlar Aristo?dan yola çıkarak kurdular Hollywood?un dilini. Avrupa sanat sinemaları, İncil?den beslenerek kuruldu. Biz bunları bile göremeyecek kadar dilimizi yok ettik. Dilini yok eden bir millet, dinini de yok eder; konuşamaz ve dünyaya esaslı şeyler söyleyemez. Çünkü dil, varlığın evidir. Eviniz varsa, oraya iskân edebiliyorsanız, sizin varolduğunuza hükmedebiliriz. Eviniz yoksa siz de yoksunuz demektir. Mesele budur.
?Yeni dönem yönetmenler?
?İstisnai örnekler var. Nuri Bilge Ceylan, Zeki Demir Kubuz, Burada film dili kurmak kaygısı var.
Ama film dili nasıl kurulur sorabilmiş değil bu arkadaşlar. Semih Kaplanoğlu, bizim medeniyet dinamiklerimizden beslnediği için çok esaslı şeyler söyleyecek, belki de ilk kez onun filmleriyle birlikte evrensel bir film dili sunacağız dünyaya.
İnsan yayınlarının bir markası olan Külliyat yayınları kültür ve düşünce hayatımıza yeni bir soluk hatta ?putları kırıcı? olarak yayın hayatında. ?Biz bu çağa ne söyleyeceğiz? meselesi için yola çıkan düşünce adamı Yusuf Kaplan şunu ekliyor ?yeni Mevlanalara yeni Sinanlara ihtiyacımız var?.
?Düşünce alanında bir sıçrama olmak zorunda. Dünyaya sunacağımız bir şey olmak zorunda. Medeniyet çapında bir okumayla olur. Bütün akımları içine alan bir okumadır bu?.
Gelecek yazı :Türkiye?de sinema dili ve İran sineması