GRAFİKLİ - Filistinli tutukluların açlık grevi 23'üncü gününde

İsrail hapishanelerindeki bin 500'den fazla Filistinli mahkum 17 Nisan'da 'İsrail'in keyfi uygulamalarına son vermesi talebiyle başlattığı' açlık grevini sürdürüyor- Sağlık hizmetlerinin iyileştirilmesi, aile ziyaretlerine kısıtlama getirilmemesi, hücre hapsi ve idari tutukluluk uygulamalarına son verilmesi Filistinli mahkumların talepleri arasında yer alıyor- İsrail 'idari tutukluluk' poli

09.05.2017 13:26:41
İsrail hapishanelerindeki bin 500'den fazla Filistinli mahkum "İsrail'in keyfi uygulamaları ve hak ihlallerine son verilerek tutukluluk şartlarının iyileştirilmesi" talebiyle başlattığı açlık grevi 23'üncü gününe girdi.

Filistin direnişinin sembol isimlerinden olan ve 15 yıldır cezaevinde bulunan Mervan Bergusi'nin çağrısıyla açlık grevine başlayan Filistinli mahkumlar, 17 Nisan'dan beri sürdürdükleri bu eylemleriyle Tel Aviv yönetimi üzerinde baskı oluşturmaya ve seslerini dünyaya duyurmaya çalışıyor.

Hamas ve İslami Cihad gibi diğer tüm Filistinli direniş örgütleri de açlık grevine destek veriyor. Geçtiğimiz hafta Hamas mensubu 50 mahkum daha açlık grevine katıldığını duyurdu.

- Mahkumların talepleri

İsrail hapishanelerindeki Filistinli tutuklular, İsrail'e tepkilerini en etkili şekilde ortaya koyup, seslerini duyurmak için onlarca yıldan beri sık sık açlık grevine başvurmak zorunda kalıyor. İsrail güçleri ise Filistinli mahkumları serbest bırakılmalarından kısa bir süre sonra yeniden tutuklayarak "yıldırma politikası" uyguluyor.

Sağlık hizmetlerinin iyileştirilmesi, aile ziyaretlerine kısıtlama getirilmemesi, hücre hapsi ve idari tutukluluk uygulamalarına son verilmesi Filistinli mahkumların talepleri arasında yer alıyor.

İsrail, İngiliz manda yönetimi döneminden kalan "idari tutukluluk" politikası kapsamında Filistinlileri suç isnat etmeksizin aylarca hatta yıllarca parmaklıklar ardında bırakıyor. İsrail yönetimi tüm uluslararası tepkilere ve mahkumların düzenlediği açlık grevlerine rağmen Filistinlilerin korkulu rüyası haline gelen "idari tutukluluk" uygulamasını yaygın bir şekilde sürdürüyor.

Şu anda İsrail hapishanelerinde "idari tutukluluk" kapsamında yaklaşık 500 Filistinli bulunuyor.

Filistin Esirler Cemiyetinin de aralarında bulunduğu kurumların hazırladığı rapora göre, İsrail hapishanelerinde 481'i işgal altındaki Doğu Kudüs'ten olmak üzere 57'si kadın, 300'ü çocuk yaklaşık 7 bin Filistinli tutuklu bulunuyor.

- Hücre hapsi ve tecrit cezasıİsrail yönetimi açlık grevine öncülük eden bazı Filistinli mahkumları hücre hapsine alarak cezalandırma yoluna gitti. Aileleri ve avukatlarıyla görüştürülmeyerek tecrit uygulanması da açlık grevindeki mahkumlara yönelik uygulanan yaptırımlar arasında yer alıyor.
İsrailli yetkililer de mahkumların taleplerine kulaklarını tıkayarak, "terörist" olarak niteledikleri bu mahkumlarla asla pazarlık yapmayacakları açıklamalarında bulundu. İsrailli yetkililer ayrıca "terörist" olarak niteledikleri açlık grevindeki mahkumları hukuksuz bir şekilde zorla besleme tehdidinde bulunuyor.
İsrail Kamu Güvenliği Bakanı Gilad Erdan, mahkumların açlık grevine başlamasından iki gün sonra yaptığı açıklamada, "Acımasız katiller" olarak tanımladığı mahkumlarla asla pazarlık yapmayacaklarını söylemişti. Daha sonra diğer İsrailli yetkililer de benzer açıklamalarda bulundu.

İsrailli yetkililer açlık grevindeki mahkumlarla "pazarlık yapmayacaklarını" bu şekilde tekrarlarken, haklarını arayan mahkumlar uluslararası toplumdan da yeterli desteği görmüyor. Özellikle insan hakları konusunda hassas olduklarını öne süren Batı ülkelerinden gelen tepkilerin cılız kaldığı belirtiliyor.

Erdan dün yaptığı yazılı açıklamada, mahkumlar ve İsrail arasında arabuluculuk yapma yönünde uluslararası toplumdan herhangi bir girişimin olmadığını söyledi. Erdan, "Böyle bir girişim olsa bile (mahkumlarla) pazarlık yapmamız söz konusu olamaz." ifadesini kullandı.

Bununla birlikte İsrail, daha önce de açlık grevi yapan bazı Filistinlilerle pazarlık yapmayacağını açıklamış ancak bu ısrarından geri adım atmak durumunda kalmıştı.

- Uluslararası toplumun destek açıklamaları faydasız

Filistinli mahkumlar açlık grevini, uluslararası toplumun eleştirilerine kulak asmayan İsrail yönetiminden haklarını almanın tek yolu olarak görüyor.

Fetih Merkez Konseyi üyesi Bergusi de açlık grevine başlamasının ardından New York Times gazetesine yazdığı makalede, "Diğer tüm seçenekleri tükettikten sonra bu ihlallere direnmek için açlık grevine gitmekten başka seçenek olmadığına karar verdim." ifadesini kullanmıştı.

Filistin Kurtuluş Örgütü'ne (FKÖ) bağlı Filistin Esir İşleri Heyeti Başkanı İsa Karaka, AA muhabirine yaptığı değerlendirmede, "Avrupa Parlamentosu, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu ve bazı dış devletlerden Filistinli esirlerin başlattığı açlık grevine destek ve İsrail'in uygulamalarına yönelik kınama açıklamaları yapıldı. Ancak bu açıklamalar fiili eylemlere dönüşmediği sürece yetersiz kalıyor. Çünkü 23'üncü gününe giren açlık grevindeki tutukluların durumu gittikçe kötüleşiyor. Bu açıklamalar biran önce İsrail'e baskıya dönüşerek somut adımlarla desteklenmelidir." dedi.

İsrail'in insan haklarına saygı duymadığını belirten Karaka, "Batılı ülkeler ve uluslararası toplum İsrail ile siyasi, ekonomik ve diğer alanlardaki ilişkilerini gözden geçirmeli. Zira bu rejim uluslararası hukuka ve insan haklarına saygı duymuyor." ifadelerini kullandı.

Karaka, diaspora ve içerideki Filistin halkının desteklerinin yeterli olduğunu belirterek, "Filistin halkı, ülkenin tüm kentlerinde kurmuş olduğu destek çadırları ve her gün düzenledikleri gösterilerle, açlık grevindeki tutuklularla tam bir dayanışma içindedir." şeklinde konuştu.

İsrail'in "Siyonist, ırkçı ve işgalci" bir rejim olduğunu belirten Karaka, "Biz bugün Filistin halkına ve Filistinli tutuklulara düşman, işgalci, Siyonist, ırkçı bir rejimle karşı karşıyayız. Dolayısıyla aşırı sağcı böylesi bir rejimin Filistinli tutuklulara şefkat göstereceğini sanmıyoruz. Biz de buna karşı Filistin halkına, toplumsal direnişimize ve uluslararası vicdan sahibi dostlarımıza güveniyoruz." dedi.

- Mahkumların zorla beslenmesi

İsrailli yetkililer uluslararası hukuka aykırı olmasına rağmen açlık grevindeki mahkumların zorla beslenmesi konusunu gündeme getiriyor.

İsrail parlamentosunda "zorla besleme" yasa tasarısının gündeme geldiği Temmuz 2015'te yaşanan tartışmalar esnasında söz konusu uygulamayı "zalimce, tehlikeli ve lüzumsuz" olarak niteleyen Birleşik Arap Listesi milletvekillerinden Dov Khenin, yasanın amacının, iddia edildiği gibi mahkumların hayatını kurtarmak olmadığını belirtmişti.

Khenin, "İsrail'de şimdiye kadar açlık grevinden ölen bir mahkum olmadı ancak zorla beslemeden dolayı 50 mahkum öldü. Bu yasa öldürüyor ve uluslararası normlara aykırı eylemlere izin veriyor." ifadesini kullanmıştı.

Knesset'teki Arap milletvekillerinden Ahmed et-Tayyibi de açlık grevinin, şiddete başvurmadan kendi vücudunu kullanarak siyasi ve yasal bir hak arama yöntemi olduğunu belirterek, "zorla beslemenin bir işkence olduğunu ve doktorların bu yasaya uymaması gerektiğini" söylemişti.

Birleşmiş Milletler Özel Raportörü Juam Mendez de "zorla besleme" uygulamasını eleştirerek, mahkumların yararı hedeflenerek uygulansa bile zorla beslemenin "zalimce, gayri insani ve aşağılayıcı muamele" olduğunu kaydetmişti.

İsrail 1967'den bu yana uluslararası hukuku ihlal ederek Doğu Kudüs ve Batı Şeria'yı işgal altında tutuyor. Yaklaşık 2 milyon Filistinlinin yaşadığı Gazze Şeridi'nde de 2006'dan beri kara, hava ve denizden abluka altında tutuluyor.

Bu yazı Timeturk.com'dan alınmıştır.

YORUMLAR (0)