$

Dolar

45,9165

Euro

53,5748

£

Sterlin

61,8566

Frank

58,8145

Gram Altın

6.687,6700

Bitcoin

3.368.941

$

Dolar

45,9165

Euro

53,5748

£

Sterlin

61,8566

Frank

58,8145

Gram Altın

6.687,6700

Bitcoin

3.368.941

Genel

İslami hareket sıradanlaşmak istiyor

Sosyolog Kenan Çayır, hidayet romanlarından yola çıkarak 80'lerden bugüne İslamcıların yaşadığı değişimi anlattı.

01.11.2008 - 13:08
Timeturk Editör
İslami hareket sıradanlaşmak istiyor
Fotoğraf: Arşiv
Linke Tıkla, Timeturk'ü Favorilerine Ekle

İslami romanların ortaya çıkışından bugüne, ?müslümanlar? ve ?ötekiler?in mücadelelerini inceleyen Kenan Çayır?la, Ahmet Günbay Yıldız?dan Şule Yüksel Şenler?e, Minyeli Abdullah?tan Halkaların Ezgisi?ne? İslami edebiyatın yansımalarını Gerçek Hayat dergisinden Ümmühan Atak'a anlattı...

4 yıl boyunca ?İslami romanlar? üzerinde çalıştınız. İslami roman tanımı sizin için ne ifade ediyor?

Bu benim tanımlamamdan ziyade, var olan bir olgu. Biz sosyal bilimciyiz, olgularla uğraşıyoruz. Bizzat hareketin aktörlerinin tanımladığı ?İslami edebiyat? diye bir şey var. İslami edebiyatı bu sahada eser üreten yazarlar; ?İslami muhayyileden doğan bir edebiyat ya da edebi muhtevanın İslami kaygılarla doldurulması? olarak tanımlıyorlar. Ben edebiyatçı değilim. Edebiyat alanında çalışan bir akademisyen de değilim. Bir sosyologum. Sosyal hareketlerle uğraşıyorum ve İslami hareketler bunun bir parçası. Bu hareketler bir takım ürünler doğuruyorlar. 70?lerde ortaya çıkan çağdaş İslami hareketler, 80?lerde başörtüsü sorunuyla, entelektüel kitaplarla çok daha görünür hale geldi. Sadece siyasal değil, kültürel ürünleri de çıktı. Edebiyat bunun bir boyutu. İslami dünya görüşü ile ilişkilendirilebilecek tiyatrodan, şiirden de bahsedilebilir ama benim ilgimi çeken, üzerinde durduğum romanlar oldu.

Şiirler, romanlara oranla daha hareketli, daha çok ürün verilen, duyguları daha net ortaya koyan bir tür. Neden özellikle romanları seçtiniz?

Bana göre İslami romanın ortaya çıkışı çok enteresan.

Nasıl?

70?lere kadar İslami kesimdeki insanların, entelektüellerin romana bakışı olumlu değil. 70?lere kadar ?İslami roman? diye nitelendirebileceğimiz bir roman örneği bile yok. Zaten Cumhuriyet döneminde bu yıllara kadar İslami bir sosyal hareketten ve ürünlerinden de bahsetmek zor.

Cemil Meriç?in romana olumlu bakmayışına dikkat çekmişsiniz.

İslami kesimlerde çokça referans verilen bir isim Cemil Meriç. Ve Cemil Meriç, Osmanlı?da romanın olmayışını ?ifşa, itiraf kültürü?nün olmayışı ile açıklıyordu. Hakikaten bireyin iç dünyasını anlattığı bir türdür, roman. Dolayısıyla İslami muhayyile ile çok kolay da çelişebilir. Ama 70?lerde ve ağırlıklı olarak 80?lerde, İslami kaygıları olan insanlar, romanın bir araç olabileceğini, romanla insanlara, gençlere İslam?ın anlatılabileceğini söylemeye başladılar.

Yolunuz İslami edebiyat yoluna nasıl düştü? Sizi bu araştırmaya sevk eden neydi?

Yüksek lisansımı İslami kadın hareketi üzerine yapmıştım. O süreçte Gökkuşağı Kadın Platformu?nu çalışmıştım. Bu romanları da o zaman okumuştum. Halime Toros?un Halkaların Ezgisi isimli romanı çok enteresandı. Hidayet romanlarını anlamak ve açıklamak belki daha kolay ama 90?ların sonlarında ortaya çıkan romanlar çok daha yeni şeyler söylüyor. Beni bu çalışmaya iten bu romanlardı, yani değişimi bu romanlar üzerinde anlatmak. ?Niye şiir değil de roman? dediniz. İslamcılık gibi bir sosyal hareketi romanlar üzerinden okumak şöyle bir avantaj sağlıyordu bana. Malumunuz İslami hareketler hem Türkiye?de hem dünyada çoğunlukla özcü bir şekilde okunuyor. Yani ?İslam budur ve aktörler de bunu düşünür? gibi, İslam?ın içinde değişmeyen, belli olaylar karşısında çok farklı tepki vermeyen, yekpare bir kitle varmış gibi açıklanıyor. Özellikle 11 Eylül?den sonra, dünya genelinde İslam sadece ?terörle? ilişkilendirilmeye başlandı. Tartışmalar hep, ?İslam ve demokrasi, İslam ve modernizm uzlaşır mı? şeklinde. Bu tartışmalarda bir şey eksik: insan. İslam diye bir şey, evet olabilir ama sosyolog olarak benim için önemli olan insanlar, toplumsal aktörler. Bu insanların kızgınlıkları var, tepkileri var? Roman sosyal bilimcilere bu imkanı sağlıyor aslında. Romana baktığımız zaman, aktörlerin kendi hikayelerini nerede kurduklarını, başka hikayelere nasıl tepki verdiklerini görüyoruz. 80 romanlarında hayallerini, 90 sonlarındaki romanlarda düş kırıklıklarını görüyoruz. Şiirde bunu görmek biraz daha zor. Ama roman bir tür olarak bir ?anlatı? olduğu için bize müthiş bir alan açıyor. Çünkü aslında kimliklerimiz de bizim için bir anlatı. Roman ve kimlik arasında çok ciddi bir paralellik var.

Buna ?kimliğin kurgulanması? diyorsunuz.

Baktığımız zaman; duygu dediğimiz şey çok da bireysel bir şey değil aslında., toplumsal. Belli bir grup insanın, belli bir olay karşısında benzer duygulara kapıldığını görürüz. Bunun sebebi en temelde, duygularımızı belli hikayelerden edinmemiz, kimliğimizi hikayeler aracılığıyla kurgulamamızdır. Kimlik dediğimiz şey bu anlamda sabit bir şey de değil. Sürekli yenilenen, yeniden kurgulanan bir şey, kimlik dediğimiz olgu. 80?lerin hidayet romanı olarak isimlendirilen romanlarına baktığımız zaman, üç aşağı beş yukarı benzer anlatıları olduğunu görüyoruz. Bu önemli bir nokta, zira bir hareketin aktörleri, kendi kimliklerini çok başka şekillerde kurabilir. Örneğin bütün romanlar tamamen modernlik karşıtı, tamamen kentten kopuk çok başka bir kurgu düşünebilirdi. Ancak 80?lerin hidayet romanlarındaki aktörlerin hepsi ağırlıklı olarak kentte kurgulanmış. Müslüman aktörler kendi kimliklerini kentte kurguluyorlar. İkincisi; romanlarını Kemalist ve Batılı modernleşme ile ilişki içinde kurguluyorlar. Temel iddia şu: Türkiye?deki bu Batılılaşma yüzünden, Batılılaşma sebebiyle Müslüman kimlik geri kaldı, Müslümanlar aşağılandı? Dolayısıyla burada iki amaç var bu kimliğin kurgulanmasında; birincisi romanlar aracılığıyla Müslümanları daha pozitif temsil etmek, ikincisi de Müslümanlar hakkında üretilen hikayelere, yani Cumhuriyet?in diğer romanlarına cevap vermek. Baktığımız zaman hakikaten de temel cevap şu; aslında bu aktörlerin bu dindar insanların yaşayışları modernizmle çok çelişmiyor. Din ve bilim, üniversite ile başörtüsü birbiriyle çelişmiyor. Ama bir taraftan da modernliği İslamileştirme çabası da var. Yani bilim dediğimiz şeyi reddetmek yok. Ama sosyolojiyi, psikolojiyi İslamileştirme eğilimi var.

Çevirileri İslamileştirme?

Evet, çevirileri dahi belirli bir İslami bakış açısıyla yapma. Yani Batılı klasikleri reddetmek yerine onları da İslami bir dille çevirme... Dolayısıyla kimlik kurgusu son derece önemli. Modernizmden, batılılaşmadan tamamen kopuk olmak yerine, aslında Türkiye?deki Müslüman kimliği Batılılaşma ile birlikte okumak lazım.

Araştırmanız için, ?İslami edebiyatın ilk örneği? dediğiniz Minyeli Abdullah?ı veya Huzur Sokağı?nı değil de, neden Müslüman Kadının Adı Var, Boşluk, Yağmurdan Sonra ve Halkaların Ezgisi?ni seçtiniz?

Araştırmamda Müslüman Savaşçı, Bize Nasıl Kıydınız, Bacımın Gözyaşları Ne Zaman Dinecek, Öz Yurdunda Garipsin gibi diğer romanlara da referanslar var. Bu romanları seçerken iki kadın, iki erkek yazar olmasına dikkat ettim. Üsluplarını da dikkate aldım; Ahmet Günbay Yıldız?a göre dili biraz daha sert olan Şerife Katırcı?nın romanını mesela. 90?ların sonlarındaki yeni eleştirel romanlarda zaten çok fazla seçeneğim yoktu. Her yeni ortaya çıkan roman da benzer kalıplarla ortaya çıkıyor.

Nasıl benzer kalıplar?

90?ların sonundaki romanların ortak özelliği nedir; öz eleştirel olması. Aktörler yeni bir sorgulamaya giriyorlar. Yeni öz eleştirel aktörlerin hepsinde, Mehmet Efe?nin romanındaki gibi, ?Bu parka bana ağır geliyor? benzeri sözler duyuyoruz. Halime Toros?un romanında kadın aktör başörtüsünü çıkarıyor. Şakirt romanındaki aktör, ?Ben kimsenin imanını kurtarmak istemiyorum artık. Sıradanlaşmak istiyorum? diyor. Buna dikkat çekmeye çalıştım. Hidayet romanlarında nasıl ortak kalıp varsa, bunlarda da var. Yeni Müslüman aktörler, 80?lerin büyük ideallerinden, toplumu dönüştürme ideallerinden artık sıyrılmak, bireysel alanlarına çekilmek istediklerini söylüyorlar. Bu bence çok önemli bir veri. Çünkü bu aynı zamanda sadece edebi alanla sınırlı değil. Otobiyografiler yazılıyor. Mehmet Metiner?in otobiyografisinde benzer anlatıyı görüyorsunuz. Siyasal alandaki aktörlerde, kadınlarla yapılan mülakatlarda benzer şeyleri görüyorsunuz. Bir sosyolog olarak bu olguları yorumladığım zaman, İslami hareketlerde çok ciddi bir bireyselleşme olduğunu, yani 80?lerin bu toplumu dönüştürme, hidayete erdirme idealiyle karşılaştırdığımda, ?Ben artık sıradanlaştırmak istiyorum? diyen aktörlerin artık daha bireysel bir söylemi temsil ettiğini, ama bunun tamamen Müslüman kimlikten kopmak olmadığını? Müslümanlık şemsiyesi altında çok farklı Müslümanlık anlayışları ortaya çıkıyor. Yani 80?lerde gördüğümüz, nispeten daha homojen bir İslami hareketten bahsetmek mümkün değil. Nasıl ki kadınların giyimleri değiştiyse 80?lerden bu zamana, düşünce biçimleri de şekilleniyor. Siyasete baktığımızda da çok farklı siyasal pozisyonlar ortaya çıkıyor. İki parti olduğunu görüyoruz.

İki parti?

AK Parti ve Saadet Partisi. Milli Görüş geleneğinin ayrılması? 80?lerde nispeten yekpare, nispeten daha homojen bir hareketin, 2000?lerde çoğulculaştığını görüyoruz. 80?lerdeki sosyal, siyasal, kültürel deneyimlerin yeniden gözden geçirildiğini ve sorgulandığını görüyoruz. Dolayısıyla burada yeni bir şey var. Ben de bunu anlamaya çalışıyorum. 80?lerde bu romanlar o kadar çok satıyor ki.

50-60 baskı yapıyor.

Türkiye?nin en çok satan romanları belki. Yüz binlerce satıyorlar.

Peki ne oluyor da 90 sonlarında hidayet romanları eleştiriliyor?

Hidayet romanlarına eleştiri 1980?lerin sonlarında bizzat yine İslami kesimlerden gelmeye başlıyor. Bunların edebi olarak değerli olmadıkları söylenmeye başlanıyor. Bu romanların edebi nitelikleri benim için çok önemli değil. Ben bu romanları birer kültürel metinler olarak ele alıyorum. Dolayısıyla edebi eleştiriden ziyade, Müslümanların hidayet romanlarında tasvir ediliş şekline getirilen eleştiri daha önemli benim için. Nitekim bu romanlar ?İslami arabesk? diye eleştiriliyor. Müslümanları hep ezik gösteriyor diye eleştiriyor. Sosyolojik olarak bakınca görülüyor ki; 90?lı yıllarda artık Müslümanlar hidayet romanlarında sözü edilen, o ezik, köyden kente göç etmiş, sadece acılarıyla malul insanlar değiller.

Neler?

90?lı yılların başlarında artık İslami holdingler kurulmuş, yerel belediyelerde başarı elde etmiş, artık yavaş yavaş İslami tatil mekanları açılmış?

Milli Görüş mü değiştirdi İslami edebiyatın gidişatını?

Bu bir boyutu. Yani siyasal boyutu. Ama aktörlere yeni bir kanal açıyor diğer yandan. Sosyolojik tanımla; fırsat alanı. Her ne kadar Türkiye?nin demokratik yapısında bir sorun var desek de, şunu yadsımamak lazım ki, Türkiye?deki dindar aktörler 80?lerden bugüne, eğitim alanındaki fırsatları büyük oranda değerlendirebildiler. Kadınlar acılar çektiler, ancak 28 Şubat?a kadar, ülke çapında bir başörtüsü yasağı olmadı. Kadınlar da erkekler de üniversitelerde bulunabildi ve meslek edinebildiler. Ama kadınların üniversiteye gönderilmelerinin temel amacı modern meslekler edinmeleri değildi. Müslüman Kadının Adı Var romanında mesela bir doktor hanım var. Ki zaten hidayet romanlarında, özellikle İslami açıdan gereksinim duyulan belli meslekler önerilir; doktorluk, öğretmenlik gibi. Ama bunun yanında da feministlere cevap olarak, ?Müslüman kadının yerinin yuvası? olduğu vurgulanır. Ancak yaşam her zaman arzu edilen, planlanan ya da hayal edilen şekilde gerçekleşmiyor. Toplumsal hareketleri her zaman beklenmedik sonuçları olabilir. İslami hareket de bir yandan beklenmedik sonuçlar doğurdu.

Nasıl?

Hidayet romanlarının ütopyasına baktığınız zaman hep bir mutlu son görürüz. İslam?ı tanıyan kızların örtünmesi, materyalist bir hayat yaşayan erkeklerin hidayete ermesi ve mutlu bir şekilde hayata atılmaları... Fakat 90?lı yıllarda gerçekten İslami kesimler hayata atıldı ve gerçekten kapitalist bir ortamda iş yapmaya başladılar. O ütopyalara karşın, ?kapitalist ortamda nasıl iş yapılır? sorusunun ince ve detaylı tartışması yok. Kadınların kamusal alanda çalışmalarına yönelik çok ciddi tartışma yok hidayet romanlarında. 90?lara baktığınızda güzellik salonları, İslami kafeler, tesettür defilelerini görüyoruz. Refah Partisi?nin İstanbul?daki belediyelerde bu kafeleri almasıyla bile İslami kesimlerde bambaşka sosyal pratikler ortaya çıktı.

Sosyal tesislerin artık içkisiz olması...

Evet. Bunlar bile yeni pratik. Sizin gidip ailenizle, arkadaşlarınızla buluşup öyle mekanlarda yemek yemeniz bile yeni bir pratik. Tatil mekanları, televizyon kanalları? Televizyonların zaman içinde değişen program akışlarına bakın. Bütün bu yeni ve modern pratikler, yeni tüketim kalıpları ve yeni sorunlar getirdi. Ahmet Günbay Yıldız Benim Çiçeklerim Ateşte Açar romanında, bir edebiyat profesörü olan erkek karakter, kız öğrencisi geldiği zaman kapıyı kapattırmıyor. Çünkü o sırada ?halvet? halini öğretiyor; erkekle kadının bir arada kalmaması gerektiğini? Bu, 80?lerdeki inanç hali. Fakat modern meslekler edindiğiniz zaman bu İslami prensibi uygulamanız zor. Psikoloji okumuş örtülü bir kadın, erkek hastasıyla görüşecek mi, görüşmeyecek mi. Böyle mekanlara gidildiğinde ne kadar yalnız kalınacak, ne kadar kalınmayacak? İslami söylem denen şey, aslında sürekli etkileşimlerle beraber şekilleniyor. Yani Laik kesimlerle yaşanan her gerginlikte, her etkileşimle, kadınlar her yeni mesleği yaptıkça, her gerilimde kadınların İslami söylemi yeniden ve yeniden kuruluyor. Böyle bakmak lazım. Çok dinamik bir hareketle karşı karşıyayız.

KUTU

İslamİ KESİMİ ORTAK ACI BİR ARADA TUTUYOR

Hidayet romanları yazanlar genelde erkeklerdi. Genelde kadınlar hidayete erdiriliyordu erkekler tarafından. Kamusal alanda sıkıntı çeken daha çok kadınlar oldu. Neden ve nasıl oluyor da kadınlar ?patlamıyor? ve daha çok şey yazmıyor?

Evet hidayet romanı yazarlarının çoğu erkek. Ama o dönemde aktif olan kadınların da hemen hepsi edebi alanda aktif. Örneğin, mesela Ali Bulaç?ın ya da diğer erkek entelektüellerin ürettiği kitaplar kadınlar tarafından üretilmiyor. Genelde edebi alanda yazıyorlar. Bu da muhtemelen edebiyata atfedilen, edebiyatın daha ?kadınsı? daha ?duygusal? bir alan olmasıyla ilgili. Bu 90?larda değişti. 1980?lerden 2000?li yıllara İslami kesimler ciddi bir orta sınıflaşma ve zenginleşme yaşadı. Hidayet romanlarında anlatılan ezik tipler yok falan diyoruz. Bu hareketin aktörleri dikey hareketlilik elde etti diyoruz. Ama bunu aslında şöyle demek lazım; erkekler bu dikey hareketliliği elde ettiler, kadınlar örtüleri yüzünden, birçok alanda, ne siyasi ne kamusal alanda, gözle görülür bir başarı elde edemediler. Ve 90?larda kadınlar da bunu eleştirmeye başlıyor. ?Biz gerçekten siyasette var mıyız? diyen bir yazıdan alıntı yapmıştım kitapta örneğin. Örtü yasağı başlı başına kadınları belli bir alana hapseden bir olguya dönüştü. Bu bence önemli bir faktör. İkincisi, hala aslında kadın sorununu konuştuğumuz zaman sadece yasakları konuşuyoruz. Yasakların kalktığını hayal edelim. Mesele aslında sadece yasakla sınırlı değil. Sadece İslam?ı düşünmeyelim, diğer dinler için de geçerli ki; dinin kentli yaşamla, modernlikle sorunu var. Bütün insanların aslında bu içinde yaşadığımız çağla sorunu var. Belki aslında bunları konuşamıyoruz. Belki kadınlar yasak yüzünden bunları gündeme getiremiyor. Sibel Eraslan, Modern Mahrem projemizde; ?Yasakları konuşmaktan başka alanlarda üretmeye fırsat kalmıyor? demişti.

Kitabınızda 28 Şubat?ın ?kültürel? sonuçlarından bahsediyorsunuz. 28 Şubat yaşanmasaydı, hidayet romanları okumayı sürdürecek miydik?

Açıkçası 28 Şubat?ın bir kırılma noktası olduğuna inanıyorum. Ama her şeyi 28 Şubat?la açıklamanın da sakıncalı olduğunu düşünüyorum. ?28 Şubat müdahalesi ki buna ?postmodern müdahale? deyip sevimli göstermemek lazım, ciddi bir müdahaledir olmasaydı bu sorgulama olmazdı? iddiası bence yanlış. Çünkü bu sorgulamanın sosyolojik bir altyapısı var. İslami kesimler birçok alanda, siyasal, ekonomik politik alanda başarı elde ediyorlar. Statüleri değişiyor, zenginleşiyorlar ve bu yeni ortaya çıkan durum sorgulanıyor. Tüm bunlar 28 Şubat öncesinde başlıyor. Ama evet, 28 Şubat belki katalizör oldu, gelişmeleri hızlandırdı.

?Ortak acılar, kızgınlıklar ve mücadele etme duygusu, kolektif hareket kimliğinin oluşumu için anahtar rol oynar ve İslami hareketin duygu repertuarını oluşturur? diyorsunuz? Bugün bunlardan hangisi eksildi? İslami roman bugün Türkiye?de ne durumda?

Bugün İslami kesimi hala bir arada tutan ?ortak acı?, başörtüsü yasağı ve bu yasak çevresinde yaşananlardır. Yarın bu yasak kalktığı anda İslami kesimdeki ayrışmayı, farklı dilleri daha çok görmemiz mümkün olacak. Yani inançlı aktörlerin kurdukları bir işadamı örgütü ile sendikanın sadece inanç temelinde ortak çıkarları olması çok zor. Yine çeşitli şekillerde meşrulaştırarak lüks tüketim yapan inançlı aktörlerle daha sosyal adaletçi bir tutum benimseyen dindar aktörler arasında bir dil birliğinin sağlanması da zor. Sanırım bunlar daha çok gün yüzüne çıkacak

Şule Yüksel Şenler, yakın zaman önce verdiği bir röportajda, ?Huzur Sokağı?nda mini etekli kızlar hakkında ağır konuşmuştum. Bugün yazsam aynı şeyleri yazmazdım? demişti. Siz ne düşünüyorsunuz bu sözler hakkında?

Az evvel demeye çalıştığım şey buydu. İslami hareketi anlarken, değişmeyen, sabit bir öz atfetmek yerine, bu değişimi anlamak lazım. Bu değişimle İslami kesimler çok daha radikalleşiyor ve diğer kesimlerden kopuyor mu, yoksa bugünkü gerilim, tam tersine, İslami kesimlerle laik kesimler birbirine yakınlaşıyor mu? Ben İslami kesimlerin aslında sekülerleştiğini ve diğer kesimlere yakınlaştığını düşünüyorum. Gerilim bu yakınlaşmadan doğuyor. Ve aslında her gerilim, dindar aktörlerin İslami söylemini yeniden kurmalarını sağlıyor. Bu yeni söylem çok daha açık, demokratik, öteki yaşam biçimlerini kabul edici? İslami kesimlerin sol, geleneksel ve laik kesimlerle her toplumsal etkileşimi, İslami söylemi yeniden üretmelerine sebep oluyor. Ahmet Altan Taraf?ta, ?Türbanı savunmayan bir Kürt kendi hakkını nasıl savunacak? diye yazmıştı. Bunun tersi de doğru. Özgürlüğün ilişkisel olduğunu anlamamız lazım. Özgür bir ortamın ancak karşılıklı olarak kurulabileceğini anlamamız lazım. Bu çerçevede İslami kesimlerin bu ortak yaşam kültürüne ne tür katkılar yapabileceği sorusunu sormak lazım.

Bu haber hakkında ne düşünüyorsunuz?

Etiketler:

İlgili Haberler

YORUMLAR

0 Yorum

Yorum Yazın