2025 yılı, insanlık tarihinde sessiz ama derin bir kırılma noktası olarak kayda geçti.
Geride bıraktığımız sene yapay zekânın yalnızca veriyi analiz eden bir teknoloji olmaktan çıkıp, insan davranışlarını etkileyen bir akla dönüştüğü yıl olarak hatırlanacak.
Bunca zaman topladığımız veriler, ilk kez sistemli bir düşünme biçimine, oradan da tekrar eden alışkanlıklara evrildi. Bugün ne okuduğumuzdan neye güldüğümüze, neyi ciddiye alıp neyi görmezden geldiğimize kadar pek çok şey, bu yeni aklın yönlendirdiği alışkanlıklar üzerinden şekilleniyor.
Yapay zekâ artık bir teknoloji başlığı değil, gündelik hayatın görünmez ortağına dönüştü.
Ev hanımları yemek tariflerini yapay zekâdan alıyor, Ayşe teyze, kendi ürettiği komik videoyu WhatsApp grubunda paylaşıyor, beyaz yaka çalışanlar strateji belgelerini, sunumlarını, hatta e-postalarını yapay zekâya yazdırıyor, öğrenciler ödevlerini, akademisyenler literatür taramalarını, girişimciler iş planlarını aynı araçtan geçiriyor.
Bir yanda Hollywood'da yapay zekâ destekli filmler, dijital oyuncular, sentetik sahneler, diğer yanda evlerin salonlarında üretilen kısa videolar, mem'ler.
İlk kez bu kadar üst seviye üretimle, bu kadar gündelik kullanım aynı anda yaşandı. Bu, tarihte nadir görülen bir yaygınlıktı. 2025'i özel kılan tam da buydu, yapay zekâ, toplumun en kılcal damarlarına kadar indi.
Zaman Kazandık, Erişim Arttı, Bariyerler Yıkıldı
Hakkını teslim edelim, yapay zekâ bilgiye erişimi demokratikleştirdi. Bunu daha önceki “Dijital Ronesans” yazımızda derinlemesine irdelemiştik. Daha önce uzmanlık gerektiren pek çok alan, artık herkesin erişebildiği bir düzleme indi. Bir metin yazmak, bir görsel üretmek, bir video kurgulamak…
Bunlar artık “kim bilir?” sorusundan çok, “ne istiyorsun?” sorusuna dönüştü.
Zaman kazandık, maliyet düştü, üretim hızlandı. Yapay zekâ, insanlığın eline güçlü bir kaldıraç verdi. Ama her kaldıraç gibi, yanlış noktadan tutulduğunda o da dengeyi bozar.
Yapay Zekanın Görünmeyen Bedelleri Var !
Bu teknolojinin bir faturası var,
Yapay zekâ sistemleri görünmez sanılıyor ama arka planda devasa veri merkezleri çalışıyor. Soğutma için tüketilen su, harcanan enerji, karbon ayak izi. Dijital olan her şey “temiz” değil. Bazı algoritmalar, doğayı sessizce yoruyor.
Her şey güzel ama birbirine benziyor.
Herkes aynı dili kullanmaya, benzer cümleler kurmaya, benzer görseller üretmeye başladı. Aklınızın bir kenarına yazın, yapay zekâ üretkendir ama aynı zamanda ortalama sever. Farklı olanı törpüler, uçları yuvarlar, bu da bizi yavaş yavaş “algoritmik estetik” denen bir alana sürüklüyor.
Yapay zekâ düşünmeyi kolaylaştırıyor.
Ama düşünmenin yerini almaya başladığında problemde başlıyor. Bir süre sonra insan sormuyor, sadece seçiyor, üretmiyor, sadece düzenliyor, karar vermiyor, sadece onaylıyor.
Bu, yeni bir insan modelinin habercisi olabilir !
Hızlı ama yüzeysel, bilgili ama derinliksiz, bağlantılı ama kopuk.
Algoritmaları Yazan Bir Akıl Var !
2025'in belki de en kritik meselesi şuydu, algoritmalar artık herkese aynı şeyi göstermiyor. Yaşa göre, ilgiye göre, ruh haline göre, hatta sessiz tercihlere göre içerik sunuluyor.
Bu, masum bir kişiselleştirme mi? Yoksa yeni nesil bir yönlendirme mi?
Aynı ülkede yaşayan insanlar, artık aynı gerçekliği paylaşmıyor. Herkes kendi algoritmik evreninde yaşıyor. Bu durum, fark edilmesi zor ama etkisi büyük bir dönüşüm yaratıyor. Toplumlar aynı anda farklı yönlere çekiliyor.
Algoritmalar sadece içerik sunmaz, alışkanlık üretir. Alışkanlıklar ise zamanla düşünce biçimine dönüşür.
2026'ya Girerken: Dikkat Etmemiz Gerekenler
2026'ya girerken mesele yapay zekâyı durdurmak değil. Bu artık mümkün de değil, doğru da değil.
Asıl mesele şu, Bu gücü kim yönetecek ve hangi niyetle kullanacağız?
2026, hız yılı değil, yön yılı olmalı. Daha çok üretim değil, daha bilinçli üretim. Daha fazla otomasyon değil, daha fazla muhakeme. Yani artık yapay zekâ aklın yerine değil,
aklın yardımcısı olarak konumlanmalı
Aksi halde teknoloji büyürken,insan küçülür. 2025 bir eşikti, 2026 ise bir tercih yılı olacak. Ve bu tercih, algoritmaların değil, insanlığın sorumluluğu.
Hasan Ustaosmanoğlu \ Timeturk