Bist

14.259,90

$

Dolar

44,8793

Euro

52,8737

Altın

7.011,23

£

Sterlin

60,7238

Bitcoin

$98,542

Bist

14.259,90

$

Dolar

44,8793

Euro

52,8737

Altın

7.011,23

£

Sterlin

60,7238

Bitcoin

$98,542

Dünya

Ruanda soykırımı Batı'nın işi

Albright ve Annan, Ruanda'da silah satışına göz yumdu. Ülkede iç savaş yüzünden 120 bin çocuk evsiz ve yetim bırakıldı. İşte bir soykırımın tarihsel gelişimi ve Batı parmağı...

09.06.2008 - 12:19
Timeturk Editör
Ruanda soykırımı Batı'nın işi
Fotoğraf: Arşiv

Uganda'da 1988 yılında başlayan iç savaşta on binlerce kişi öldü, onbinlercesi kaçırıldı; 120 binden fazla çocuk ise ailesiz kaldı. Acılarını unutmaya çalışan Uganda ve Ruanda'daki iç savaş insanlık tarihinin belkide en büyük trajedisi, çünkü BM dahil bu vahşeti dünya görmezden geldi. Tarih ders almıyor. Uganda, Ruanda, Kosova, Bosna, en son Irak ve orada yaşanan büyük katliamlar...

Bir soykırımın tarihsel gelişimini ve Batı parmağını birlikte okuyalım

Uganda 1962 yılında bağımsızlığını ilan edinceye kadar Britanya

İmparatorluğu?nun bir kolonisiydi. Bu zamanda Uganda, gelişen

endüstrisi, tarıma elverişli toprakları ve önemli maden sektörüyle

Afrika Saharası?nda en umut verici ekonomilerden biriydi. Kahve, pamuk

ve çay ihraç edilen en önemli tarım ürünleriyken, Uganda, tarım

ürünlerinde kendi kendine yetebilen bir ülkeydi. üretim sektörü, tarım

ve tüketim sektörü için bir girdi olarak kabul edilirken, tekstil

ihracatında önemli bir kaynak ülke durumuna gelmişti.

1971?de Idi Amin Uganda?da başa geldi. Amin, Tanzanya ordusu ile Birleşik

Ulusal özgürlük Cephesi O?nu uzaklaştırana kadar 1979 yılına kadar

süren iktidarında zalim bir diktatör olarak biliniyordu. Aralık 1987de

Milton Obote ikinci kez Uganda?nın başına geldiğinde, ekonomi derin bir

kriz içerisindeyken, ülkenin alt yapısı da savaştan dolayı büyük bir

hasara uğramıştı.

IMF UGANDA?NIN PARASININ DEĞERİNİ DüŞüRDü

Obote, başa geldikten sonra uluslar arası finansal kuruluşlara ekonomiyi

yeniden inşa etmeleri konusunda yardım talebinde bulundu. Obote?nin bu

çağrısı, IMF-Dünya Bankası?nın klasik yapısal ekonomik reform

programının 1981?de uygulanmasıyla yanıt buldu. Programın en önemli

noktası, Uganda Shilling (Uganda?nın para birimi)?nin değerinin düşmesi

oldu. Program öncesinde 7.8 Shilling 1 Dolar iken, devalüasyonla

birlikte 78 Shilling 1 Dolar oldu. 1984?te ise 270 Shilling 1 dolar

olarak yeniden devalüe edildi.

Ekonomideki bu değişikliklerden sonra, Uganda yeniden finansal kriz batağına düştü. IMF programının 18 ay sonra çökmesi ve ardından gelen askeri darbe Uganda?da yeni bir hükümet inşa etti. İç savaşa katılan Ulusal Direniş Ordusu ve bu

örgütün siyasi kanadı Ulusal Direniş Hareketi geniş ekonomik reformlar

üzerine kurulu ulusal bir hükümet kurdu.

ALINAN KREDİLER ASKERİ HARCAMALARA YATIRILDI

Ulusal Direniş Konseyi (NRC) Başkanı Yoweri Museveni 29 Ocak 1986 yılında

cumhurbaşkanı olarak yemin etti. Museweni hükümeti IMF ve Dünya Bankası

ile yeni bir siyasi paketle hazırlayarak Mayıs 1987?de Ekonomik Dönüşüm

Programı?nı uyguladı. Museweni Ekim 1987?de de Amerikan Başkanı Ronald

Reagan ve Başkan Yardımcısı George HW Bush ile Beyaz Saray?da görüştü.

Ekonomik Dönüşüm Programı, ülkeyi uluslar arası finansal kuruluşların eline

verme amacı taşıyordu. Dış borç bir gecede büyük bir artış göstererek

1997?de üç kat artışla neredeyse 3.7 milyar oldu. Uganda?nın Dünya

Bankası?na olan 2 milyar Dolar borcu ise ülkenin ekonomik ve sosyal

kalkınmasına kredi desteği olarak verilmişti.

Dünya Bankası?nın verdiği paralar sosyal ve ekonomik kalkınma programları

yerine Ruanda ve Kongo?da askeri operasyonlara dahil olan Birleşik Halk

Savunma Gücü?ne aktarıldı. Uganda, Doğu Afrika?da Amerika adına

Amerikan operasyonlarını gerçekleştiren bir devlet haline gelirken, IMF

ve Dünya Bankası da Uganda ordusunu finanse etti.

RUANDA SOYKIRIMI

RUANDA?NIN KOLONYAL GEçMİŞİ

Ruanda Soykırımı 1994?te meydana geldi. Ancak soykırım 80?lerin sonu ile

90?ların başında Ruanda ekonomisiyle yakından ilişkilidir. Soykırım,

Ruanda?da 1990-93 yılları arasındaki iç savaşta Devlet Başkanı olan

Habyarimana?nın 1994?te bir suikast sonucu öldürülmesiyle başladı.

HUTU-TUTSİ AYRILIĞINI BELçİKA KöRüKLEDİ

Kolonize bir ekonomik geçmişi olan Ruanda?da ekonomi kahve ihracatı üzerinde

yürürken, insanlar arasında geniş bölünmeler mevcut. En önemli

bölünmüşlük ise 1926?da Belçikalıların siyasi kontrolü elde bulundurmak

amacıyla körükledikleri Hutu ve Tutsisler arasındaki bölünmüşlüktür.

Belçikalılar Hutulara karşı Tutsisleri desteklediler.

BELçİKALILAR BIRAKTI HUTULAR BAŞA GEçTİ

1962 yılında Belçika Ruanda?yı bırakırken Tutsiler de yönetimdeki güçlerini

bıraktılar ve Hutular kontrolü ele almaya başladılar. Birçok Tutsi

yönetimden kovuldu. 1973?te Hutuların askeri lideri Juvenal Habyarimana

ve kendisini takip eden taraftarları başarılı bir darbe gerçekleştirdi.

Habyarimana ve Hutu elitleri Ruanda?da neredeyse 20 yılda önemli bir

ekonomik gelişme sağladı.

EKONOMİK PROBLEMLER VE YAPISAL DöNüŞüMLER

1980?lerin sonlarında Ruanda?nın kahve üretimi üzerine kurulan ekonomisinde

problemler ortaya çıkmaya başladı. 1987?de Uluslar arası Kahve

Anlaşması?nın sisteme getirdiği kota uygulaması, kahve fiyatlarını

dünya genelinde düşürdü. Ruanda?nın kahve ücretlerini belirleyen devlet

fonu borçlu hale geldi.

Habyarimana hükümeti ile IMF ve Dünya Bankası arasında anlaşmadan sonra Dünya Bankası 1988?de Ruanda?nın kamu harcamaları programını gözden geçirmek ve çok şartlı yeni bir yapısal dönüşüm programı uygulamak için bir grup gönderdi.

RUANDA VATANSEVER CEPHESİ

Bu, aynı zamanda Ruanda?nın iç (1990-1993) savaşına denk gelirken, Hutu

aristokrasisi de kendi içinde bölünmeye başladı. Bu arada Uganda

kamplarında da çoğunluğunu Tutsislerin oluşturduğu bir gerilla grubu

oluşmaya başladı. Tutsislerin oluşturduğu Ruanda Vatansever Cephesi

Ruanda?yı işgal etti ve başkent Kigali?ye kadar ulaştı. Bu durum

Habyarimana rejimini zayıflattı ve iç savaş çıktı.

Yapısal Dönüşüm Programı siyasi olarak istikrarsızlık döneminin yaşandığı ve

Ruanda Frank?nın yüzde 50?sinin devalüasyona kurban gittiği bir dönemde

Kasım 1990?da yapıldı. Bu program, Uganda?da kamplarında bulunan Ruanda

Vatansever Cephesi?nin Ruanda?ya girmesinden altı hafta sonra

başlatıldı. Ekonomik kriz iç savaşı daha da kötü hale getirdi ve bu

durum yüksek enflasyon ile yiyecek ve gaz fiyatlarında önemli

artışlarla sonuçlandı.

SOSYAL çöKüNTü VE IMF?NİN BUNDAKİ DAHLİ

Devlet teşekkülleri iflasa zorlanırken, kamu hizmeti sağlayan sağlık ve eğitim

sistemi de çöktü. İç savaşın en yoğun yaşandığı 1992 yılında IMF ikinci

bir devalüasyon emri verdi, ki bu fiyatların daha artmasına neden oldu.

Kahve üretimi bir yıl içinde yüzde 25 düştü. çünkü toprakların büyük

bir kısmı kahve yetiştiriciliği için kullanılıyordu ve diğer ürünler

için yeterince alan kalmamıştı.

Kıtlığın yoğun yaşandığı bir dönemde Dünya Bankası ve IMF?nin Yapısal Dönüşüm Programı ekonomide liberalleşmeyi emrettiler. Bu şekilde artan ucuz yiyecek ithalatı yerel pazarları çökertti.

Ruanda?nın imzaladığı Yapısal Dönüşüm

Programı, Ruanda Merkez Bankası?na mal ithalatı için önemli krediler

vermeyi taahhüt ediyordu. Kredilerin bir çoğu rejim tarafından Güney

Afrika, Mısır ve Doğu Avrupa?dan alınan ağır silahlara ödendi.

ALBRIGHT VE ANNAN ABD?NİN SİLAH SATIŞINA GöZ YUMDU

Ruanda Soykırımı meydana geldiğinde Madeline Albright (ABD eski Dışişleri

Bakanı) Bil Clinton?un Birleşmiş Milletler?deki Temsilcisi?ydi ve Kofi

Annan da Birleşmiş Milletler barış gücü operasyonlarının başında yer

alıyordu. Araştırmacı-Gazeteci Wayne Madsen kitabında Albright ve

Annan?ın Amerika?nın Tutsilerin Ruanda Vatansever Cephesi?ne destek

verdiğini görmezden geldi. Ruanda Vatansever Cephesi, 6 Nisan 1994?te

Ruanda?nın Hutu Devlet Başkanı?nı taşıyan uçağa gerçekleştirdikleri

füze saldırısından sorumluydu.

TUTSİLERİN LİDERİNİ ABD ASKERİ EĞİTTİ

Madsen, Ruanda Vatansever Cephesi?nin (RPF) Uganda?dan 1990?da ilk işgalinde

Birinci Bush yönetimini ve Savunma Bakanı Dick Cheney (ABD?nin şimdiki

Başkan Yardımcısı) askeri destek aldığını açıklıyor ve RPF?nin amacının

Ruanda?nın Hutu devlet başkanını iktidardan düşürmek olduğunu söylüyor.

Madsen kitabında, RPF?nin başkan yardımcısı Paul Kagame?nin Amerika?da

Amerikan ordusu tarafından nasıl eğitildiğini deşifre ediyor. 1990?daki

Ruanda işgalinde RPF lideri öldürülünce Kagame gerilla ordusunun başına

geçti ve Pentagon, CIA ve Dışişleri Bakanlığı ile olan ilişkileri daha

da güçlendi. Birleşmiş Milletler?in tasnif edilmiş belgelerine göre,

Albright ve Annan bu durumdan haberdardı.

FüZELERİ CIA TESLİM ETMİŞ

Fransa Parlamentosu ABD?nin RPF?yi Sovyet yapımı yerden havaya fırlatılabilen

füzeler sağladığına dair araştırmasında, bu füzelerin Ruanda Devlet

Başkanı?nın uçağına yapılan saldırıda da kullanıldığını ortaya çıkardı.

Birleşmiş Milletler araştırmasında CIA ile bağlantılı bir şirketin

roketatar parçalarını toplayarak bunları RPF?ye verdiğine dair bir

bilgi ortaya çıktı.

Ancak, bu soruşturma kısa bir süre sonra Amerika ile olan ilişkiler göz önüne alınarak rafa kaldırıldı.

?ULUSLAR ARASI STRATEJİK VE TAKTİKSEL ORGANİZASYONU?

2004 yılında Fransızların bir uçağa yapılan saldırıyla ilgili soruşturması

tamamlandıktan sonra Madsen, soruşturmayı yapanların siyasi olarak

güçlü petrol organizasyonunun bağlantısını ortaya çıkardıklarını

söylüyor. Bu organizasyon genel olarak ?Uluslararası Stratejik ve

Taktiksel Organizasyon? olarak biliniyor.

SOYKIRIM KREDİLERİ

1994?teki soykırımdan bir yıl sonra Ruanda?ya borç verenler Tutsilerin kurduğu

RPF hükümetinden eski rejimin borçlarını geri ödemesini istediler. Ki

bu krediler, kan dökülmesi için verilmişti. RPF hükümeti, borçların

iptal edilmesini istemek yerine Bretton Woods kuruluşlarının talebini

hoş karşıladı. çünkü, askeri gelişme için IMF?nin yeşil ışığına

ihtiyaçları vardı. Yeni krediler de tam olarak askeri harcamalara

gitti.

SOYKIRIM, AMERİKA VE FRANSA ARASINDAKİ BİR MüCADELENİN üRüNüYDü

Fransızların desteklediği Hutu Habyarimana hükümetinin yerine Amerikan destekli

Tutsi Paul Kagame?nin geçmesiyle soykırım bir anlamda başarılı bir

şekilde gerçekleştirildi. Bu soykırım, CIA ve Amerikan özel güçlerinin

yardımıyla meydana geldi. Aslında bu durum, Fransa ve Amerika arasında

deklere edilmemiş bir savaş olarak görülmeli.

YöNETİM FRANSIZLARDAN AMERİKA?YA GEçTİ

Amaç, Ruanda?da bir bir Anglo-Amerikan himayesi oluşturarak Amerika için Orta

Afrika?da neo-kolonyal bir ortam oluşturmaktı. Hükümet ve özel sektör

dilinin Fransızca?dan İngilizce?ye geçmesinden bu amacın başarıya

ulaştığı görülüyor.

Andrew G. Marshall

Ruanda soykırımında Batı?nın dahli

Çev: habervaktim

 

Bu haber hakkında ne düşünüyorsunuz?

Etiketler:

İlgili Haberler

YORUMLAR

0 Yorum

Yorum Yazın