$

Dolar

48,6580

Euro

55,8188

£

Sterlin

65,1289

Frank

58,9202

Gram Altın

6.661,7900

Bitcoin

3.703.285

$

Dolar

48,6580

Euro

55,8188

£

Sterlin

65,1289

Frank

58,9202

Gram Altın

6.661,7900

Bitcoin

3.703.285

Makale 17.09.2026 6 dk okuma

OVP’nin karnesi: Hesabı ne bozdu, yeni hedefler tutar mı?

Paylaş:

Yeni Orta Vadeli Program açıklandı. Önümüzde yine üç yıllık bir yol haritası var; büyüme hedefleri, enflasyon rakamları, ihracat, işsizlik, cari açık…

Fakat yeni hedeflere bakmadan önce geriye dönüp sormamız gereken bir soru var:

Daha önce koyduğumuz hedeflerin ne kadarı tuttu?

Çünkü Orta Vadeli Program, adı üzerinde üç yıllık bir perspektif sunsa da her yıl ekonomik gelişmelere göre güncelleniyor. Dolayısıyla bugün 2027-2029 dönemine ilişkin rakamları tartışırken, elimizde geçmiş programların ne ölçüde gerçekleştiğini görebileceğimiz yeterince veri de var.

Ve rakamları yan yana koyunca ortaya oldukça öğretici bir tablo çıkıyor.

2024 yılında açıklanan 2025-2027 OVP’de 2025 yılı için yüzde 4 büyüme, yüzde 17,5 yıl sonu enflasyonu, yüzde 9,6 işsizlik ve milli gelirin yüzde 2’si kadar cari açık öngörülüyordu. Petrol hesabı da Brent’in ortalama 83,8 dolar olacağı varsayımı üzerine kurulmuştu.

2025 tamamlandığında ekonomi yüzde 3,7 büyüdü. İşsizlik yüzde 8,3 ile hedeflenenden daha iyi gerçekleşti. Cari açık milli gelirin yüzde 1,9’u seviyesinde kaldı. Petrol de beklenenden çok daha ucuz, ortalama 69,1 dolar civarında gerçekleşti.

Ama enflasyon?

Yüzde 17,5 hedeflenmişti.

Gerçekleşme yüzde 30,9 oldu.

Yani hedefin 13,4 puan üzerinde.

Burada önemli bir şeyi teslim etmek lazım: OVP’nin bütün göstergeleri başarısız olmadı. İşsizlik, cari denge ve bütçe tarafında programdan daha iyi sonuçlar görüldü. Büyümedeki sapma ise sınırlı kaldı.

Fakat vatandaşın günlük hayatına en doğrudan dokunan başlıkta, yani enflasyonda, hesap ciddi biçimde şaştı.

2025’in faturasını savaşa kesemeyiz

Bugün 2026 yılındaki gelişmeleri konuşurken İran savaşı doğal olarak çok önemli bir başlık. Fakat 2025 enflasyon hedefinin neden tutmadığını açıklarken bu savaşı gerekçe gösteremeyiz.

Tarih buna izin vermiyor.

2025’teki sapmanın temelinde daha çok içerideki fiyatlama davranışları, özellikle kira ve diğer hizmet kalemlerindeki katılık, geçmiş enflasyona endeksleme, gıda arzındaki sorunlar, zirai don ve kuraklık gibi gelişmeler bulunuyor.

Nitekim tarım sektörü 2025 yılında olumsuz iklim koşullarının etkisiyle yüzde 8,5 küçüldü ve büyümeyi yarım puan aşağı çekti. Buna rağmen hizmetler, inşaat ve sanayi ekonomiyi taşımaya devam etti.

Enflasyonda ise mesele daha yapısal.

Türkiye’de mal enflasyonu aşağı gelirken kira, eğitim ve diğer hizmet kalemlerinde fiyatlama davranışı aynı hızda değişmedi. Geçmiş enflasyon gelecekteki fiyatlara taşınmaya devam etti. Gıdada arz sıkıntıları yaşandı. Beklentiler istenilen hızda kırılmadı.

Yani dezenflasyon başladı ama hesaplanandan daha yavaş ilerledi.

Bu ayrımı yapmak önemli.

Çünkü her hedef sapmasını dışarıdaki gelişmelerle açıklarsak, içeride düzeltilmesi gereken alanları göremeyiz.

2026’ya geldiğimizde ise gerçekten başka bir dünya var

Geçen yıl, yani Eylül 2025’te açıklanan 2026-2028 OVP’de 2026 yılı için oldukça farklı bir tablo öngörülüyordu.

Ekonomi yüzde 3,8 büyüyecek, yıl sonu enflasyonu yüzde 16’ya düşecek, işsizlik yüzde 8,4 olacak, ihracat 282 milyar dolara ulaşacak ve cari açık milli gelirin yüzde 1,3’ü seviyesinde kalacaktı.

Daha önemlisi, bütün bu hesap yapılırken Brent petrolün varil fiyatı 65 dolar, enerji ithalatı ise 63 milyar dolar kabul edilmişti.

Aradan yalnızca bir yıl geçti.

Yeni OVP’de 2026 için artık yüzde 3,3 büyüme ve yüzde 28,4 enflasyon bekleniyor. Cari açık beklentisi yüzde 1,3’ten yüzde 2,6’ya çıktı. 22,3 milyar dolar olması beklenen cari açık şimdi 47,5 milyar dolar olarak tahmin ediliyor.

Petrol varsayımı ise 65 dolardan 88 dolara çıktı.

Enerji ithalatı hesabı 63 milyar dolardan 71 milyar dolara yükseldi.

İşte burada savaşın etkisini görmezden gelmek mümkün değil.

Yeni OVP de açık biçimde, Şubat 2026 sonunda başlayan ve programda “ABD/İsrail-İran Savaşı” olarak tanımlanan çatışmanın enerji ve emtia fiyatlarını yükselttiğini, dış talebi zayıflattığını ve küresel dezenflasyon sürecini bozduğunu belirtiyor.

Türkiye açısından petrolün 65 dolar yerine 88 dolar olması yalnızca benzin istasyonundaki fiyatın yükselmesi demek değil.

Enerji ithalatı pahalanıyor.

Nakliye pahalanıyor.

Sanayinin üretim maliyeti artıyor.

Tarımın maliyeti yükseliyor.

Sonra bu maliyet zincirin tamamına dağılıyor.

Bir taraftan enflasyonu yukarı iterken diğer taraftan dış ticaret ve cari dengeyi bozuyor.

Dolayısıyla 2026 için geçen yıl yapılan hesabın bozulmasında, öngörülmesi oldukça güç olan ciddi bir jeopolitik şok bulunduğu açık.

Peki her şeyin sorumlusu savaş mı?

İşte bence asıl önemli soru bu.

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, yeni OVP’yi açıklarken Merkez Bankası hesaplamalarına göre savaşın enflasyon üzerindeki doğrudan ve dolaylı maliyetinin yaklaşık 7 puan olduğunu söyledi.

Geçen yıl 2026 için hedeflenen enflasyon yüzde 16’ydı.

Şimdiki tahmin yüzde 28,4.

Aradaki fark 12,4 puan.

Savaşın yaklaşık 7 puanlık etkisi kabul edildiğinde bile geriye önemli bir fark kalıyor.

Demek ki mesele yalnızca Tahran’da, petrol kuyularında veya Hürmüz’de olup bitenlerden ibaret değil.

İçeride hâlâ hizmet enflasyonu var.

Kira sorunu var.

Gıda arzı var.

Geçmiş enflasyona göre fiyatlama alışkanlığı var.

Enflasyon beklentilerinin yeterince hızlı kırılmaması var.

Dolayısıyla doğru cümle bana göre şu:

Savaş hesabı ciddi biçimde bozdu; fakat savaş olmasaydı da geçen yıl konulan yüzde 16 enflasyon hedefine ulaşmak kolay görünmüyordu. Bunu görmek, yeni program açısından da son derece önemli.

Üsame Karakış/TİMETÜRK

Etiketler:
Üsame Karakış
Üsame Karakış

Köşe Yazarı

Ekonomi alanında güncel konularda yazar. Sağlık turizmi alanında faaliyet gösterir