İstiklâlin Garantörleri:
Güçlü İman, Güçlü Ordu, Güçlü Silahlar
Rabbimiz (cc) Kur'an-ı Azimüşşan'da, düşmanlara karşı her an hazırlıklı bulunmamızı ve güçlü silahlara sahip olmamızı emretmektedir. Enfal Suresi'nin 60. âyet-i kerimesine meâlen bakalım:
“Onlara (düşmanlara) karşı gücünüz yettiği kadar kuvvet ve cihad için bağlanıp beslenen atlar hazırlayın. Çünkü onunla Allah'ın düşmanını, sizin düşmanınızı ve onlardan başka sizin bilmediğiniz, Allah'ın bildiği (düşman) kimseleri korkutursunuz. Allah yolunda ne harcarsanız size eksiksiz ödenir, siz asla haksızlığa uğratılmazsınız.”
Bu âyet-i kerimede geçen “kuvvetten” murad, savaşta düşmana üstünlük sağlayacak her çeşit vasıtadır. Kara, hava ve deniz kuvvetlerine ait bütün vasıta ve silahlar, kara ve deniz yolları, ekonomik güç ve savaş tekniği gibi şeyler bu kuvvet mefhumuna dahildir.
Âyet-i kerime, bir kelime ile istiklâlin, gerçek ve güçlü devlet olmanın şartlarını hülasa etmiştir. İstiklalin garantörleri; Güçlü ordu, güçlü silahlar ve en mühimi de bütün bunları kullanacak olan imanlı, inançlı kimselerdir.
Tarihe baktığımızda, Kur'an-ı Kerim'deki bu “kuvvet hazırlama” emrine uyan devletlerin başarılı ve muzaffer olduklarını görürüz. Fatih Sultan Mehmed'i ve yaptıklarını hatırlayalım: Hedefi, Doğu Roma İmparatorluğunu tarih sahnesinden silmekti. Hedefi, fetihten sonra ismi “İslambol” olarak değişecek olan Konstantiniyye idi. Sevgili Peygamberimiz (asm) burayı fethedecek askerleri ve kumandanları methetmişti. Fatih, bu şehri fethederek Hazret-i Peygamberin (asm) senasına mazhar olmak istiyordu. Bunun için de Cenab-ı Hakkın “Hakîm” ismine dayanarak “fiilî dua” yapıyor ve dünyanın o vakte kadar görmediği cesamette toplar döktürüyordu. Adına “Şahî” denilen bu toplar, fetihte çok mühim bir rol üstlenecekti. Bu topların mucidi ve mühendisi bizzat kendisiydi. Fatih, yine kendisinin icadı olan havan toplarını döktürecekti. Böylece bu toplar kalenin duvarlarını değil, içini dövecekti. Bu da düşmanların o vakte kadar görmedikleri bir silahtı. Neticede, bu üstün teknolojiler kullanılarak fetih gerçekleşti. Fatih, Kur'an ilimlerini mükemmelen biliyor ve bu ilimlerin verdiği ferasetle düşmanın silahlarından üstün silahlar yaptırıyordu. Bu cihangir idareci, ok ve kargı devrinin geçtiğini görmüştü. Nitekim “Otlukbeli Savaşında” bu silahları ve tüfekleri kullanacak, klasik silahları kullanan Uzun Hasan'ın ordusunu bütünüyle imha edip büyük bir zafer kazanacaktı. Hâkeza Yavuz Sultan Selim de dedesinin yolunu takip edecek, tarihte ilk defa yivli topları icat edecek, bu topları etkili bir şekilde kullanarak Mercidabık ve Ridaniye savaşlarını kazanacak, Suriye, Mısır, Ürdün, Lübnan, Filistin, Suudi Arabistan ve Körfez ülkelerini Osmanlı Devleti sınırlarına katacaktı.
Gel zaman, git zaman bu ihtişamlı devrin yerinde yeller esmeye başladı. Silah sanayiine ehemmiyet veren düşmanlarımız yurdumuzu işgal etmeye cüret etti. Kurtuluş savaşını başlatan vatanperverler, derme çatma silahlarla ve çoğunu da silahlarımıza el koyan düşmanlardan satın alarak (Mondros Mütarekesi ile düşmanlar bütün silahlarımıza ve cephanelerimize el koymuştu.) bu silahları Anadolu'ya kaçırdı. Silah kaçakçılarından ve savaşmadığımız başka ülkelerden para ile silah satın alarak şanlı bir mücadeleye giriştiler.
Tarih boyunca olduğu gibi, -bilhassa son yüzyılda- dünyada düşmanı en çok olan ülke idik. Üstelik bu düşmanların en yamanları “dost çehreli” olanlardı ve bunlar ülkemiz üzerine akıllara durgunluk veren oyunlar tezgahlıyorlardı. Yapmamız gereken; bütün bu oyunları bozmaktı. Bunun için güçlü bir orduya, güçlü bir silah sanayiine ve güçlü bir inanca sahip olmaktı.
Bu sahalardan, bilhassa güçlü silah sanayiine sahip olma hususunda çok güzel çalışmalar yapıldığına ve neticeler alındığına şahit olmaktayız. Devletin, başta ASELSAN, TUSAŞ ve TUBİTAK başta olmak üzere pek çok kuruluşu savunma sanayi alanında göğsümüzü kabartan çalışmalar yaptı. Merhum Özdemir Bayraktarın, oğulları Haluk, Selçuk ve Ahmet Bayraktar'la kurdukları şirkette ilk önce yerli İHA ve SİHA üretmeleri, daha sonra insansız uçak yapmaları takdire şayandı. Öte yandan yüzlerce özel kuruluş daha, binlerce fedakar mühendis ve teknik personelle Savunma sanayine ciddi katkılarda bulundu. Bu gayretli çalışmalar neticesinde savunma sanayiinin neredeyse yüzde 90'ı dışa bağımlı iken, bu nispet tam tersine döndü. Ordumuzda zaten tarihten gelen bir hiyerarşi, disiplin ve savaştaki maharet vardı. Geriye bir tek, bilgi, teknoloji ve insan gücünü; moral motivasyon, inanç ve ruhî tekamülle harmanlamak kaldı.
Atalarımız, “Kılıç kesmez, el keser” demiş. Maharet Zülfikar'ı tutan elde ve onu Haydar-ı Kerrar gibi kullanmaktadır. Tek başına silah, teçhizat bir işe yaramaz. Mühim olan, hem bilgili, hem cihad ve şehadet şuuruna sahip imanlı kadroları, personeli ve askerleri yetiştirmektir. İşte o zaman, kimse bu vatana yan bakmaya cesaret edemez.
Burhan Bozgeyik \ Timeturk