Bütün bu yaşananlardan sonra, bıyıklarını dudağının üzerine balkon çiçeği gibi sarkıtıp “solcuyum”, “devrimciyim” diye ortalıkta dolaşan birini görürseniz;
Bulunduğu yerden usulca kaldırıp bir kenara koyun…
Yazıktır, üzerine basmasınlar.
Yıl olmuş 2026…
Dünya yapay zekâyı, uzay teknolojilerini, kuantum yarışını ve dijital ekonomiyi konuşuyor.
Çin bile kırk yıl önce Mao’nun bisikletli propaganda posterlerini bırakıp dünyanın en sert kapitalist üretim düzenlerinden birine geçmiş!
Sovyetler Birliği çoktan tarihin hurda deposuna kaldırılmış...
Berlin Duvarı yıkılalı neredeyse yarım asır olmuş!
Küba bile turistten döviz kazanmanın derdine düşmüş.
Ama bizim memlekette hâlâ bir yerlerde, çay ocağı köşesinde Lenin pozu veren, Stalin bakışı atan, 68 kuşağının solmuş romantizmini devrim sanan birtakım tipler dolaşıyor.
Üstelik çoğunun hayatında ürettiği tek şey slogan...
Marks’ı tam okumamış, Lenin’i ezberden duymuş, Stalin’i kahvehanede karşılaştığı bir “solcu(!)”dan öğrenmiş adamlardan “devrimci” çıkarmaya çalışıyorlar.
Dünyada işçi sınıfı kavramı değişmiş, üretim biçimleri değişmiş, ekonomi algoritmalarla yönetiliyor; bunlar hâlâ 1970’lerin öğrenci kantini kafasında yaşıyor.
Bir kısmı da ayrı komik...
Kapitalizme küfredip son model telefonla canlı yayın açıyor, Amerikan uygulamalarından paylaşım yapıyor, kahvesini zincir mağazadan içip “emperyalizm” anlatıyor.
Tam anlamıyla ideolojik cosplay.
Aslında mesele solculuk da değil.
Dünyada fikir üretmiş, entelektüel ağırlığı olan sol hareketler de olmuştur.
Zaman zaman Avrupa’da sosyal devlet anlayışını geliştiren yapılar da ortaya çıkmıştır.
Ama bizim memleketteki bazı “devrimci” tiplerin olayı düşünce değil;
“Nostaljik bir kabadayılık oyunu.”
Alayı birer;
“Çakma Deniz”
“Çakma Yılmaz”
68 kuşağını hâlâ Che tişörtüyle parkta gitar çalıp slogan atmaktan ibaret sanıyorlar.
Oysa dünya değişti.
Artık insanlar ideolojik ezber değil; teknoloji, üretim, güvenlik, ekonomi ve gerçekçilik arıyor.
Fakat bunlar hâlâ duvara orak çekiç çizince sistemi yıkacağını sanıyor.
İşte bu yüzden görünce kızmayın...
Usulca kaldırıp bir kenara koyun ki üzerlerine basmasınlar; yazıktır!
Çünkü bazı şeyler artık fikir değil, dönemi geçmiş bir dekor malzemesi gibi duruyor.
Ahmet Keser/TİMETÜRK