Modern tıp, odaklanamayan, durmaksızın bir uyarandan diğerine savrulan ve yerinde duramayan bireyler için popüler bir teşhis koyuyor: Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB). Peki, bu bireysel sağlık tanısını bir kenara bırakıp kafamızı dijital kamusal alana çevirdiğimizde ne görüyoruz? Karşımızda, kolektif olarak yakalandığımız, çağın en tehlikeli siyasal pandemisi duruyor: Realite Eksikliği ve Siber Aktivite Bozukluğu.
Dijitalleşme, elektronik katılım ve dijital katılım mekanizmaları hayatımıza ilk girdiğinde, toplumsal sorunlara daha hızlı refleks veren ve daha katılımcı bir demokrasi vaat ediyordu. Ancak evdeki hesap dijital meydana uymadı. Süreç, demokratik bir derinleşme yerine, kolektif bir siber aktivite bozukluğuna evrildi. Bugün dijital meydanda hepimiz siyasal birer klinik vaka gibiyiz. Durmaksızın tweet atıyor, beğeniyor, paylaşıyor, dijital sokaklarda adeta yerimizde duramıyoruz. Müthiş bir enerji ve durdurulamaz bir hareketlilik var; fakat bu siber aktivite hali, gerçek dünyada somut bir kamusal fayda üretmiyor. Eylem var, etki yok. Gürültü var, dönüşüm yok.
Ortaya çıkan tablo açıktır: dijital alan siyaseti üretmiyor; siyasetin yerini alan bir “tepki döngüsü” üretiyor. Bu döngüde her şey hızla yükseliyor ama aynı hızla unutuluyor. Gündem sürekli değişiyor, fakat gerçek sorunlar yerinde duruyor. Sokakta karşılığı olmayan dijital hareketlilik, kurumlara baskı üretmeyen bir öfke ekonomisi ve odaklanamayan bir kamusal dikkat rejimi… Sonuçta bugünün dijital yurttaşı, hiperaktif ama etkisiz bir aktöre dönüşüyor: sürekli konuşuyor, sürekli tepki veriyor, ama nadiren belirliyor.
Kadın cinayetleri, sokak hayvanlarına yönelik şiddet, savaş haberleri ve eğitimde yaşanan şiddet vakaları dahil olmak üzere birçok başlıkta tablo değişmemektedir: Olay görünür olmakta, tartışma büyümekte, dijital gündem hızla yükselip hızla düşmekte; ancak bu hareketlilik hiçbir zaman sistematik bir çözüm iradesine dönüşmemekte, kurumsal düzeyde yapısal bir karşılık üretmemektedir.
Bu siber aktivite bozukluğunun en dramatik yan etkisi, beraberinde getirdiği kronik realite eksikliğidir. Algoritmaların bizi ekranda tutmak için tasarladığı sonsuz parmak kaydırma (scrolling) döngüsünde, hayatın gerçekliğinden giderek kopuyoruz. Algokrasi, odaklanma sorunumuzu ve siyasal algımızı derin biçimde manipüle ediyor. Bizi, yalnızca duymak istediğimiz argümanların yankılandığı yapay dijital fanuslara hapsediyor. Gerçekliğin sabır, çelişki ve kurumsal müzakere gerektiren doğasından koparak, algoritmaların ürettiği kutuplaşmış ve hızlı tüketilen bir “simülasyon siyasetini” gerçeklik sanmaya başlıyoruz. Sokaktaki insanın derdi, kamunun şeffaflık ihtiyacı ya da liyakat krizleri ise dijital gürültü içinde birer “trend topic” malzemesine dönüşerek hızla harcanıyor.
İşte bu iki sendrom birleştiğinde, görünmez ama güçlü bir mekanizma için mükemmel bir zemin oluşuyor. Dijital meydanda yapay gündemlerle siber aktivite krizleri yaşarken hakikat mücadelesi verdiğimizi sanıyoruz; oysa aynı anda gerçek dünyada kurumsal denetim mekanizmaları, kamusal kararlar ve rasyonel siyaset zemini aşınıyor.
Sanal dünyada hiperaktif, gerçek dünyada ise pasifleşmiş veri nesnelerine dönüşüyoruz.
Çözüm, dijital vatandaşlığı yalnızca “çevrimiçi olmak ve sürekli gürültü üretmek” sanan bu yanılgıdan çıkmaktır. Gerçek dijital katılım; ekran başındaki siber refleksler değil, dikkat ekonomisinin bilinçli yönetimi, zihinsel bütünlüğün korunması ve gerçeklik algısının sürekli yeniden inşasıdır.
Dijital çağda siyaset ve toplumsal örgütlenme yeniden düşünülüyorsa, asıl mesele ekran simülasyonuna maruz kalma arttıkça gerçekliğe temasımızın neden zayıfladığıdır. Çünkü sürekli kaydırma (scrolling) pratiği üzerinden kurulan bu yeni dikkat rejimi, yalnızca bireysel odağı değil, aynı zamanda ortak gerçeklik zeminini de aşındırmaktadır. Hakikat artık tartışılan bir içerik değil, algoritmik dolaşım hızına göre görünürlük kazanan bir veri akışına dönüşmektedir.
Bu nedenle çağın temel krizi, yalnızca “dikkat dağınıklığı” değil, dikkat rejiminin kendisinin yapısal dönüşümüdür. Dolayısıyla meselenin tedavisi de basit bir bilinç çağrısı değil; dikkat, gerçeklik ve algoritmik aracılık ilişkisini yeniden kuracak bir epistemik farkındalık düzlemidir.
Dr. Burcu Demirdöven/TİMETÜRK