Başrollerini Oktay Kaynarca, Hazım Körmükçü ve Görkem Yelten?in paylaştığı ?Sıfır Dediğimde? isimli filmin yönetmeni Gökhan Yorgancıgil, Türk sinemacılarının bu topraklara ait hikayeleri Batılı dille yansıtmaya çalıştıklarını söyledi. Sinemasinemadir.com sitesi editörü Suat Köçer?e konuşan Yorgancıgil ?kendi hikâyemizi Batılı ağzıyla anlatmak rezilliktir? dedi.
Önemli bir ayrıntı olduğundan, kısa bir şekilde bu yaşanmış olayla ilgili bilgi verir misiniz?
Filmimin danışmanlığı yapan değerli dostum Doç. Dr. Haluk Savaş, öğrenciyken anlatmıştı bana bu olayı. Bir grup tıp öğrencisi, cüzdanını kaybeden bir arkadaşlarına yardımcı olabilmek için onu cüzdanını kaybettiği güne geri gönderiyorlar. ?Şu an cüzdanını kaybettiğin gündesin. Sabahtan itibaren ne yaptığını anlat bize? diyorlar. Çocuk nerde kaybettiğini hatırlamıyor. Hipnozun başlarındayken çocuk ?biri beni görüyor ve bana yaklaşıyor? diyerek beklenmedik bir tepki veriyor. Normal şartlarda onu kimsenin görmemesi lazım. Hipnozu yapanlar henüz tıp öğrencileri olduklarından acemiler. Korkup hemen uyandırıyorlar arkadaşlarını. Olay orada kapanıyor.
BÜYÜK LAFLAR EDEN BİR VAİZ DEĞİLİM
Sıfır Dediğimde, ilk filminiz. Yola bu türden bir filmle çıkmak düşündürdü mü sizi?
Benim şu an hala devam eden bir hayalim var. Bir sinema filmi, bana göre çok katmanlı olmalı. Bu şu demek; Karşınızda homojen bir kitle yok. Hedef kitleniz değişik meslek gruplarından, değişik etnik gruplardan, yaşlardan, eğitim durumlarından kısacası herkesten oluşuyor. Dolayısıyla öyle bir film yapmalısınız ki, her hedef kitlenin kendisine göre anlayabileceği bir şeyler olmalı. Filmimde de arzuladığım şey ortamla bir yargıya varabilmekti. Bunu ne kadar başarabildik bilemiyorum. Belki bir filmle yapılmayabilir. Kuşaktan kuşağa aktarılacak bir birikimle olabilir belki böyle bir şey. Ancak en azından bu yönde bir çaba olarak düşünülebilir filmim.
DOĞULU BİR HİKÂYE ANLATIYORUM
Bana göre filmde üzerinde en çok durulması gereken nokta ?yerlilik? vurgusu. Hem diyaloglarda, hem de filmin genel havasında var bu vurgu. Siz kendi açınızdan yerlilik kavramını nereye koyuyorsunuz?
Bu aslında bir sanatçı olarak benim temel motivasyonlarımdan birisi. Yerlilik ama evrenselliği de bırakmadan? Mesela bugün Türk sinemasının pek çok popüler yapımı için sadece yerli filmler olduğu konuşulur. Ki bu doğrudur. Gişede büyük başarılar elde eden yapımlar örneğin? Bunlar Türk seyircisine hitap eden yapımlardır. Çünkü bir İngiliz, Amerikalı ya da Japon izlediğinde, garip bir film izlemiş olur. Uzayda çekilen Türk usulü bir film, bizi güldürür. Oysa yerli olduğu kadar evrensel de olabilmeli bu tür yapımlar. Hem popüler olabilmeli, hem entelektüel olabilmeli, hem yerel hem de evrensel olabilmeli. Hem eski, hem yeni olabilmeli. Hem geleneksel, hem modern olabilmeli. Bu çok büyük bir iddiadır.
DOĞUYU BATILI KAVRAMLARLA TARTIŞIYORUZ
Bir masal âlemi var. Bir de dışarıda hızla akan yapay bir hayat var. Bununla birlikte, Oğuz?un yaşadığı bir ortam var. Ama bu ortam daha anlamlı ve yaşanılası bir dünya.
Çok güzel bir yere değindiniz. Benim için filmin en önemli noktalarından birisi de bu. Modernizm, postmodernizm, bilim ve felsefeyi sorgulayan kitaplar çok revaçta. Ama tamamen Batılı kavramlarla tartışılıyor bunlar. Zahir ve batın kavramlarıyla sorgulamaya çalışıyoruz örneğin. Bu arada bu söylediğim film içinde önemli bir ipucudur ve daha önce hiçbir yerde söylemedim. (Gülüyor) Filmin anahtarı bana göre zahir ve batın kavramlarıdır. Bu kelimelerin dilini Arjantinli Jorges Luis Borges fark etmiş. Onun ?El Zahir? diye bir hikâyesi bile var. Oysa bizim ülkemizde bunlar fark edilmiyor.
Röportajın tam metni için;
http://www.sinemasinemadir.com