Haber Merkezi / TIMETURK
LEMMA, HAYÂ VE İMAN
Ewa Jasiewicz
Olduğunda sabah saat 9.00?du. Sabrine Naim?le konuşuyorduk. Bu sabah enkaz haline dönmüş Naim?in evinde duruyorduk. Bir metre uzunluğunda 30 santim genişliğinde moloz parçaları, cam ve kırılmış tavanlarının parçaları, yatakların, sandalyelerin, mutfağın ve oturma odasının üzerine saçılmış. 12 kişilik aileden sadece 2?si o sırada evdeymiş. Saldırıyı bekliyorlarmış. Sabaha karşı 4?te gelmiş, yerel polis istasyonu ve Filistin Özgürlük ofisini F16 füzesi vurmuş. İçten içe yanan enkaz ve kayalar ile toz toprak Beit Hanoon?un kalbine yayılmış. Market, taksi durağı ve ana cadde molozla kaplı.
Sabrine komşusunun evinden fırlayan parçalarla yüzünden yaralanmış. Sağ yanağının bir kısmı kalın beyaz bir pansumanla kaplı. Yaşlı ve yorgun gözlerle bakıyor. Fırlayan parçalar ağırlaşmış hamile karnını vurmuş. Doğuma sadece bir ay kala, yerel hastanede iki saat kalmak zorunda kalmış.
Gece yarısı 4.00?teki patlama hepimizi yataklarından fırlattı. Devasa beklenmedik bir patlama, beton duvarların, katların ve çeliklerin tek bir anda patladıklarının sesi. Saldırılar tüm gece devam etti, ekserisi yine Cebaliye?de. Zihninizdeki haritayı zorlayan uzak gümbürtüler.
Geceyi Beit Hanoon?da geçirdik, Gazze Şeridi?nin kuzeyinde yer alan 40 bin kişinin yaşadığı kasabada. Beit Hanoon, İsrail bölgesindeki Erez Kapısı ve Houg?la (şimdilerde Sderot deniliyo) sınır oluşturuyor. Kasaba Gazze?deki en verimli topraklardan bir kısmına sahip. Büyük bir bölümü, portakal ve zeytin ağaçları, İsrail ordusu tarafından İsrail yerleşimlerine ve kasabalarına savaşçılar için örtü olmasın diye buldozerlenmiş. Bu halde bile, İsrail kasabalarına yakınlığı nedeniyle, füzelerin buradan fırlatıldığı biliniyor.
Kaldığımız ailenin evi İsrail?in 2006?daki son saldırısında işgal edilmiş. Altı kişilik aile alt daireye inmiş, üst kattaki odaların duvarlarında keskin nişancı delikleri açılmış. Eğer işgalin sesi, tanklar, apacheler, F16?lar, bot sesler, telaşlı askerler ve keşif insansız hava araçlarının bitmez tükenmez alayı aileyi ayakta tutamadıysa, o zaman tek bir kurşun sesi ve kimin ya da neyin vurulduğu endişesi, bir komşu ya da akraba mı vuruldu sorusu, içlerinde yaşadıkları işgali artırmış.
Zeytin ağaçlarıyla dolu bir avlu içerisindeki ev ve çevreleyen caddeleri gören çatısı, keskin nişancılar için mükemmel bir nokta oluşturuyor. Şifa Hastanesi?nde prematüre çocuk uzmanı Dr. Muhammed Naim?in evi son 8 yılda 12 defa işgal edilmiş. Üst katlardaki odaların gri duvarlarındaki lekeleri boyamaya bile kalkışmamış. Keskin nişancı delikleri olarak kullanılmış. Biliyor ki yine gelecekler. Evinin dış duvarları da, geceleri dar geçitlerden geçen işgal kuvvetlerinin tipik yön bulma işaretlerini taşıyor.
Ona, ?İşgal ederlerse taşınacak mısın?? diye soruyorum. ?Nereye gideceğim ki? Gidecek yerim yok ki? diye cevap veriyor. Ön kapısının kilidini işaret ederek, ?En az 20 defa kırıldı burası? diyor. En son işgalde Dr. Muhammed, yaşları 16-40 arasında değişen erkeklerle birlikte gözleri bağlanarak Kuzey Beit Hanoon?daki tarım okuluna götürülmüş.
Perşembe öğleden sonradan Cuma akşamına kadar, sorgulanmış ve gözaltında tutulmuş. ?Her işgalde benim evime girerler. Elektriği keserler ve kendi fenerlerini kullanırlar. En son sefer ailem alt katta beş gün kalmak zorunda kaldı. En kötü çocuklarım etkilendi, her şeyi hatırlıyorlar, tankları, işgali, hapsedilmeyi; sokağa çıkma yasağı olduğunda hiçbirimiz dışarı bırakılmadık?. Askerlerin nasıl davrandığını sorduğumda, ?Nöbete bağlıydı, bazen saygılıydılar bazen saldırgan. Fakat şimdiki gibi bir durumda, herhangi bir hareket ateşle karşılanır? diye cevap veriyor.
?50 kişi burada öldürüldü?. Bu sözler arkadaşım Sabr?a ait. Dr. Muhammed?inki gibi sürekli askerler tarafından işgal edilen kız kardeşinin evinin dışındaki caddeyi işaret ediyor. Son işgalde, direniş ilerleyen tanklara burada karşı durmuş. Sonuç kan banyosu ve katliam. Ailesinin evi dümdüz edilmiş.
Burada caddelerde yürürken, neredeyse her evde bir şehit var, işgal kuvvetleri tarafından katledilen genç olsun yaşlı olsun, savaşçı ya da sivil olsun her yitirilene burada şehitlik payesi veriliyor. Bir saygı işareti ve ölümün katıksız miktarı ile her aileyi etkileyen kayıplara ve avunulamaz olana dayanma mekanizması olarak. Aynı zamanda vahşice alınan hayatları onurlandırmanın ve saygı göstermenin de bir yolu, işgal altında hayatın ölümden sonra da yaşayabilmesi için. Herkes bir komşunun, bir arkadaşın, bir kuzenin ya da herhangi birisinin İsrail işgal kuvvetleri tarafından katledildiğini bilir. Buradaki topluluklar her ölümü kendilerinmiş gibi hissedebiliyor zira o kadar çoğu yekdiğerini kişisel olarak tanıyor. Genişlemiş aile bağları ve ortak kamulaştırma ve ihraç deneyiminden doğmuş akrabalık ağları, bir destek ağına dönüşmüş. Ortak tehdit çadırlardan yapılan evler şeklinde somutlaşmış. Hepsi bir arada ve birlikte şahitliği taşıyorlar. Ailelerin büyüklüğü ve insanların birlikte yaşadığı yakınlık nedeniyle, neredeyse hayatın her alanında doğal bir paylaşım oluşmuş. Her öldürmede bir şahit olmuş, şahitler olmuş, sanki insanların hayatlarında sadece olan buymuş gibi, her daim ?birlikte?.
El-Vahit Caddesi?ndeki kocaman kraterin yanından geçiyoruz, tam el-Kudüs sağlık ocağının karşısında. Keşif insansız hava aracının ya da bir F16?nın, 10 çocuk annesi 47 yaşındaki Meysere Muhammed Adwan ve 24 yaşındaki İbrahim Şefik Çebat?ı çimento ve kil benzeri çamura gömdüğü yer tam burası. İbrahim?in babası ve klasik Arapça öğretmeni Şefik Çebat, oğlunun bedenini ilk bulan olmuş fakat hemen tanıyamamış. Bir buldozer enkazı temizlerken kolu ortaya çıkmış. ?Onun orada olacağı aklıma gelmezdi? diye açıklamaya çalışıyor, ?O sivildi, 7-UP fabrikasında işe gitmişti, işte olduğunu sanıyordum?.
Selahattin Caddesi?ndeki fabrikaya yakın İsrail saldırısı nedeniyle, çalışanlar kendi güvenlikleri için evlerine erken gönderilmiş. Şefik?in baldızı Fatma, ?Çamur ve kayalar, vücudu üzerinden metrelerce yığılmış. Metrelerce! Ona ulaşabilmek için tam iki saat uğraşmışlar. Sonrasında babası onu tanıyamamış. ?İbrahim bu, İbrahim!? diyen en genç oğlu olmuş. O da, hayır oğlum o değil demiş, fakat yüzünden çamuru silip o olduğunu görünce, yere yığılmış, bayılmış kalmış?.
İbrahim, düğün parasını denkleştirmek için 7-UP tesisinde çalışıyormuş. Selvan Muhammed Ali Şebat?la evlenecekmiş. Daha evlenmeden dul kalan kadın kendisini acıyla ?kırık? ve ?nefessiz? olarak tarif ediyor.
Kadınların matem odası oğullarını kaybetmiş analarla dolu, İbrahim?in annesinin etrafını sarmışlar, çiğ renkli sünger bir divan üzerindeler. İbrahim?in annesi Sadiye?nin kız kardeşleri Fatma ve Kamile de birer oğlunu yitirmiş: ?Ben şehit anasıyım, o şehit anası, şehitlerle dolu burası?. Fatma?nın oğlu Muhammed Kaferna, 2001 Eylül?ünde bir tank mermisiyle katledilmiş, Kamile?nin oğlu Hasan Kadir Naim de 2007?de bir füzeyle.
Sadiye şok içerisinde ve acısından aklını yitirmek üzere, ölmüş oğlunun anısı arkasından ağıt yakıyor: ?Ona dışarı çıkma dedim, çıkma, çıkma dışarı, çıkma?.
Sadiye?nin kardeşim Kamela, beni gözleriyle yakalayıp öne doğru eğiliyor. ?Bize karşı savaş silahları kullanıyorlar? diyor, ?Bizler siviliz ve bu mahalleyi savaş uçaklarıyla bombalıyorlar?.
Mavi muşambadan matem çadırları Beit Hanoon caddelerini sessizliğe boğuyor, Gazze?nin geri kalanı gibi. Erkekler, yan yana plastik sandalyelerde oturuyor, acı kahve içip hurma atıştırıyor. Sessiz kolektif hatıralarıyla onlar birçok ailenin ve topluğunun yalnızlığın ve ortak direncin yeni seviyeleri için geçiş yolları.
Sanırım bu sabah 9.00?a geri dönmeliyiz. Olan o ?şey?e.
Molozdan evinde Sabrine Naim?le konuşurken iki süzülme duyduk, kısa ve öz, güm diye. Kapkara bir duman gökyüzünü kapladı. Uzaklarda bir yerde oldu gibi geldi, belki Beit Hanoon?un dış mahallelerinde, nihayetinde Beit Hanoon hastanesine gittik, zaten şehirde başka yok. Basit bir tesis, 47 yatağı var, yoğun bakım ünitesi yok. Beit Hanoon, İsrail kara kuvvetleri işgal ederse ilk ateş altında kalacak yer. Hastanenin bununla baş edebilmesi imkansız. İki gün önceye kadar sadece bir ambülansı vardı. Şimdi ellerindeki 5 tanesi diğer devlet ve özel hastanelerden saklanıyor, en kötüsü için park yerinde bekletiliyor.
İnsanlar, ?Onları getiriyorlar, getiriyorlar? dediklerini duyuyoruz. İnleyen bir ambülansın köşeyi dönmesini bekliyorum, onun yerine eşkin gelen bir eşeğin çektiği kırıldı kırılacak tahta bir araba hastanenin eşiğinden içeri atlıyor. Yükü, erkek akrabalarının taşıdığı 3 kararmış çocuk. Kıvrılmış ve güçsüz bedenlerini kollarına alıp hastaneye koşuyorlar. Anneleri hemen arkalarından arabayla geliyor ve yalın ayak kapılara koşuyor.
On iki yaşındaki Haya Talal Hamdan, ana acile getirilip yatırılmış. Çok geçmeden üzerine çekilen bir çarşafla annesi paramparça oldu, akrabalarının kollarında. Dokuz yaşında İsmail geldiğinde nefes alıyordu, göğsü hızla inip kalkıyordu, doktorlar şarapnellerin lekelediği bedenini muayene etmek için koştular.
Lemma acil servisteydi, daha dört yaşındaydı. Kapıyı açtığımda, bir doktorun ona suni teneffüs yaptığını gördüm, arka arkasına, onu geri getirebilmek için, ancak çok geçti. Gözlerimizin önünde öldü.
Lamma?nın annesi kendini suçluyordu: ?Onlara ben çöpleri atmalarını söyledim, çöpü çıkarın dedim, çöpü çıkarın demez olaydım?. Kurşuni çehreli bayan akrabası inanamıyor: ?Daha okula bile başlamıştı. Bizler, uyuyorduk, bize teröristler mi diyorlar. Bu çocuğa F16?yla nasıl kıyarlar??
Beit Hanoon Hastanesi?nde cerrah olan Doktor Hüseyin, ölüm nedenini ?iç yaralanma ve iç kanama? olduğunu söyledi. ?10 metre havaya kalkıp aşağı düşmeleri? ölümcül yaralarıyla tutarlı.
Hastanenin dışında arkamı döndüğümde genç bir kız görüyorum, 10 yaşında filan, uzun bir etek giyiyor ve üzerindeki ceket de biraz dar gibi. Dağınık kahverengi saçları ve koyu kahve gözleriyle çok güzel. Tek başına duruyor. Buralardaki çocuklar için bu çok nadirdir, genelde birbirlerine yapışırlar ve beraber dolaşırlar. Tuhaf ve ürkütücü şekilde yalnız, araba-sız caddede. Selam veriyorum ve gülümsüyorum. Bana doğru yaklaşıyor, el sıkışıyoruz. Lemma ve Haya?nın ölümlerinin şiddetiyle sendeliyorum. Hastanenin kontrol dışı acısı ve hengamesinde, onun ne kadar incinebilir ve geleceğinin ne kadar belirsiz olduğuyla sarsılıyorum.
Hastaneden sonra, saldırının olduğu yere, el-Sikkek Caddesi?ne gidiyoruz, Erez Kapısı?na yakın bir yerlerde. Altı metre çapında ve 20 metre arayla iki krater, ev sıraları arasındaki çöplüğe saçılmış. Biri gölet olmuş; elektrik tellerinden aşağı inen füze su borularına çarpmış, şimdi kratere temiz su akıtıyor. İman, 12 yaşında, güçlü, uzun saçlı erkek gibi bir kız. Başında yünden bir şapka ve kot giyiyor. Tüm saldırıyı görmüş. Bizi evinin damına çıkarıyor ve gördüklerini anlatıyor.
İkinci kraterde, iki yeşil çöp bidonun yanında, ikiye katlanmış bir bisiklet ve tahta araba görüyoruz, çocukların atamadıkları plastik torbayla birlikte birbirlerine geçmişler. Yerde hala kan var. Genç kalabalıklar kraterlere bakmak için toplanıyorlar ve kanalizasyona karışan su fıskiyesini işaret ediyor. Yakınlarda harap bir evi de gösteriyorlar, bir köşesi yok, İsrail?in 2007 füze saldırısından kalma.
Ana caddeye geri yürüyoruz, vakur erkekler, yas tutanlar dizilmiş, gruplar aralarında sessizce konuşuyor ya da bize ilgisizce bakıyor. İman bize açıklıyor, ?Diğer çocuklar gibi şehit olmayı Allah?tan hep istedim. Annem neden diye sorardı, fakat çünkü sürekli çocukları öldürürlerdi. Eğer öleceksem, diğerleri gibi şehit olmak istiyorum. Burada böyle bir hayatı yaşamaktansa ölmek daha iyi?.
EWA JASIEWICZ'in DİĞER YAZISI
Gazze?deki tünelin ışığı SİZ?siniz!