Dolar

43,0449

Euro

50,3825

Altın

6.189,10

Bist

12.023,78

Yeni Yıl

2 Gün Önce Güncellendi

2026-01-05 13:17:51

Burhan Bozgeyik

Bu yazıyı Milâdî takvime göre yeni yılın (2026 yılı) ilk günü (Perşembe) yazıyorum. Bu takvim bizim tarihimize göre yeni. Bu takvimden önce asırlarca “Hicrî takvimi” kullandık. Hicrî takvim, Hz. Ömer'in (ra) hilafeti zamanında kabul edildi. Hicret esas alındı ve Miladî 622 senesine tekabül eden hadise 1. yıl olarak tespit edildi. Hicrî takvimde esas olan ayın hareketidir ve bir yıl 12 aydır. Bu takvime göre bir yıl, 354-355 gündür. Bu takvime göre ayların sıralanışı şöyledir: 1) Muharrem, 2) Safer, 3) Rabiü'l-evvel, 4) Rabiü'l-âhir, 5) Cermaziyelevvel, 6) Cemaziyelâhir, 7) Recep, 8) Şaban, 9) Ramazan, 10) Şevval, 11) Zilkade, 12) Zilhicce…

Osmanlı Devleti tarihinde 1840 tarihine kadar yalnızca Hicrî takvim kullanıldı. Bu takvim Hicreti (622) başlangıç kabul etmekte, ancak güneş yılı esasına dayanmaktaydı. Tanzimat devrinde 13 Mart 1840'ta çıkarılan bir kanunla 1 Mart 1256 Cuma günü yılbaşı kabul edildi. Bu takvime “Rumî takvim” denilecekti. Avrupa'daki gibi güneş yılı esas alınmaktaydı. Bu tarihten itibaren iki takvim kullanılmaya başlandı. Resmî muâmelelerde Rumî takvim esas alınmaktaydı. Rumî takvime göre 12 ay şunlardı: 1) Mart, 2) Nisan, 3) Mayıs, 4) Haziran, 5) Temmuz, 6) Ağustos, 7) Eylül, 8) Teşrin-i Evvel (Ekim), 9) Teşrin-i Sâni (Kasım), 10) Kanun-ı Evvel (Aralık), 11) Kanun-ı Sâni (Ocak), 12) Şubat…

26 Aralık 1925 tarihinde çıkarılan bir kanunla Hicrî-Rumî takvim yerine “Milâdî takvim” kabul edilmiş ve 1 Ocak 1926'dan itibaren resmen uygulanmaya başlanmıştır.

Buraya kadar anlattıklarımız, “devleti” ilgilendiren hususlardı. Biz gelelim, bu kıssadan bizim alacağımız hisseye… İster Hicrî, ister Rumî, ister Miladî takvim olsun, her yeni yıl demek, bizim 1 yıl daha yaşlanmış olmamız demek. 1 yıl yaşlanmamız demek, kabre bir adım daha yaklaşmamız demek. Kabrin ötesine gayet güzel hazırlanmış olanlar bu bir yıl ihtiyarlanmaktan endişe duymayabilir. Ya kabrin ötesini düşünüp te hazırlık yapmayanlar!... Onların yeni yılı sevinçle, vur patlasın çal oynasın havasında karşılamaları düşündürücüdür.

Miladî takvime göre yılbaşı kutlamalarına en çok Hıristiyan dünyası ehemmiyet verir. Onlar yılbaşını Hz. İsa'nın (as) doğum tarihi olarak kabul etmekte, bu bakımdan takvimlerinin başlangıcı saymaktadırlar. Her ne kadar Hz. İsa'nın doğum tarihi bilinmese de onlar 27 Aralık'ı kabul etmekte ve 1 Ocak'ı da takvim başlangıcı saymaktadırlar. Hıristiyanlar için 27 Aralık (Noel) ve yılbaşı gecesi çok mühimdir. Çam ağacını süslerler, hediyeleşirler, ailece yiyip içerler, eğlenirler. Bu, onların âdetidir. Peki bize ne oluyor? Biz Müslümanlar onları taklit ettiğimiz takdirde, ortaya inanç açısından mesuliyeti mûcip bir durum çıkmaktadır. Sevgili Peygamberimiz (asm); “Men teşebbehe bikavmin fehüve minhum” meâlen; “Kim bir kavme benzerse o da onlardandır.” Buyurmuştur. Bu, her Müslümanın tekrar tekrar durup düşünmesi gereken bir durumdur. Bize ne onların âdetlerinden! Bizim bayramlarımız var, kandil gecelerimiz var. Hatırladığımızda göğsümüzü kabartan nice zaferlerimiz, fetihlerimiz var.

Bu Hıristiyanlık âdetlerinin bu İslam ülkesinde uygulanmasını engellemeye gücüm yetmez. Kendimce yıllardan beri tepkimi şöyle göstermekteyim. Ailece o gece her zamankinden erken yatarız. Nasip olmuşsa teheccüde kalkıp namaz kılarız ve ömrümüzün ve o yılın muhasebesini yaparız. Hatalarımızdan dolayı Dergah-ı İlâhiyeye el açar, günahlarımızın affını niyaz ederiz.

Kaç seneden beri bazı kardeşlerimiz tam da yılbaşı gecesi “Mekke'nin fethi”ni kutluyorlar. Yahu kardeşler niçin böyle yapıyorsunuz?! Bırakın onların âdetini bütünüyle ademe mahkum edin. “Biz yılbaşı kutlamıyoruz ki” diyeceksiniz. İyi de çoluk çocuk o gün yollara dökülüyorsunuz. Dolayısıyla yılbaşı gecesi denilen bir olaya kalabalıkların ayakta oluşuyla, -dolaylı olarak ta olsa- katkıda bulunmuş oluyorsunuz. Gelelim işin hakikatine: Mekke'nin fethi seferi Hicretin 8. yılında Ramazan ayında vuku bulmuştur. Fetih de Ramazan ayından 13 gece geçtikten sonra Cuma günü gerçekleşmiştir. (M. Âsım Köksal, İslam Tarihi, c. 6, s. 297, 393) (Tekrar edelim: Fetih yürüyüşü, Hicretin 10. yılında Ramazanın 8'inde Medine'den hareketle başlamış, 20 Ramazan'da da fetih gerçekleşmiştir. –Miladî takvime göre 1 Ocak-11 Ocak-) Madem Mekke'nin fethini kutlayacaksınız, Ramazanın 13 veya 14'ünde veya Ramazan ayı içinde kutlayınız. Boşverin 31 Aralık'ı, yani “yılbaşı”nı….

İşin bir de şu ciheti var. Hiçbir Sahabe, Tabiin ve Tebe-i Tabiin Mekke'nin fethini kutlamamış. Hz. Ömer zamanında onlarca ülke 750 büyük şehir fethedilmiş, sonraki yıllarda hiçbirinin fethi kutlanmamış. İstanbul fethedilmiş, Osmanlı tarihinde bu fetih ve yüzlerce fetihler kutlanmamış. Peki ne yapılmış? Her fetihten sonra yeni fetihlere kanat açılmış.

Düşünün; Günümüzde Allah'ın mülkünün pek çok yeri işgal altında. Öte yandan, başta Gazze, Doğu Türkistan ve Arakan olmak üzere nice İslam ülkeleri işgal altında. Kardeşlerimiz dehşetli zulümler altında inliyor. O kardeşlerimiz, kendilerini kurtaracak yiğitlerin yolunu gözlüyor. O mazlumları kurtardıktan sonra, Allah'ın mülkünde küfrü kaldırıp Ezan-ı Muhammedi okuttuktan sonra kutlama yapabilirsiniz.

Hicrî 1447'nin ortalarına geldik. Miladî 2026'nın ise başlarındayız. Rabbimiz bu yeni yıllarda hayırla, ferecle, sürurla karşılaştırsın. Mazlumların kurtulduğunu görmeyi nasip eylesin. Yeni yıl, ama hepimiz bir yıl eskidik, yani ihtiyarladık. Rabbim ömrümüzü iman üzere tamamlamayı nasip eylesin.

Burhan Bozgeyik \ Timeturk

Tüm Yazıları

SON VİDEO HABER

İHH 2025'te 16 ülkede 17 bin 370 katarakt ameliyatı yaptı

Haber Ara