Arapça kökenli bir sözcük olan “hicab”, Türkiye Türkçesine sonundaki “b” ünsüzünün sertleşmesiyle “hicap” biçiminde geçmiştir. Türkçede “utanma, sıkılma, perde” gibi anlamlara gelen bu sözcük, ünlüyle başlayan bir ek aldığında sonundaki “p” ünsüzü yeniden “b”ye dönüşür. Sözcüğün ikinci hecesindeki “a” ünlüsü ise uzun söylenir: “hica:bı”.
Arapça kaynaklarda “hicab” sözcüğünün “örtü” anlamında da kullanıldığını görüyoruz. Kur’an-ı Kerim’de de bu sözcük, çeşitli ayetlerde “perde” ve “engel” anlamlarıyla karşımıza çıkmaktadır.
Kardeş ülke Azerbaycan’da ise “hicab” sözcüğü, başörtüsünü ifade etmek için kullanılmaktadır.
Peki, bugün neden bu sözcük üzerinde duruyoruz?
Son günlerde Azerbaycan’da okullardaki kıyafet düzenlemeleriyle ilgili yaşanan gelişmeler, kamuoyunda geniş tartışmalara neden oldu. Bazı öğrencilerin başörtüsü nedeniyle okullara alınmadığı yönündeki haberler ve sosyal medyaya yansıyan görüntüler, konuyu ülke sınırlarının ötesine taşıdı.
“Hicabıma dokunma!” sloganıyla dile getirilen tepkiler, eğitim hakkı ve inanç özgürlüğü konularını yeniden gündeme getirdi.
Azerbaycan’da 21 Eylül 2026 tarihinde kabul edilen düzenlemeyle devlet okullarındaki öğrencilerin kıyafetlerine ilişkin kurallarda değişikliğe gidildi. Düzenlemede, belirlenen okul kıyafetinin bütünlüğünü bozan ve eğitimin laiklik ilkesiyle bağdaşmayan ek kıyafet unsurlarına izin verilmemesi öngörülüyor.
Bu düzenlemeyi savunanlar, uygulamanın amacının dinî inançları sınırlandırmak değil; okullarda ortak kıyafet standartlarını, eşitliği ve düzeni sağlamak olduğunu belirtiyor.
Elbette her ülkenin eğitim sistemine ilişkin kurallar belirleme yetkisi bulunmaktadır. Okullarda ortak kıyafet uygulamasının eğitim ortamında düzen ve eşitlik sağlama amacı taşıması da anlaşılabilir bir yaklaşımdır.
Ancak burada üzerinde durulması gereken önemli bir husus vardır: Kıyafet düzenlemeleri uygulanırken öğrencilerin eğitim hakkının korunması.
Sosyal medyaya yansıyan görüntüleri izlediğimizde ister istemez yıllar öncesine gidiyoruz.
Türkiye’de bir dönem başörtüsü nedeniyle eğitim hayatı sekteye uğrayan genç kızlarımızı, üniversite kapılarında yaşanan üzücü olayları ve toplumumuzun hafızasında derin izler bırakan o günleri hatırlıyoruz.
Aradan yıllar geçti. Türkiye, bu konuda önemli değişimlere sahne oldu. Eğitim hakkının ve bireysel özgürlüklerin korunmasının toplumsal huzur açısından ne kadar önemli olduğunu yaşayarak gördük.
Bugün kardeş ülke Azerbaycan’da benzer tartışmaların gündeme gelmesi, doğal olarak bizleri de düşündürüyor.
Unutmayalım ki eğitim, temel bir insan hakkıdır. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 26. maddesinde de herkesin eğitim hakkına sahip olduğu açıkça belirtilmektedir.
Eğitim kurumları; gençlerin bilgiyle buluştuğu, kendilerini geliştirdiği ve geleceğe hazırlandığı yerlerdir. Bu nedenle kıyafet konusundaki farklı yaklaşımların öğrencilerin eğitim hayatını olumsuz etkilememesi büyük önem taşımaktadır.
Burada önemli olan, eğitim kurumlarının kurallarını korurken bireylerin temel hak ve özgürlüklerini de gözetebilmektir. Karşılıklı anlayış ve diyalogla bu iki yaklaşım arasında makul bir denge kurulabileceğine inanıyoruz.
Türkiye ile Azerbaycan arasındaki kardeşlik bağı, yalnızca ortak tarihimizden, dilimizden ve kültürümüzden ibaret değildir. Sevinçlerimiz kadar üzüntülerimizi de paylaşırız.
“İki devlet, bir millet” anlayışıyla birbirine bağlı olan Türkiye ve Azerbaycan’ın dostluğu, karşılıklı saygı ve anlayış temelinde her geçen gün daha da güçlenmektedir.
Bu nedenle Azerbaycan’da yaşanan gelişmeleri yakından takip etmemiz ve eğitim hakkına ilişkin hassasiyetimizi dile getirmemiz, kardeşliğimizin doğal bir sonucudur.
Temennimiz, kardeş ülke Azerbaycan’da konunun sağduyu ve diyalog çerçevesinde çözüme kavuşturulması, hiçbir öğrencinin kıyafeti nedeniyle eğitim hakkından mahrum kalmamasıdır.
Çünkü eğitim hakkı, herkes için korunması gereken temel bir insan hakkıdır.
Selam ve muhabbetle…
Dr. Murat Bulut/TİMETÜRK