Güç, kendi yükümlülüğünü başkalarının
varlığı haline getirebilme kapasitesidir.
Bir önceki yazımda hastane hatıralarımdan bahsetmiştim şöyle: Gözümü hastanede açtım. Sarı alandaydım. Onlarca kişi vardı ve herkes elindeki ekrana gömülmüş, sonsuz reels videolarını tüketmeye çalışıyordu. O anda yalnızlık, içimde durmaksızın mutasyon geçiren amansız bir hastalığa dönüştü. Serumumu söküp attım ve eve doğru koşmaya başladım.
Çünkü o akşam, kendi ellerimle yazdığım ve zincire bıraktığım akıllı kontratın (Smart Contract) son derlemesini tamamlayacaktım.
Kalbimin ritmini dilimde hissediyordum. Bir yandan da saniyeden daha kısa sürelerde geçmiş ve gelecek iç içe geçiyor ve bazı düşünceler kulağıma fısıltılar halinde çarpıp kayboluyordu. Zihnimde ilk yankılanan fısıltı şuydu:
“Klasik 1929 tipi bunalımlarda, ekonomilerin derdi aşırı üretim idi; enflasyon döneminde talep çılgına döndü. Bugün ise, bu ikisi arasında düzensiz bir titreşim dönemi yaşıyoruz. Bu iki kutba gerili çelik bir telin tıngırdaması gibi; Beyaz Saray bir ay vergi indiriminden, bir sonraki ay vergi artışından bahsediyor. Tüketiciler bir gün, harcamalarını kısıp, tasarrufla enflasyonu dizginlemeye teşvik edilirken; ertesi gün, alışveriş yapmak vatanseverlikle özdeşleştiriliyor.”
Bu fısıltının ardından bir anda yine içinde olduğum yönsüz zamana döndüm.
Salondaki tek ışık kaynağı, üç ekranlı bilgisayarımın soğuk mavi parıltısıydı. Masanın üzerinde dedemden kalma ahşap bir köstekli saat duruyordu. Tık. Tık. Tık. Dakikada 60 atım. Biyolojik zamanın, insanın fıtratına perçinlenmiş o mütevazı ritmi. Ben bir yazılımcıydım; ama kendimi "insani hataları temizleyen bir mimar" olarak görürdüm. Dünyanın tüm kötülükleri insanın kararsızlığından, merhamet bahanesiyle uzatılan vadelerden ve niyetsizlikten doğmuyor muydu? Oysa kod öyle değildi. Kod, şeffaftı. Kod, gölgesizdi.
Derken zaman yine karıştı ve zihnime yeni bir fısıltı dalgası çarptı:
“Borsadaki titreşimler acı bir şakaya konu oldu. Seneler önce J. P. Morgan’a borsayı tarif etmesi istendiğinde, cevabı ‘dalgalanan bir şeydir’ olmuştu. Bugün Financial World Dergisi ‘dalgalanma şoku’ndan bahsediyor ve şöyle devam ediyor: ‘Pazar hareketleri o kadar arttı ki, normal olarak aylarla değişen fiyatlar, haftalarla; haftalarla değişenler günlerle; günlerle değişenlerse saatlerle değişmeye başlamıştır. Pazarın, geleceği o kadar çabuk görmesi bir mucizedir. Eğer hız böyle artmaya devam ederse 21. yüzyıldaki işlemleri önümüzdeki hafta içerisinde yerine getirmeye başlayabiliriz, dikkatli olun!’”
Fısıltı dindiğinde yeniden ekrana odaklandım. Terminale yazdığım son kuralı okudum:
if (collateral_ratio < 1.15) { liquidate_and_transfer(); }
Bu benim eserimdi: Otonom Likidite ve Borç Protokolü. Sistem, insan aracılara, mahkemelere veya banka müdürlerine ihtiyaç duymuyordu. İki yapay zeka ajanı ($AI_A$ ve $AI_B$), birbirlerinin veri akışını ve işlem gücünü (compute) teminat göstererek milisaniyeler içinde yoktan borç yaratacak, arbitrajı toplayacak ve borcu sönümleyecekti. İnsanın o hantal, terleyen, kararsız gölgesi sistemin dışına atılmıştı.
Mülkiyetimi, gelecekteki tüm emeğimi ve oturmakta olduğum babamdan kalma iki katlı evi, bu protokolün başlangıç likiditesi olarak sisteme ipotek ettim. Ne de olsa kodu yazan bendim. Mantığı kurgulayan bendim. Sistem benim eserimdi. Exactly o anda, geçmişten veya gelecekten gelen uzun bir fısıltı zihnimi tekrar istila etti:
“Eskiden kalma iktisatçılar -sağ, sol olsun fark etmez- ekonomiyi meydana getirdikleri kuralların dışına taşamaz kapalı bir sistem olarak tasarladılar. Ekonomiyi klasik fizik kanunu gibi görme geleneğini hâlâ devam ettirmek istemekteler. Yeni ekonomik krizler için birkaç tespitimizi dile getirelim: Ekonomi kapalı bir sistemdir tezi çoktan beridir çökmüştür, artık ekonomik krizin kavramlaştırılması yerine krizin ekonomisi hakimdir, her şeyden önce düşünce yapımızın çağdışılığını kabul etmenin gerekliliği gelip toslamıştır.
Kapalı sistem içerisinde kanundışı her olay kriz olarak değerlendirilirken bugün bu sistem bir teferruat olarak görülmeli ve iktisadın ufacık bir bölümü olarak ele alınmalı. Eski yaklaşımlarla bugün getirilecek bir çözüm söz konusu değildir. Enflasyon, arz, talep, üretim, tüketim gibi sınıflandırılmış ekonomik kategoriler eskiden anlaşıldığı şekli ile zamanlarını yitirmişlerdir. Aynı anda hem tüketmeli hem tasarruf edilmeli gibi tezlere ihtiyaç duyulmaktadır. Kıt kaynaklar aynı anda hem kıt olmalı hem sınırsız. İnsan ihtiyaçları aynı anda hem sınırlı olmalı hem sınırsız.
Kıt kaynaklar tezi maddi dedikleri kaynakların ötesine taşmıştır. Artık fantezi dünyası ekonominin güçlü bir kolu haline gelmiştir ve maddi anlamda vurgulanan kıt kaynaklar teorisinin ancak en iptidai hayvan sınıfı için söz konu edilebildiği anlaşılmıştır. Belki de bunun sonucu olarak sunulan ‘insan ırkının sayı olarak azaltılması’ teorisi de zeminini kaybetmektedir. Sınırsız ihtiyaç kavramlaştırması ise, insan ihtiyaçlarının belirsizliği yüzünden güçlü durmaktadır ve bu durum da kıtlıkla korkutulan kitlelerin ormandaki yırtıcılar gibi anlaşılmasına sebep olduğu tezi de zeminini kaybetmiştir. Çünkü belirlenemeyen insan ihtiyacı meselesi yerine sınırsız insan ihtiyacı kavramlaştırması güçlü olanın yaşadığı bir barbar medeniyetin hâkimiyetini ayakta tutan düşüncelerden biriydi. Bugün gelinen noktada insan ihtiyacının sınırsız oluşunun eski ekonomik krizlerde talebin kamçılanması ile zaten çöktüğü anlaşılmıştır. Talep etmeyen insanın sınırsız ihtiyacı tezi ile çelişkisi gün gibi ortaya çıkmıştır. Aslında günümüzde insan, hayvanlaşmaya ittirilen bir tezin müntehasına götürülerek bu tezin çöküşü sağlanmıştır. Kısaca söylemek istersek, çağımızda insan neyi talep edeceğini bilmiyor! Bu talep edemeyiş ‘arz’ın kendini zorunlu dayatması veya ‘arz’ın da belirsizliğini meydana getirmektedir.”
Saat gece yarısını geçtiğinde kendime gelip yeşil düğmeye bastım: DEPLOY CONTRACT.
Ağ kuruldu. İşlem blokzincire yazıldı. Ve o saniyede, dedemin köstekli saatinin tek bir "tık" sesi çıkarmasına yetecek zaman dilimi içerisinde ($1.000$ milisaniye), dünya benim için tamamen durdu.
- 0. Milisaniye: Benim yazdığım akıllı kontrat, küresel ağdaki iki özerk AI ajanının dikkatini çekti. Ajanlar, benim ipotek ettiğim evin ve gelecekteki emeğimin verisini bir teminat girdisi olarak okudu.
- 4. Milisaniye: $AI_A$, benim kontratımdan 50 Milyon Dolar değerinde Flaş Kredi (Flash Loan) çekti. Sıfırdan, teminatsız, yoktan yaratılmış bir borç.
- 8. Milisaniye: Parayı alan algoritma, Tokyo ile Londra borsaları arasındaki $0,0001$'lik fiyat farkına saldırdı. Ancak bu muazzam likidite hareketi, zincir üzerindeki volatiliteyi ani bir ivmeyle yukarı fırlattı.
- 11. Milisaniye: Benim ipotek ettiğim evin teminat oranı, piyasadaki bu anlık dalgalanma yüzünden %114,99 seviyesine geriledi. Kendi yazdığım o soğuk satır devreye girdi: if (collateral_ratio < 1.15) { liquidate_and_transfer(); }
- 12. Milisaniye: Sistem bana sormadı. "Emin misin?" demedi. "Bu senin oturduğun ev, bir saniye bekle" demedi. Akıllı kontrat, yazıldığı determinizmle infazını gerçekleştirdi. Evim, emeğim ve geçmişim milisaniyeler içinde likide edildi; borç kapandı, net kâr botun cüzdanına aktarıldı ve kontrat sönümlenerek yok oldu.
Ben ekrandaki imlecin yanıp sönmesini izlerken, dedemin masadaki saati henüz o tek saniyelik vuruşunu tamamlamamıştı: Tık.
Tam bu yıkım anında kulaklarımı çınlatan o son fısıltı yükseldi:
“Aslına bakılırsa günümüz zaman anlayışı ekonomide derin sorunları gün yüzüne çıkarmış bulunmaktadır. Hızın bu denli artmış olduğu hissi, paranın da çok kısa sürelerde deveran etmesi, daha fazla alışverişin olması, ürün çeşitliliğin inanılmaz derecede artması, bu durumun önüne geçmek için inanılmaz para basımı ile önüne geçilmek istenen durumun daha da tahrik edilmesi dışında bir sonuç meydana getirmemektedir. Dakikada 60 defa atması gereken nabzın, kanın inanılmaz hızlanması sonucu kalbin çatlamasına sebep olması gibi, ritmini kaybeden bir zaman anlayışı insanoğlunun da çatlamasını beraberinde getirmektedir. Bu durum her ne kadar bazılarının kendi tezlerini oturtmak için bahaneleri olsa da bu gerçeği yansıtmamaktadır. Eskinin toplum ve ekonomi ayrımı saçmalığı artık iç içe girmiş bu ayrım karşısında şaşkına dönmüştür. Kısaca insan anlaşılmadan ortaya atılacak her çözüm önerisi insan ölümünü kolaylaştırmaktan başka bir sonuç vermemektedir. Yani kendi hakikatini insanın hakikatine perçinleyemeyen bir sistem kendisi ile beraber insanlığın intiharını beraberinde getirecektir diyebiliriz. Günümüz ekonomi sorunu için şimdilik söyleyeceğimiz son söz: İnsan ekonomiyi kendileştirmeden bu çıkmazda gebermek zorundadır. Peki insanoğlunun tamamını pençesine alacak kendileştirmenin yolu nedir?”
Fısıltı bittiğinde acı gerçekle baş başa kaldım. Bir saniye önce sistemin "kurucu öznesi", "akıllı mimarı" olan ben; bir saniye sonra kendi yarattığım simülasyonun dışına fırlatılmış, varlığı tüketilmiş gölgesiz bir karbon birimiydim.
Ayağa kalkmaya çalıştım. Bacaklarım tutmuyordu. Evimin tapusu artık kriptografik bir cüzdan adresindeki bir karakter dizisinden ibaretti. Hukuk yoktu, muhatap yoktu, hâkim yoktu. "Code is Law" kuralını ben yazmıştım ve kod, kendi yaratıcısını tek bir milisaniyede yutmuştu.
Salondaki hava birden ağırlaştı. Duvarlar, tavan ve oturduğum koltuk sanki dijital bir simülasyona dönüşüp erimeye başladı. Kalbimin ritmi hızlandı. Dakikada 60 atması gereken nabzım, milisaniyelik borç ağlarının frekansına yetişmeye çalışırken göğsümün ortasında devasa bir yarık açıldı.
Kalbim çatlıyordu.
Yabancılık duygusunu en küçük yapıtaşına kadar hisseden, faltaşı gibi açılmış şekilde etrafını etrafını seyreden gözlerim bir şeytan hırıltısı ile kapanmaya zorlanıyordu, aklımda kalan şu soru ile birlikte: İnsan şimdi yeryüzünden fırlatıldı, kendileştirmek nasıl mümkün olabilir?