$

Dolar

48,5995

Euro

56,4004

£

Sterlin

65,7985

Frank

59,5266

Gram Altın

6.797,4800

Bitcoin

3.759.323

$

Dolar

48,5995

Euro

56,4004

£

Sterlin

65,7985

Frank

59,5266

Gram Altın

6.797,4800

Bitcoin

3.759.323

Makale 12.09.2026 4 dk okuma

Aşırı açıklık talebi epistemik bir ideoloji midir?

Paylaş:

Bunu sorduğumuz anda, artık bir sınırı aşmış bulunuyoruz! Peki nedir bu sınır? Bu sınır; insan doğasının üzerinden devasa bir silindirin geçmesi sonucu gölgesiz bir karbona dönüştürülmesi hikayesinin başladığı yerdir. Bu hikayeyi en başa götürmek için burası kâfi değil. Belki de o yükü taşıyacak takate sahip değilimdir. Ama ne olursa olsun, elime kalemi her aldığımda kulağımda “bir varmış, bir yokmuş, evvel zaman içinde...” fısıltısıyla yazmaya başlıyorum. Bu yazı da böyle. Başlayalım o zaman.

Karanlık bir gece, televizyon izlerken mikrofonu ağzına götüren bir bilim insanı tüm dünya insanlarına şu müjdeyi verdi: “Princeton, Cambridge ve uluslararası araştırma ekiplerinin yürüttüğü FlyWire projesi kapsamında, yetişkin bir meyve sineğinin beynindeki yaklaşık 139.000 nöron ve 50 milyondan fazla sinaptik bağlantı 3 boyutlu olarak haritalandı.”

Nefes alıp verme ritmimde dengesizlikler hissetmeye başladım. Evet, basit bir habere vücudumun bu tepkiyi vermesinin sebebini anlatmam zor; ama gözümü hastanede açtım. Sarı alandaydım ve onlarca kişi vardı. Herkesin elinde telefon... Herkesin bu haber yüzünden burada olduğunu düşündüm. Sonra fark ettim ki Instagram’ı bitirmek için bütün reels videolarını izlemeye çalışıyorlar. Ne düşünmeliyim? Kimseye “şunu yap” diyemem. O anda yalnızlık, içimde durmaksızın mutasyon geçiren bir virüse döndü. Ben atlatmak için bahane ürettikçe o yeni bir form ile karşıma çıkıyor ve beni amansız bir yalnızlık hastalığının pençesine düşürüyordu. Hemen ceketimi aldım, kolumdaki serumu söküp attım. Eve doğru yola koyuldum. Sebebini şimdi anlatmayacağım.

Parça parça görünen bu notları birleştirmek için en başta sorduğum soruya dönmek istiyorum: Ben bugüne kadar bilimin gölgelerde büyüdüğünü düşünüyordum. Ateşin bulunduğu gün, gölge de bulunmuştu bana kalırsa. Eğer o gölge olmasaydı, ateşten sonra hiçbir şey icat edilemez ve keşfedilemezdi. Ve sorular, bana göre gölgelerin taciz edici konuşmalarıydı.

Oysa hayatımda ilk defa, bir sinek haberi sonrası şeytanın kulaklarıma şunları fısıldadığını duydum: “Artık ben dünyanın en büyük stadının başköşesine, dünyanın en değerli ziynetleriyle bezenmiş koltuğuma kurulacağım. Tanrının boynuna idam ipi takıp bu stada indireceğim. Ve sonra bütün insanlığı bu statta toplayacak; hiçbir varlıkta bulunmayan o haklı kibrimle ayağa kalkıp parmağımı Tanrının gözlerine sokarcasına uzatarak ‘Hadi anlat yarattıklarına, senin yapıp da benim yapamadıklarımı!’ diyeceğim.”

Evet, kulaklarımda hâlâ çınlıyor bu ses. Ben bunu, dünya tarihinde var olagelen iddianın en görünür pratiği sayılan bir sinek haberinin en derin iddiası olarak okudum. Madem öyle bir iddianın kara bulutları çağımızın bir hayaletten daha silik, ve bir tüyden daha zayıf ruhuna çöküverdi, o zaman gecikmiş bir başlangıç için başlayalım:

Tırnağı, en yırtıcı hayvanın pençesinden,
Daha keskin eliyle, başını ensesinden,
Ayırıp o genç adam, uzansa yatağına;
Yerleştirse başını, iki diz kapağına;
Soruverse: Ben neyim ve bu hal neyin nesi?
Yetiş, yetiş, hey sonsuz varlık muhasebesi?

Turan Demir/TİMETÜRK

Etiketler:
Turan Demir
Turan Demir

Köşe Yazarı