2017-08-01 10:36:23

Mescid-i Aksa'da yaşanan son hâdiselerle ilgili Türkiye sesini yükseltince, İsrail yaklaşık olarak şöyle bir mukâbelede bulundu: “Osmanlı İmparatorluğu günleri sona erdi. Camdan evde oturanlar başkasının evine taş atmamalı. Kudüs, İsrail'in ebedî başkentidir.”

İsrail'in bu küstah karşılığı farklı tepkiler uyandırdı.Kemalist dış politika perspektifine sahip olanlar, dış politikadaki her olumsuz gelişmeyi hükümete vurmanın bir vesîlesi telakki edenler, “Bakın nasıl haddinizi bildirdiler” diyerek adeta sevinçle karşıladılar bu tâlihsiz açıklamayı. Bazıları da Neo-Osmanlıcılık gayretkeşliğiyle, hamâset ve slogan yüklü aşırı duygusal tepkiler verdiler.

Arap Baharı sonrasında yaşananlar, İsrail'in etrafındaki neredeyse bütün ülkeleri istikrarsızlaştırdı. İran, kendi emperyal ajandasının peşinde Irak ve Suriye'yi daha da karıştırdı. Bir dönem İsrail'in başını çok ağrıtan Hizbullah, Suriye'de mezhepçi bir savaşın taşeronuna dönüştü ve Filistin davasındaki aktif/meşru pozisyonunu kaybetti. Mübarek sonrasında, bölge ülkeleriyle daha bağımsız politikalar geliştirmeyi hedefleyen Mısır, zalim bir diktatörün eliyle terbiye edildi.

Türkiye 2013'ten bu yana, belki de tarihindekinden ciddi operasyonlara mâruz kaldı. Önce Gezi hâdiseleri, ardından gelen 17-25 Aralık operasyonları Türkiye'yi hem içeride hem dışarıda köşeye sıkıştırmaya mâtuf hamlelerdi. 2013'ten beri bir köşeye sıkıştırılmışlık durumu yaşayan Türkiye'ye son darbe 15 Temmuz ile vurulmak istendi. Türkiye, bu ihâneti milletin gösterdiği emsalsiz bir kahramanlıkla savuşturmayı bildi.

Bölgede İslam ülkelerinin yaşadığı bu kaotik tablo, İsrail'in cüretini ve küstahlık katsayısını daha da artırıyor. Bu kırılganlık sayesinde İsrail belki de tarihinin en güvenli, rahat günlerini idrâk ediyor. Arap Baharı; Arapların hazânı, İsrail'in ise baharı oldu. Onlara “Osmanlı artık bitti” dedirten kendinden emin bu pervâsızlık hali de buradan neşet ediyor.

İslam dünyasındaki bu hercümerci gördükçe, aklıma Amin Maalouf'un Arapların Gözüyle Haçlı Seferleri adlı kitabı geliyor. Orada, Haçlılar İslam topraklarını işgal ederken ve Kudüs düşerken, müslüman hükümdarların nasıl kendi kavgalarının içinde boğuldukları ve birbirleriyle girdikleri kıyasıya rekabet çok güzel anlatılır. Melikşah'ın çocukları Selçuklu tahtı için kanlı bir kavgaya girmiş; Anadolu'da Kılıçarslan, müslüman beyliklerle savaşa tutuşmuş, birliği sağlamaya çalışmaktadır. Irak ve Suriye'deki Selçuklu Emirleri birbirlerinin gözünü oymak için fırsat kollamaktadırlar. Mısır'daki Şii Fatımi idâresi, Haçlı istilasını memnuniyetle karşılamakta ve bunun kendisini tehdit eden Selçuklu hegemonyasına karşı bir tampon olacağını düşünmektedir. 11.yüzyılın bu karanlık döneminde, iktidar hırsı, taht kavgası; zaman gelmiş kafirle işbirliğini bile meşru gösterir olmuştur bazı müslüman idârecilere.

Aslında bu acı manzara bugünküne o kadar çok benziyor ki. Aynı güç mücadeleleri, menfaat oyunları, kafirle işbirliğine girmekten çekinmeyen siyasi liderler... Mısır-BAE-Suud troykasının ABD ve İsrail ile birlikte bölgede geliştirmeye çalıştıkları yeni siyasi konfigürasyon, tarihimizin o karanlık çağlarındakine benzer bir ihanet oyununun bugünkü perdesi mahiyetinde. O dönemde nasıl Kudüs müslüman ülkelerin, liderlerin önceliği olmaktan çıktıysa bugün de kendi gündemlerinin esiri olan ülkeler, şahsi ikbâl hesaplarının peşinde olan müslüman liderler tarafından Kudüs, kaderine terk edilmiş durumda.

Bu tavaif-i mülûk karmaşasından kurtulmak için müslümanların basiretli, ferâsetli, dirâyetli ve davasını şahsi hesaplarının önünde tutan liderlere ihtiyacı var. Tabii ki bu liderler gökten zembille inmeyecek. Bunun için her müslümanın da kendi hayatında, bulunduğu yerde şahsi gayretini ortaya koyması gerekiyor. Unutmayalım Kudüs'ün geri alınması 88 yıl sürmüştü (1099-1187). Bu 88 yıl içerisinde küçük küçük gayretler silsile şeklinde büyük gayretlere evrildi ve Kudüs'ün istirdâtı Selahaddin adlı bir hükümdara nasip oldu.

Peki, Osmanlı'nın günleri sona erdi mi?

Teknik olarak öyle gözükse de aslında hayır. Mâzi ile hâl, dâimi bir irtibat halinde. Tarih kaybolmuyor; her güncel olayda bir şekilde karşımıza çıkıyor ve yaşamaya devam ettiğini gösteriyor.

Bunu en iyi bilenlerden birisi de kanaatimce İsrail.