Şehir…
Asfaltla kaplı modern bir vahşi doğa aslında.
Gündüzleri milyonlarca insanın birbirine temas etmeden geçtiği yollar, geceleri yağmurun gelişiyle birlikte başka bir karaktere bürünüyor. Birkaç saat önce sıradan görünen caddeler, bir anda görünmez bir sınav alanına dönüşüyor.
Ve o an geldiğinde…
Doğa, hangi teknolojinin gerçekten hayatta kalabileceğine karar vermeye başlıyor.
Tıpkı Serengeti’de olduğu gibi…
Afrika’nın uçsuz bucaksız ovalarında hayatta kalmak yalnızca güçlü olmakla ilgili değildir. Bazen hayatta kalanın en kaslı olan değil, şartlara en iyi uyum sağlayan olduğu görülür.
Bugün otomobil dünyası da tam olarak böyle bir dönüşümün içinde.
Özellikle şehir ve doğadaki sel ve su birikintilerinde…
Köprü altındaki gizli tehlikelerde
Viyadüklerin altında oluşan görünmez göllerde…
Bir taraf nefes almaya çalışıyor.
Diğer taraf ise sessizce ilerlemeye devam ediyor.
Çünkü içten yanmalı motorun doğasında bir zayıflık var.
O motor yaşamak için sürekli nefes almak zorunda. Çalıştığı her saniye dışarıdan hava çekiyor. Ama su yükseldiğinde doğa kuralları değişiyor.
Motor havayla birlikte suyu içine çektiği anda, milyonlarca parçalık o mekanik organizma bir anda çaresiz hale geliyor.
Pistonlar havayı sıkıştırabiliyor…
Ama suyu asla…
Sonra o tanıdık sahne geliyor.
Araç suya girer…
Birkaç metre ilerler…
Ve sessizlik çöker.
İşte otomobilin Serengeti’sinde bazı türlerin av olduğu an tam olarak budur.
Elektrikli otomobillerde ise bambaşka bir hikâye var.
Onların nefes almaya ihtiyacı yok.
Hava filtresi yok.
Egzoz yok.
Turbo emiş sistemi yok.
Sessizler…
Ama doğanın yeni şartlarına farklı adapte olmuş durumdalar.
Modern elektrikli otomobillerin batarya paketleri artık suya karşı ciddi biçimde korunuyor. IP67 ve IP68 seviyesindeki izolasyon sistemleri sayesinde birçok model belirli süre boyunca suya dayanabilecek şekilde geliştiriliyor.
Bu yüzden yaklaşık 40 santimetre seviyesindeki şehir içi su birikintileri, birçok modern elektrikli otomobil için düşündüğümüz kadar ölümcül olmayabiliyor.
Hatta son yıllarda bunun gerçek görüntülerini defalarca izledik.
Dubai’de yollar göle döndüğünde bazı Tesla modelleri ilerlemeye devam ederken, birçok içten yanmalı araç suyun içinde teslim oldu.
Çin’de üreticiler artık otomobilleri yalnızca çarpışma testlerine değil, doğrudan su geçiş testlerine de sokuyor. Çünkü yeni çağın korkusu artık yalnızca hız değil…
Hayatta kalabilmek.
Ve bir gerçek daha var:
Doğa bazen teknolojiden daha güçlüdür.
Özellikle akan su…
20-30 santimetrelik güçlü bir akıntı bile tonlarca ağırlıktaki bir aracı sürükleyebilir. O noktada elektrikli ya da dizel olması fark etmez.
Çünkü sel geldiğinde şehir, modern dünyanın Serengeti’sine dönüşür.
Ve o an şunu fark ederiz:
Bazı teknolojiler güçlüdür…
Bazıları ise yeni dünyaya daha uyumludur.
Belki de elektrikli otomobillerin asıl devrimi yalnızca sessiz çalışmaları değil…
Yeni dünyanın sert koşullarına farklı adapte olabilmeleri.
Ben elimden geldiğince bilimsel veriler, gerçek dünya testleri ve yaşanmış örneklerden yola çıkarak bu tabloya objektif bakmaya çalıştım.
Ama bugün geldiğimiz noktada şunu net hissediyorum:
Bir gün yağmurun şehri teslim aldığı bir gecede, köprü altındaki o karanlık su birikintisinin içinde kalırsam…
Tercihimi büyük ihtimalle nefes almak zorunda olmayan taraftan yana kullanırım. Yani elektrikli otomobilden yana.
Bir sonraki köşe yazısında görüşmek dileğiyle…
Adem Eyüpoğlu/TİMETÜRK