Haber Merkezi/TIMETURK
Sitemiz Timeturk'ün Arapça bölümü sorumlusu araştırmacı-yazar İsmail Yaşa, 'Kim Haklı?' başlıklı makalesinde İslam dünyasında gelişen direniş hareketlerini ve özellikle el-Kaide'yi değerlendirdi.
Yaşa, analiz yazısında el-Kaide örgütünün teori ve pratiklerinin meşruluğunu ve İslamiliğini hangi referanslara dayandığını sorguladı. İşte o yazı:
'İslam coğrafyasına baktığımız zaman İslam adına eylem iddiasında bulunan üç çeşit silahlı oluşum görürüz:
Birincisi; Çeçenistan'dan Afganistan'a, Keşmir'den Somali'ye, Irak'tan Filistin'e tüm işgal edilmiş topraklarda filizlenip gelişen direniş hareketleri?
İşgalin olduğu yerde direnişin olması gayet doğaldır ve meşrudur.
İkincisi; bazı ülkelerin nüfuz bölgelerinde oluşturdukları silahlı örgütler?
Direniş hareketi süsü verilse de, bu örgütler bilinen direniş gruplarından farklı olarak tamamen belli bir ülkeye bağlıdır ve o ülkenin çıkarlarına göre hareket ederler.
Bağlı olduğu başkentten düğmeye basılınca çatışmaya girerler ve yine bir başka düğmeyle çatışmaya son verir, silah bırakırlar.
Oradan gelen talimata göre gerilimi yükseltir veya düşürürler.
Hizbullah ve Mehdi Ordusu bu grubun en bariz örnekleridir.
Üçüncüsü ise terör örgütleridir.
Bir de direnişle terörü harmanlayan El-Kaide var.
Herkesle savaşta?
Orada burada patlayan bombalar, bol miktarda suçsuz insanın hayatına mal olan eylemler, tekfirde israf, sesli ve görüntülü kasetlerle yerli-yersiz çıkışlar?
Düşünce kuruluşlarında ince ince dokunan işgal planlarına dolaylı veya dolaysız hizmet eden garip bir strateji?
Bence, El-Kaide salt bir terör örgütü olsaydı İslam ve Müslümanlar için bu kadar zararlı olmaz, direniş hareketlerinin ayağına bu kadar dolanmazdı.
El-Kaide'nin iki numaralı ismi hakkında en yakın arkadaşının söylediklerini bir önceki yazımda özetleyerek aktardım.
Seyyid İmam'ın Eymen Ez-Zevahiri hakkında söyledikleri arasında yalancılık, sahtekarlık gibi kişiliğe yönelik ithamların yanında Sudan İstihbaratı adına çalışmak ve Mısır'da terör eylemi düzenlemek üzere para almak gibi ağır suçlamalar var.
Eymen Ez-Zevahiri de Seyyid İmam'ın son kitaplarını Kahire'deki Amerikan Büyükelçiliği gözetiminde yazdığını söylüyor.
Hangisi haklı?
Bu ikilinin arasındaki karşılıklı ithamlara bakınca aklıma şu hadis-i şerif geliyor:
'Allah ilmi insanların (kalbinden) zorla söküp almaz. Fakat ilmi, alimleri vefat ettirmek suretiyle alır. Öyle ki, yeryüzünde tek bir alim kalmaz. Halk da cahilleri kendine reis yapar ve onlara fetva sorarlar. Onlar da cahilce fetva verirler ve böylece hem kendileri saparlar, hem de başkalarını saptırırlar.'
Seyyid İmam kim?
Müfessir mi, muhaddis mi, fakih mi?
Hiçbiri değil; tıp doktoru?
Eymen Ez-Zevahiri kim?
O da tıp doktoru?
Alimler susmuş, tabipler konuşuyor!..
Farzedelim ki Seyyid İmam, Eymen Ez-Zevahiri ve benzerleri ilmi yeterliliğe sahipler?
Hani 'fıkhu'l-vâkı'' (vâkıa fıkhı) diye bir kavram vardı; cihada gitmemiş alim cihatla ilgili fetva veremezdi.
Peki yıllarca dağda yaşayan birinin dağ psikolojisiyle şehirdekine fetvâ vermesi doğru mu?
Ne zamandan beri İslam'da doğru ve yanlış Kur'an'a ve Sünnet'e göre değil de fetva sahibinin ne kadar dağda kaldığına veya 'İslam için' (!) ne kadar hapis yattığına göre belirleniyor?
Böyle bir ölçü olabilir mi?
İslam Dünyası bugün doğrularla yanlışların birbirine karıştığı, yoğun dezenformasyon kampanyalarının yürütüldüğü, İslam coğrafyasını hedef alan planların havada uçuştuğu çok çetin bir dönemden geçmekte?
Karmaşık ve zor sorunlarla karşı karşıya?
Hz. Ömer sağ olsaydı, bunca soruna çözüm aramak için mutlaka Bedir ehlini toplardı.
Fakat maalesef ne Ömer var, ne de Bedir ehli?