Bu yazı, “devalüasyon, rekabetçi kur ve kaynak transferi” ilişkisini ele alan üç bölümlük değerlendirme dizisinin ilk bölümüdür.
“Çin neden yıllarca parasını düşük tuttu? Kur artışı gerçekten ülkeye kaynak mı kazandırıyor, yoksa toplum içindeki refahı mı yeniden dağıtıyor?”
Ekonomi literatüründe devalüasyon çoğu zaman kriz, kırılganlık veya makroekonomik dengesizliklerle ilişkilendirilir. Ancak bazı ülkeler açısından kur politikası, savunma mekanizması olmakla birlikte stratejik bir sermaye biriktirme aracıdır.
Özellikle ihracat odaklı büyüme modellerinde yerli paranın kontrollü biçimde düşük tutulması; üretim kapasitesini artırmak, dış pazarlarda rekabet avantajı sağlamak ve sanayiye kaynak aktarmak için kullanılan önemli araçlardan biri hâline gelmiştir.
Bu yaklaşımın en dikkat çekici örneklerinden biri Çin’dir. Çin, uzun yıllar boyunca Yuan’ın değerini kontrollü biçimde düşük tutarak küresel üretim zincirlerinde güçlü bir konum elde etti ve ihracat fazlası üzerinden devasa döviz rezervleri biriktirdi.
Burada aklımıza gelen kritik soru şudur: Kurun düşük tutulması gerçekten yeni bir kaynak mı oluşturur, yoksa mevcut kaynağın el değiştirmesine mi neden olur?
Kur Politikası Bir Kaynak Transferi Aracı Mı?
Kurun değer kaybetmesi tek başına yeni bir zenginlik üretmez. Daha çok ekonomik aktörler arasındaki gelir dağılımını değiştirir. Başka bir ifadeyle mesele, toplam pastanın büyümesinden çok pastanın kimler arasında yeniden paylaşıldığıyla ilgilidir.
Reel Gelirden Üretim Kesimine Transfer
Yerli paranın değer kaybetmesi ithal ürünleri pahalılaştırır. Bu durum sabit gelirli kesimin yani halkın satın alma gücünü düşürür. Reel ücretlerde meydana gelen gerileme ise üretici ve ihracatçı sektörler açısından maliyet avantajı oluşturur.
Aslında burada örtülü bir transfer mekanizması çalışır.
Halkın tüketemediği pay, üretim tarafına kaynak olarak aktarılır. Tüketim kapasitesinden üretim kapasitesine doğru sessiz bir kaynak kayması yaşanır.
Özellikle ihracata dayalı büyüme stratejilerinde düşük kur politikası, iş gücü maliyetlerini dolar bazında aşağı çekerek ülkeyi yabancı sermaye açısından daha cazip hâle getirir.
Dış Talep Yoluyla Döviz Girişi
Bir diğer etki dış talep tarafında görülür. Düşük kur, ülkenin ihraç ürünlerini yabancılar açısından ucuzlatır. Ülke adeta bir “fırsat pazarı” hâline gelir. Bu sayede daha fazla ihracat yapılır ve ülkeye daha fazla döviz girişi sağlanır.
Biriken döviz zamanla sanayi yatırımlarına, rezerv birikimine ve devletin ekonomik manevra alanına dönüşebilir.
Ancak meselenin bir de farklı bir boyutu vardır.
Eğer üretim yapısı ithalata bağımlıysa, kur artışı yalnızca ihracatı değil, maliyetleri de yükseltir. Bu noktada “rekabetçi kur” politikası ile “enflasyon baskısı” arasındaki denge giderek daha kırılgan hâle gelir.
Serinin ikinci yazısında, Çin’in düşük kur politikasıyla nasıl devasa bir üretim gücü oluşturduğu ve neden her ülkenin Çin modelini uygulayamadığı ele alınacaktır.
Dr. Murat Ergüven / TİMETURK