Bist

14.259,90

$

Dolar

44,8793

Euro

52,8737

Altın

7.011,23

£

Sterlin

60,7238

Bitcoin

$98,542

Bist

14.259,90

$

Dolar

44,8793

Euro

52,8737

Altın

7.011,23

£

Sterlin

60,7238

Bitcoin

$98,542

Yazarlar 30.04.2026 5 dk okuma

‘SONEL; BU OYUNUN SON EL’İ OLSUN’

Paylaş:

Herkes her konuda fikir sahibi…

Ama kimse gerçekten fikir sahibi olmanın yükünü taşımak istemiyor.

Bugün memlekette tuhaf bir hâl var:
İnsanlar hakikati aramak için değil, kendi haklılığını ispatlamak için konuşuyor.
Duyduğunu anlamak için değil, ezberlemek için dinliyor.
Okuduğunu tartmak için değil, başkasına satmak için hafızasına alıyor.

Bir tür “fikrî gösteriş” çağındayız.

Herkes, başkasının yanlışını ifşa ederek kendi yanlışına meşruiyet kazandırma peşinde.
Kendi kusurunu örtmenin en kestirme yolu, başkasının kusurunu büyütmek oldu.

Ve en tehlikelisi şu;
Herkes haklı çıkma tutkusunun esiri.

Öyle ki;
Haklı çıkmak uğruna yalan da söyleniyor,
İftira da atılıyor,
Gerçek de eğilip bükülüyor.

İnsan aslında farkında…
Ama nefsine yeniliyor.

Kendi kendine yumruk atıyor,
Kendi kendine düşüyor,
Sonra yine kendine kızıyor.

Ama akıllanmıyor.
Ders çıkarmıyor.

Bu hastalık sadece bireyde değil;
Toplumda da var, devlette de…

Uluslararası ilişkilerde bile aynı refleksi görüyoruz.
Bir adım geri atmayı zayıflık sanan,
Susmayı acizlik zanneden bir akıl…

Oysa çoğu zaman konuşmak değil, susmak erdem ister.

Ama bizde suskunluk bile kirlenmiş durumda.
Çıkar yoksa “bana ne” deniliyor…
Çıkar varsa herkes bir anda en önde, en yüksek sesle konuşan “şahin”e dönüşüyor.

Zora gelince?
Bir anda o meşhur söz devreye giriyor:
“Söz gümüşse, sükût altındır.”

Hayır.

O sükût, altın değil.
O, çoğu zaman oportünist bir kaçış.

Geçtiğimiz günlerde ortaya çıkan ve vicdanları sarsan Gülistan Okur cinayeti…
Herkes konuşuyor, herkes öfkeli, herkes hüküm veriyor.

Ama mesele sadece bugün konuşmak değil.

Ben yıllar önce, 2012–2015 döneminde Seydişehir’de görev yapan dönemin kaymakamı Tuncay Sonel ile ilgili çeşitli iddiaları köşe yazılarımda suç duyurusu niteliğinde dile getirdim.

Vatandaşın vicdanı dışında, ne yazık ki güçlü bir karşılık bulmadı.

O dönem kamuoyuna yansıyan ve tarafımca gündeme getirilen bazı iddialar;
göreve fiilen devam etmeyen kişilere ödeme yapıldığı, tartışmalı geçmişi olan bazı isimlerle kamu kaynaklarının ilişkilendirilmesi, 
kamuya ait taşınmazların değerinin altında devredildiği yönündeki tartışmalar ve sonrasında doğan hukuki ihtilaflar gibi birçok başlıktan oluşuyordu.

Bunların her biri, açıklığa kavuşturulması gereken ciddi konulardı.

Ama ne oldu?

Kocaman bir sessizlik…

Ne basın gerektiği gibi üzerine gitti,
ne kurumlar kamuoyunu tatmin edecek bir şeffaflık ortaya koydu,
ne de toplum bu meselelerin peşini sürdü.

Bugün ise aynı isim üzerinden, farklı bir olayın gölgesinde yüksek sesle konuşanlara bakınca insan ister istemez şunu soruyor:

Dün neredeydiniz?
Eğer bir mesele, gündem olunca konuşuluyor ama zamanında görmezden geliniyorsa;
orada adalet değil, zaman kollayan bir fırsatçılık vardır.

İşte bu yüzden mesele bir kişi meselesi değildir.

Mesele;
zamanında susanların,
iş işten geçince konuşanların,
hakikati değil konjonktürü takip edenlerin meselesidir.

Bugün konuşulan her olay, aslında geçmişteki suskunlukların birikmiş sonucudur.

Sükût her zaman altın değildir.

Altın olan;
çıkar gözetmeden konuşabilmek,
risk alarak doğruyu söyleyebilmek,
ve gerektiğinde de vakarla susabilmektir.

Erdemli sükût budur.

Hülasa…
İnsan aynaya bakmayı öğrenmedikçe,
kendi hatasıyla yüzleşmedikçe,
egosunun esaretinden kurtulmadıkça…

Daha çok benzer isimler konuşulur,
daha çok olaylar yaşanır.

Ve biz, her seferinde aynı masaya otururuz…
Aynı oyun,
aynı hesap,
aynı suskunluk…

Belki de artık mesele şudur;

Bu, ‘SON EL’ mi?

Yoksa yine herkes kartlarını saklayıp,
oyunu bir sonraki krize mi bırakacak?

Yeni SONEL’ler türemeden ‘SON EL’ olsun lütfen… 
Hakkı Balcı

Etiketler:
Hakkı Balcı
Hakkı Balcı

Köşe Yazarı