$

Dolar

49,5565

€

Euro

55,7692

£

Sterlin

66,1467

₣

Frank

60,1706

₺

Gram Altın

6.633,2100

₿

Bitcoin

4.045.806

$

Dolar

49,5565

€

Euro

55,7692

£

Sterlin

66,1467

₣

Frank

60,1706

₺

Gram Altın

6.633,2100

₿

Bitcoin

4.045.806

Makale 17.10.2026 6 dk okuma

Bir Başörtüsünden Ne İstediniz? Bir Genç Kızın Hayalinden, Bir Annenin Duasından Ne İstediniz?

Paylaş:

Bazı meseleler vardır, insan yalnızca aklıyla değil, yüreğiyle de konuşmak ister. Kelimeler boğazında düğümlenir, anlatmak istediklerin birikir, gözlerin dolar ama yine de susamazsın. İşte bugün tam da böyle bir mesele için yazıyorum.

Azerbaycan’da başörtüsü nedeniyle öğrencilerin ve öğretmenlerin okullara alınmadığına ilişkin haberleri derin bir üzüntüyle takip ediyorum. Bir öğrencinin eğitim hakkının başörtüsü nedeniyle engellenmesi, bir öğretmenin inancı yüzünden mesleğini yapamaz hâle gelmesi, insanın vicdanını yaralayan bir tablodur.

Buradan açıkça ifade ediyorum: Başörtüsüne yönelik bu kısıtlamaları şiddetle kınıyorum.

Çünkü bir başörtüsünün altında yalnızca bir kumaş parçası yoktur. Bazen bir annenin evladına öğrettiği değerler, bazen bir genç kızın inancı, bazen de kimseye zarar vermeden kendi inancıyla yaşama arzusu vardır.

O başörtüsünün altında hayaller kuran bir kız çocuğu vardır. Sabah erkenden kalkıp okuluna gitmek isteyen, öğretmeninden bir şeyler öğrenmek, büyüyüp kendi ayakları üzerinde durmak isteyen bir evlat vardır. Şimdi bana kim anlatabilir; o çocuğun eğitim hayaliyle inancı neden karşı karşıya getirilsin?

Bir kız çocuğu sınıfının kapısına geldiğinde, çantasını omzunda taşıyıp gözleriyle öğretmenini aradığında, ona sorulması gereken soru başındaki örtü değil, geleceğe dair hayalleri olmalıdır.

Düşünsenize…

Bir anne, evladını sabah okula gönderiyor. Belki arkasından dua ediyor, belki akşam eve geldiğinde anlatacağı güzel şeyleri bekliyor. Ama o çocuk, inancı nedeniyle okulun kapısından içeri alınmıyorsa bir annenin yüreğinde nasıl bir sızı oluşur? Hangi anne buna üzülmez, hangi vicdan bu manzara karşısında sessiz kalabilir?

Eğitim, bir çocuğun hakkıdır. İnancı ne olursa olsun, hiçbir çocuk eğitimden mahrum bırakılmamalıdır. Devletin görevi, çocukların önüne engeller koymak değil; onların güvenle okuyabileceği, kendilerini geliştirebileceği bir ortam oluşturmaktır.

Burada mesele yalnızca başörtüsü de değildir. Mesele, insanın inancıyla var olabilmesi, farklılıklarıyla kabul görmesi ve temel haklarını korku duymadan kullanabilmesidir.

Laiklik, insanların inançlarıyla kavga etmek değildir. Devletin tarafsızlığı, vatandaşın inancını cezalandırmak anlamına gelmemelidir. Bir arada yaşamanın yolu, insanları birbirine benzetmeye çalışmaktan değil, birbirlerinin haklarına saygı duymaktan geçer.

Kimse kendi inancını başkasına dayatmamalıdır. Ama kimse de başkasının inancını zorla şekillendirmeye kalkmamalıdır. İnanç, baskıyla değil, özgür iradeyle yaşanır. Başörtüsünü takmak da çıkarmak da bir insanın kendi iradesine bırakılmalıdır.

Benim itirazım tam da buradadır: Bir insanın eğitim hakkı, mesleği ve geleceği, inancı üzerinden tartışma konusu hâline getirilmemelidir.

Hele ki söz konusu olan çocuklarsa…

Bir çocuğun gözyaşının ideolojisi olmaz. Bir annenin yüreğindeki acının sınırı, dili, ülkesi olmaz. Bir kız çocuğunun okul sıralarında kurduğu hayallerin de başındaki örtü yüzünden yarım kalmasına kimsenin gönlü razı olmamalıdır.

Azerbaycan bizim için sıradan bir ülke değildir. Aynı dili konuşmanın, ortak bir tarihin, kültürel bağların ve gönül yakınlığının ötesinde, yıllardır kardeşlik duygusuyla andığımız bir ülkedir. Türkiye ile Azerbaycan arasındaki bağın ne kadar kıymetli olduğunu biliyoruz. İşte bu kardeşlik, birbirimizin acılarına karşı duyarsız kalmamayı da gerektirir.

Kardeşlik, yalnızca güzel günlerde yan yana durmak değildir. Kardeşlik, yanlış gördüğümüz bir uygulama karşısında da kırmadan, dökmeden, ama açık ve kararlı bir dille konuşabilmektir.

Bu nedenle Azerbaycan’da başörtüsü nedeniyle öğrencilerin ve öğretmenlerin eğitim ortamından dışlanmasına yol açan uygulamaların yeniden değerlendirilmesini, mağduriyetlerin giderilmesini ve herkesin eğitim hakkının güvence altına alınmasını istiyorum. Hiçbir kız çocuğu inancı ile eğitimi arasında seçim yapmak zorunda bırakılmamalıdır.

Unutulmamalıdır ki bir ülkenin büyüklüğü yalnızca ekonomik gücüyle, siyasi etkisiyle ya da dünyadaki konumuyla ölçülmez. Bir ülkenin büyüklüğü, en savunmasız insanının hakkını ne kadar koruduğuyla da ölçülür.

Bir öğretmenin emeğini, bir öğrencinin geleceğini, bir annenin duasını görmezden gelerek hangi toplumsal huzurdan söz edebiliriz?

Ve bir gün o okul kapısında bekleyen kız çocuğunun gözlerine bakıp ona ne söyleyeceğiz? İnancını gizlemesini mi isteyeceğiz? Hayallerini ertelemesini mi söyleyeceğiz? Yoksa ona, hem inancıyla hem bilgisiyle hem de onuruyla var olabileceği bir dünya kurmak için çalışacağımıza mı söz vereceğiz?

Ben ikinci yolu seçiyorum.

Çünkü inanıyorum ki insanı yücelten, başkasının inancını bastırması değil, kendi inancıyla yaşarken başkasının hakkına da saygı gösterebilmesidir.

Rabbim hiçbir evladı inancı yüzünden mahzun bırakmasın. Hiçbir annenin gözünü evladının geleceği için yaşlı, hiçbir kız çocuğunun kalbini okul kapılarında kırgın bırakmasın.

Bugün Azerbaycan’da yaşananlar karşısında sesimizi yükseltmemizin sebebi ayrıştırmak değil, insan onurunu ve temel hakları savunmaktır.

Başörtüsü bir suç değildir. İnanç, eğitim hakkına engel değildir. Hiçbir çocuk, başındaki örtü nedeniyle geleceğinden mahrum bırakılmamalıdır.

Bu uygulamaları bir kez daha şiddetle kınıyor; Azerbaycanlı kız çocuklarının, annelerinin ve öğretmenlerinin yaşadığı mağduriyetlerin bir an önce sona ermesini diliyorum.

Çünkü bazen bir başörtüsüne uzanan yasak, yalnızca bir örtüyü değil, bir çocuğun kalbindeki güven duygusunu da yaralar.

Ve hiçbir çocuğun hayali, bir okul kapısında yarım kalmamalıdır.

Nesibe Tükel/TİMETÜRK

Etiketler:
Nesibe Tükel
Nesibe Tükel

Köşe Yazarı