Şu alemde garip şeyler oluyor. Bunlardan birisi İsrail'in Tahran'da bir Yahudi mabedi sinagogu bombalamasıdır. Bombardımanın ardından Tahran'daki Rafi Niya Sinagogu'nda ciddi hasar meydana geliyor. İsrail için, ideolojisi Siyonizm için dert değil. Sinagogun tahrip edilmesinin lafı mı olur? Gözü dönmüş Siyonizm Yahudileri de kurban seçer ve eder. Zaten Siyonizm baskılarından dolayı dünyadaki anti Siyonist veya Siyonist olmayan Yahudilerin sayısı büyük çapta azaldı. Otantik Yahudilik, siyasal Yahudilik yani Siyonizm karşısında eriyip gitti. Musa'nın yetimleri Siyonizm tarafından yutuldu. Belki de onları 'niye İsrail'e göç etmediniz?' diye cezalandırıyorlar. Zira İran'daki Yahudilerin ekserisi Siyonist Yahudi değil milli Yahudi. Bu açıdan Nejad gibilerle sıklıkla poz verdiklerini görebilirsiniz.
İki ayıp bir yerde. Ayıplardan birisi İsrail'in Tahran'da bir sinagogu bombardımana tabi tutması. Ya da hedef alması. Bilerek mi hedef aldı yoksa kazara mı oldu, bilemiyoruz. İran'ın ayıbı da şu: Başkentte 30 sinagoga karşılık bir milyondan fazla Sünni’nin barındığı başkentte bu kesime hizmet veren tek bir cuma camisinin bile bulunmayışı. Buna izin vermeyişleri. Bu açıdan Tahran Moskova gibi şehirlerin çok gerisinde. Ülke genelinde ise 100 kadar sinagog bulunuyor. Sünnilerin nüfusu Yahudilerin nüfusunu katlasa bile Atina gibi başkentte tek bir cuma camisi barındırılmıyor. Yöneticilerde belli ki Sünni alerjisi var. Ülkenin Sünni bölgelerinde bulunan camileri sayarak Tahran'da da varmış havası yayıyor ve estiriyorlar. Bu da İran'ın illüzyonlarından birisi. Geçmişte Kuveytli düşünür Abdullah Fehd Nefisi alan araştırması yapmıştı. Birçok sinagog, Zerdüşt Mabedi ve Kilise görmesine rağmen tek bir cuma camisine rastlamıştı (https://www. youtube.com/watch?v=XAmGj1yAbdw).
Sebebi sorulduğunda yetkililer ipe un seriyorlar. Yandaşları ise kenar bölgelerdeki Sünni camileri başkentteymiş gibi göstermeye yelteniyorlar. Algıyı gerçeğin yerine ikame ediyorlar. Samimiyet yerine propagandaya yükleniyorlar. Rahatsızlık konusu bunların varlığı değil Sünnilere ait tek bir cuma camiinin bulunmayışıdır. Saptırmaya gerek yok. Kimse civar bölgelerde cami yok demiyor.
Bilhassa başkentin Cuma camisinden mahrum olduğuna parmak basılıyor. Atina’da da öyle; Gümülcine ve İskeçe’de camiler var. Lakin Atina'da yakın zamana kadar cami bulunmuyor ve yapılmasına da izin verilmiyordu. Tahran'da Zerdüşt mabedi, Yahudi havrası ve Hıristiyanlara ait kiliseler; ne ararsan var! Bunlar hiç sorun değil. Elbette yasal statü hakları. Lakin onlara yasal, Sünnilere ise yasak! Oysa İran’da bütün dini azınlıkları toplasan Sünnilerin çeyreğini etmezler. Öyle ise bu ayrım ve haksızlık niye?
Sünni camiler sadece ihtiyaç anında ya da propaganda amaçlı olarak hatırlanıyor. Sözgelimi İran’ın Urumiye şehrinde bulunan 16 Ehli sünnet Camisinden biri olan İmam Şafi Mescidinde Amerikan saldırılarına eşlik eden bir zaman diliminde Ümmet-i Muhammed el ele vahdet duası okudu deniliyor. Halbuki gerçek bambaşka. İran devriminin önderlerinden milletvekili olan M. Mutahhari'nin oğlu Ali Mutahhari Meclis konuşmasında ve röportajında, “Müslümanlarla "vahdet" diyoruz ama bu konuda hiç arpa boyu mesafe kat edemedik” diyor. “Sünni kardeşlere Tahran'da 1 cami bile yaptırtmadık” diyor. Meclis konuşmasıyla verdiği röportaj arasında (2019) tam 5 yıl geçmiş ve değişen bir şey olmamış.
Aynı tas aynı hamam. Vahdet kandırmacasına devam!
Ali Mutahhari son derece üzgün. Sene 2026 olmuş hala yok. Hem de İslam'ın başkentlerinden İstanbul'da Halkalı Zeynebiye'de oldukça büyük bir Şii mabet yükselirken… Ali Mutahhari gibi aralarından birisi gerçeğe parmak bastı, tanıklık etti (şehide şahidun min ehlihi). Adeta Sünniler İran’ın aborjinleri veya bidunları. En alttakiler!