Son dönemde Adalet Bakanlığından neredeyse her gün yeni bir operasyon haberi geliyor. Suç örgütleri, yasa dışı bahis ağları, kara para, dolandırıcılık, kaçakçılık, kamu kaynaklarının istismarı...
Bir bakıyorsunuz banka hesaplarına bloke konulmuş, bir başka dosyada arsalar ve konutlara el konulmuş. Başka bir soruşturmada şirketlere kayyım atanmış, kripto varlıklar dondurulmuş.
11 Şubat'ta Adalet Bakanlığı görevini devralan Akın Gürlek'in çalışma temposunu da ayrıca teslim etmek gerekiyor. Göreve geldikten kısa süre sonra söylediği, “Milletimiz söylem değil, icraat bekliyor” sözünün arkasını doldurmaya çalışan bir görüntü veriyor. Özellikle organize suçlarla mücadelede dikkatimi çeken ise yalnızca operasyonların sayısı değil, mücadelenin yön değiştirmesi. Artık devlet yalnızca suç örgütünün silahlı adamının, yöneticisinin veya sokaktaki elemanının peşine düşmüyor.
Paranın peşine düşüyor.
Nitekim Bakan Gürlek bunu çok açık bir ifadeyle ortaya koydu: “Suç örgütlerinin finansal damarlarını da keseceğiz.”
22 Haziran'da 81 ildeki 175 ağır ceza merkezi Cumhuriyet başsavcılığına gönderilen “Organize Suç Örgütleri ile Mücadele” genelgesinin ardından banka hesaplarından kripto varlıklara, şirket ortaklıklarından gayrimenkullere kadar suç örgütlerinin ekonomik gücünün hedefe alındığını görüyoruz. Bence doğru olan da budur. Çünkü bir suç örgütünün üç elemanını tutuklayabilirsiniz. Yerine beş kişi daha bulabilir. Fakat parasını keserseniz, finansman ağını dağıtırsanız, şirketlerini kontrol altına alırsanız, banka hesaplarını bloke eder, suçtan elde ettiği servete ulaşırsanız o örgütün hareket kabiliyetini de ortadan kaldırırsınız.
Rakamlar küçümsenecek gibi değil
İstanbul Valiliğinin açıkladığı veriler meseleyi çok daha net ortaya koyuyor.
İstanbul'da organize suçlarla mücadele kapsamında 2023 yılında 9,5 milyar lira değerinde mal varlığına el konulurken, 2025 yılında bu rakam 318 milyar liraya çıktı.
Sadece 2026'nın ilk üç ayında ise 26,5 milyar liralık mal varlığına el konuldu.
318 milyar lira...
Artık birkaç otomobil, birkaç villa veya birkaç banka hesabından söz etmiyoruz. Karşımızda başlı başına devasa bir suç ekonomisi var.
17 Ağustos'ta “yeni nesil suç örgütleri” olarak tanımlanan dört yapılanmaya yönelik mali soruşturmalarda 818 şüphelinin kiralık kasaları dahil banka hesapları ve kripto varlıklarına el konuldu.
25 Ağustos'ta açıklanan başka operasyonlarda tablo daha da dikkat çekiciydi. İstanbul'daki bir elektronik para şirketinin 2024-2025 döneminde 17,9 milyar liralık para transferi hacmine ulaştığı belirlendi. 8 araç, 33 konut ve 50 arsaya el konuldu; 126 banka ve kripto para hesabına bloke konuldu. Gaziantep'teki bir soruşturmada kişi ve şirket hesaplarında 13 milyar 760 milyon lirayı aşan para hareketi tespit edilirken yaklaşık 570 milyon lira değerindeki mal varlığına el konuldu.
Burada küçük ama önemli bir parantez açalım.
17,9 milyar veya 13,7 milyar liralık “para hareketi”, devletin o miktarda paraya el koyduğu anlamına gelmiyor. İşlem hacmi başka şeydir, el konulan varlığın değeri başka. Fakat bütün rakamlar bir arada değerlendirildiğinde suçtan beslenen ekonomik yapıların ulaştığı büyüklüğü göstermesi bakımından son derece çarpıcı.
Benim merak ettiğim ise başka
Operasyon haberlerini okurken bir ekonomi gazetecisi olarak aklıma çok basit bir soru takıldı:
Bu kadar mala, paraya, şirkete, arsaya ve hesaba el konuluyor. Peki sonra bunlara ne oluyor?
Devletin kasasına mı giriyor?
Hazine'ye mi devrediliyor?
Satılıyor mu?
Şirketse işletilmeye devam mı ediyor?
Mağdurlara mı iade ediliyor?
Ekonomiye nasıl kazandırılıyor?
Araştırmaya başlayınca işin sanıldığı kadar basit olmadığını gördüm. Çünkü el koymak ile müsadere etmek aynı şey değil. Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 128'inci maddesi kapsamında soruşturma sırasında taşınmazlara, araçlara, banka hesaplarına, şirket hisselerine, kiralık kasalara ve diğer mal varlıklarına el konulabiliyor. Ancak bu bir koruma tedbiri. Yani o mal o dakika devletin malı haline gelmiyor. Yargılama devam ediyor. Mahkeme sonunda suçla bağlantısı kesinleşirse müsadere gündeme geliyor. Bazı durumlarda mal mağdura iade ediliyor, bazı durumlarda müsadere edilerek kamuya geçiyor, bazı varlıklar satılıyor, şirketlerde ise TMSF ve kayyım mekanizmaları devreye girebiliyor.
Devletin muhasebe sisteminde bunun için özel bir gelir kodunun dahi bulunduğunu gördüm:
“TCK 54-55 ile diğer benzeri mevzuat kapsamında müsadere edilerek satılan varlıklara ilişkin gelirler.”
Buraya kadar her şey normal.
Fakat asıl mesele bundan sonra başlıyor.
318 milyarın ne kadarı gerçekten kamuya kaldı?
Ben kamuoyuna açık rakamlarda şu tabloyu görmek istiyorum:
Örneğin 2025 yılında;
Kaç milyar liralık mala el konuldu?
Bunun kaç milyar lirası için müsadere kararı kesinleşti?
Ne kadarı sahibine veya mağdurlara iade edildi?
Kaç şirket Hazine mülkiyetine geçti?
Kaç gayrimenkul satıldı?
Satışlardan kaç lira gelir elde edildi?
Ve en önemlisi:
Suç ekonomisinden alınan toplam kaç lira yeniden kamu ekonomisine kazandırıldı?
İşte bu soruların cevabını tek bir yerde, sade ve konsolide edilmiş şekilde göremiyoruz. Bence bundan sonraki adım burada atılmalı.
Türkiye'nin bir “suç geliri bilançosu” olmalı.
Adalet Bakanı Akın Gürlek'in suç örgütlerinin ekonomik damarlarını kesmeye yönelik yaklaşımını önemli buluyorum. Hatta bu mücadele sürdürülecekse çıta biraz daha yükseltilebilir. Adalet Bakanlığı, Hazine ve Maliye Bakanlığı, MASAK ve TMSF'nin verileri bir araya getirilerek her yıl kamuoyuna bir “Suçtan Elde Edilen Varlıklarla Mücadele Bilançosu” açıklanabilir.
Altı rakam yeter:
El konulan toplam varlık.
Kesinleşmiş müsadere tutarı.
Mağdurlara iade edilen tutar.
Satılan mal varlıklarından elde edilen gelir.
Hazine'ye geçen şirket ve varlıkların değeri.
Devlete nihai olarak kazandırılan toplam ekonomik değer.
Böyle bir tablo hem yürütülen operasyonların ekonomik sonucunu gösterir hem de kamuoyundaki soru işaretlerini ortadan kaldırır. Çünkü suç örgütüyle mücadele sadece suçluyu cezaevine göndermek değildir. Onun haksız kazançla kurduğu ekonomik düzeni de dağıtmaktır. Bakan Gürlek'in son dönemde açtığı hat bana göre doğru bir hat: Suçluyu yakala, parayı takip et, finansmanını kes. Şimdi bunun bir adım daha ilerisine ihtiyaç var: O para geri alındığında ne olduğunu da vatandaşa göster. Çünkü milyarlarca liralık suç ekonomisinin tasfiye edilmesi yalnızca bir adalet meselesi değildir. Aynı zamanda bir ekonomi meselesidir.
Üsame Karakış /TİMETÜRK