Dil, yalnızca bir iletişim aracı değil aynı zamanda gerçekliği inşa etme, algıları yönetme ve kitleleri yönlendirme gücüne sahip en etkili araçlardan biridir. Medya ve söylem bağlamında baktığımızda, dünyayı kimin kelimeleriyle tanımlıyorsak bir bakıma o dünyanın sınırlarını onların çizmesine izin verdiğimiz anlamına geliyor. Haber metinlerinin arasına gizlenmiş, masum gibi görünen kelimeleri küresel bir hegemonyanın zihin dünyamıza attığı oltalar olarak düşebiliriz.
Özellikle Batı medyasının Müslümanları hedef alan dili, tesadüfi bir kelime seçiminden ziyade, sistematik bir "ötekileştirme" ve "tanımlama" projesinin ürünüdür.
Batı merkezli medya kuruluşları, kendi çıkarlarını meşrulaştırmak ve Müslümanları ‘öcü’ gibi göstermek için uzun yıllardır özel bir sözlük kullanmaktadır. Bu sözlüğün temel amacı, İslam'ı ve Müslümanları potansiyel bir tehdit olarak kodlamaktır.
Örneğin, bir terör eylemi Batılı tiplerce gerçekleştirildiğinde "psikolojik sorunları olan saldırgan" veya "aşırı sağcı" gibi hafifletici sıfatlar kullanılırken; failin sakallı veya bir İslam ülkesi vatandaşı olması durumunda anında "İslami terör" kavramı devreye sokulmaktadır. Yüzyıllardır mukaddes bir kavram olan "Cihat" ise sadece kan ve şiddetle anılan bir sıfata indirgenerek küresel çapta bir korku nesnesine dönüştürülmüştür.
Bu kelimeler üzerinden yürütülen söylem, Müslümanların dünya genelinde peşinen suçlu kabul edilmesine ve İslam düşmanlığının kurumsallaşmasına zemin hazırlamaktadır.
Kelimelerle işlenen bu kuşatmanın en acı verici yanı, Batı laboratuvarlarında üretilen bu kavram ve bağlamından koparma girişimlerinin Türkiye'deki medya ve entelektüel çevreler tarafından çoğu zaman hiçbir editoryal süzgeçten geçirilmeden kullanılmasıdır. Uluslararası haber ajansları ve medya kuruluşlularından düşen metinler, haber merkezlerinde doğrudan Türkçeye çevrildiğinde, o metinlerin içindeki zehirli söylem de olduğu gibi kopyalanmış oluyor.
Medyada kalıcı bir etki oluşturmak ve algı operasyonlarını kırmak ise "kendi kelimelerimizi" kullanmakla mümkündür. Savunmada kalarak ve bize dayatılan kavramları reddetmeye çalışarak yol alınamaz; çünkü reddederken bile o kavramı yeniden üretmiş oluruz.
Esasında bu durum çözümsüz değildir. Medyada başlayan bu kültürel saldırıya yine medyadan cevap verebilmeliyiz. Öncelikle haber merkezleri ve içerik üreticileri, dışarıdan gelen metinleri kendi değerleri doğrultusunda yeniden filtrelemelidir. Örneğin; Batı medyasının "yerleşimci" diyerek meşrulaştırmaya çalıştığı siyonistlere "işgalci"; "müdahale" dediği katliamlara "saldırı" deme cesareti gösterilmelidir.
İletişim Başkanlığı’nın koordinesinde içi boşaltılan veya şeytanlaştırılmak istenen kavramların tarihi ve sosyolojik gerçekliklerine uygun şekilde, pozitif bağlamlarda yeniden haber diline ve makalelere entegre edilmesi için ortak bir dil oluşturmalıdır. Eğer bu tedbirler bugün hayata geçirilmezse çocuklarımızın bizimle Batılıların diliyle konuşması kaçınılmaz olacaktır.
Kendi kelimelerimizle düşünmediğimiz ve yazmadığımız sürece, başkalarının hikâyesinde yalnızca onların biçtiği rolleri oynamaya mahkûm kalırız. Kelimelerin gücünü fark etmek, bağımsız bir medya ve bağımsız bir zihin inşasının ilk ve en hayati adımıdır.
Muhsin Şenol/TİMETÜRK