$

Dolar

49,1533

€

Euro

55,1929

£

Sterlin

65,0410

₣

Frank

59,1781

₺

Gram Altın

6.538,9900

₿

Bitcoin

4.212.050

$

Dolar

49,1533

€

Euro

55,1929

£

Sterlin

65,0410

₣

Frank

59,1781

₺

Gram Altın

6.538,9900

₿

Bitcoin

4.212.050

Makale 06.10.2026 4 dk okuma

Bir Anda Değişebilir Hayat

Paylaş:

İnsan, hayatın hep aynı şekilde devam edeceğini sanıyor.

Sabah gözünü açıyor, yapacaklarını düşünüyor, yetişeceği yerlere yetişiyor, yarın için planlar kuruyor. Bir ev, bir iş, biraz huzur, sevdikleri yanında olsun… Hayatın düzeni bozulmasın istiyor.

Oysa hayatın bize verdiği en büyük yanılgılardan biri şu:
Sanki yarın bize aitmiş gibi yaşıyoruz.

Bir telefonla bütün planların değişebilir.
Bir doktor cümlesiyle hayatın başka bir yöne dönebilir.
Bir trafik kazasıyla yıllardır alıştığın düzen bir anda geride kalabilir.
Bir sabah uyandığında, dün yanında olan birinin artık olmayacağını öğrenebilirsin.

İşte insanın en çok unuttuğu gerçek budur:

Hayat, bize verilmiş bir garanti değil; bize emanet edilmiş bir zamandır.

Bugün sahip olduğumuzu düşündüğümüz ne varsa aslında bize emanet.

Evimiz…
Paramız…
Sağlığımız…
İtibarımız…
Sevdiklerimiz…
Hatta nefesimiz bile.

Bir gün bunların hiçbirini yanımıza alamadan gideceğimizi bildiğimiz hâlde, çoğu zaman sanki hiç gitmeyecekmişiz gibi yaşıyoruz.

Daha güzel bir ev olsun…
Daha iyi bir araba olsun…
Daha çok param olsun…
Herkes beni takdir etsin…
Biraz daha kazanayım, biraz daha yükselteyim hayatımı…

Peki ya bütün bunları biriktirirken kalbimizi ne kadar ihmal ediyoruz?

Kaç kişiyi kırdık?
Kaç kişiyi “sonra ararım” diyerek beklettik?
Kaç kez özür dilemek için gururumuza yenildik?
Kaç kez sevdiğimizi söylemeyi erteledik?

Belki de hayatın bize verdiği en ağır ders, bazı “sonra”ların hiç gelmemesidir.

Bugün konuşabildiğin insanı ara.

Bugün sarılabildiğin insana sarıl.

Bugün gönlünü alabildiğin birinin gönlünü al.

Çünkü insan bazen bir vedanın son veda olduğunu, ancak o kapı bir daha açılmadığında anlıyor.

Dünya bize ait değil.

Biz bu dünyada misafiriz.

Misafir, kaldığı evin sahibi gibi davranmaz. Emaneti sahiplenmez. “Burası benim” diye tutunmaz. Vakti geldiğinde sessizce kalkar ve gider.

Belki de huzurun sırrı, sahip olduklarımızı çoğaltmakta değil; onların bize emanet olduğunu bilmekte saklıdır.

Kaybetmekten korktuğun şeylere biraz uzaktan bak.

Çünkü insan, elindekini kaybetme korkusuyla yaşarken elindekinin kıymetini de unutabiliyor.

Bugün sağlıklıysan şükret.
Ailen yanındaysa kıymetini bil.
Bir annen, bir baban, bir evladın, bir dostun varsa sarıl onlara.
Gönlünde kırgınlık taşıyorsan daha fazla büyütme.

Çünkü hayat bazen uzun bir yol gibi görünür ama aslında ne kadarının kaldığını hiçbirimiz bilmiyoruz.

Ve belki de bize düşen, geleceği kontrol etmeye çalışmak değil; bugünü güzel bir emanet olarak yaşayabilmektir.

Bir gün herkes kendi hikâyesinin son sayfasına ulaşacak.

O gün geriye kaç evimizin olduğu değil, kaç gönülde güzel bir iz bıraktığımız kalacak.

Kaç insanın hayatına iyilik kattığımız…

Kaç kişinin duasında yer aldığımız…

Ve Rabbimizin huzuruna giderken yanımızda götürebildiğimiz güzel amellerimiz…

Hayatın bize öğrettiği en büyük gerçek belki de şu:

Hiçbir şey kesin değil.

Ne yarın…

Ne sahip olduklarımız…

Ne de sevdiklerimizle geçireceğimiz zaman.

Öyleyse erteleme.

Bir iyiliği erteleme.
Bir özrü erteleme.
Bir duayı erteleme.
Bir sevgiyi erteleme.
Allah’a dönmeyi hiç erteleme.

Çünkü insanın “sonra” diye bıraktığı bazı şeyler, bir daha karşısına çıkmayabilir.

Ve hayatın bütün telaşının içinde unutma:

Bir anda her şey değişebilir.

O yüzden bugününü öyle yaşa ki, yarın sana verilirse şükredebilesin; verilmezse de ardında güzel bir iz bırakmış ol.

Çünkü dünya kalacağımız yer değil.

Geçip gideceğimiz bir durak.

Asıl mesele, o duraktan geçerken
kim olduğumuz ve ardımızda ne bıraktığımızdır.  

Nesibe Tükel/TİMETÜRK

Etiketler:
Nesibe Tükel
Nesibe Tükel

Köşe Yazarı