Dolar

43,8545

Euro

51,7032

Altın

7.296,26

Bist

14.008,96

'Emeklilikte güvence arayışı: Çözüm hibrit modelde'

Yazarımız Dr. Murat Ergüven, köşesinde emeklilik sistemini analiz etti. Mevcut yapıyı inceleyen Ergüven, dünyadaki örnekleri sıraladı çözüm önerileri sundu. İşte Timetürk yazarı Dr. Ergüven'in 'Emeklilikte güvence arayışı: Çözüm hibrit modelde' başlıklı analizi.

1 Saat Önce Güncellendi

2026-02-24 13:33:12

'Emeklilikte güvence arayışı: Çözüm hibrit modelde'

Tİmetürk yazarı Dr. Murat Ergüven, köşesinde emeklilik sistemi analiz etti. Ergüvan, “Emeklilikte güvence arayışı: Çözüm hibrit modelde” başlıklı yazısında son dönemde sıkça gündeme getirilen ‘Türkiye'de emeklilik sistemi çöktü.' söylemine açıklık getirdi.

Cümleyle kastedilen çöküşün, maaşların ödenmemesi olmadığını belirten Ergüven, asıl kırılmanın daha derin olduğunu vurguladı.

EMEKLİLİK SİSTEMİ TOPLUMA GÜVEN VERMİYOR

Yazısında, “Sistem teknik olarak işliyor gibi görünürken verdiği sözü —onurlu bir yaşlılık vaadini— artık üretemiyor. Çünkü emeklilik sistemi sadece bir bütçe kalemi değil; bir ulusal güvenlik, toplumsal huzur ve kuşaklar arası sözleşme meselesidir. Ve güven, ancak bu büyük sözler tutulduğunda yeniden inşa edilir.” ifadelerini kullanan Ergüven, “Türkiye'de emeklilik sistemi bugün kâğıt üzerinde çalışıyor. Maaşlar bağlanıyor, primler toplanıyor, istatistikler tutuluyor. Ama bütün bu teknik işleyiş toplumun geniş bir kesimi için artık tek bir duyguyu üretmiyor: güven.” dedi.

662648

EMEKLİLİK UZUN SÜREDİR “RAHAT BİR HAYATIN KARŞILIĞI” OLMAKTAN ÇIKTI

Emekliliğin uzun süredir “rahat bir hayatın karşılığı” olmaktan çıktığını belirsizliğin ve tedirginliğin başka bir adı hâline geldiğini aktaran Ergüven, “Bu yüzden asıl mesele sistemin ayakta olup olmadığı değil, verdiği sözü hâlâ tutup tutmadığıdır. Çünkü emeklilik bir bütçe kalemi değil; kuşaklar arası bir vaattir” ifadelerini kullandı.

SOSYAL SÖZLEŞMENİN SESSİZ AŞINMASI NE?

Bir emeklilik sisteminin teknik dengelerden önce bir sosyal sözleşmeye dayanması gerektiğini aktaran Dr. Ergüven, devlet ile çalışan arasında kurulan bu ilişkinin basit bir anlatımla “Çalıştığın sürece primini öde; ben de yaşlılığında seni koruyayım” olduğunu söyledi.

Emekli aylığının yıllar boyunca aktif maaşa oranı üzerinden somutlaştığının altını çizen Ergüven, “1999 öncesinde ve 2000'li yılların başına kadar Emekli Sandığı'nda yıllık maaş bağlama oranı yaklaşık yüzde 3'tü. Bu da 25 yıl çalışan bir memurun aktif maaşının yaklaşık yüzde 75'ine yakın bir gelir elde etmesi anlamına geliyordu. Sosyal devlet iddiası sayılara yansıyordu” dedi.

Yaşlı-Yaslı-Yasli-fotoğrafı-4-boyutlu

KANUN DEĞİŞİKLİĞİNİN MAAŞLAR ÜZERİNDEKİ ETKİSİ

Emeklilik sistemini analiz ettiği yazısında emeklilik sürecindeki maaş bağlanma oranlarını da değerlendiren Ergüven, sistemdeki kanun değişiklilerinin maaşlar üzerindeki etkisini örnekleriyle açıkladı.

Ergüven yazında şunları aktardı: “2008'de yürürlüğe giren 5510 sayılı Kanun bu dengeyi kökten değiştirdi. Yıllık bağlama oranı yüzde 2'ye düştü. Aynı çalışma süresi için emekli geliri yüzde 50 seviyelerine geriledi. Güncelleme katsayıları, prime esas kazanç üst sınırları, karma hesaplama yöntemi ve en düşük aylık uygulamalarıyla birlikte bu oran birçok kişi için yüzde 45'in bile altına indi.

Bugün çalışırken 100 bin lira seviyesinde kazanç referansı olan birinin emeklilikte 45–50 bin lira bandına sıkışması tesadüf değil; sistematik bir tercihin sonucudur. Asgari ücret civarı çalışanlarda kök maaş düşük kalıp Ek Madde 19 ile 20.000 TL'ye tamamlanıyor; yüksek kazançlılarda fiili aylık bağlama oranı (ABO) %34-35 civarına düşüyor. Tavandan prim ödeyenlerde bile % 34,5 ABO + ek ödemelerle 55-60 bin TL bandı standart hâle geldi.”

2657061

TÜRKİYE'DE ÇALIŞANIN SİSTEMİNDEN BEKLENTİSİ DEĞİŞTİ

Türkiye'de bugün birçok çalışanın ödediği primin karşılığını alamayacağı duygusuna kapıldığını söyleyen yazarımız Dr. Ergüven, artık sahada sıkça duyulan cümlenin: İşçi, “İşveren prim yerine o parayı bana versin, ben değerlendiririm” olduğunu belirtti.
Ergüven ayrıca, Bağ-Kur'lu'nun da “Prim ödemek yerine kendi birikimimi yaparım” düşüncesine yöneldiğini aktardı.

“BİRLEŞTİRDİK” DENİLEN AMA BİRLEŞMEYEN SİSTEM

Dr. Ergüven Timetürk'teki köşesinin devamında, “2008 reformu kamuoyuna güçlü bir vaatle geldi: SSK, Bağ-Kur ve Emekli Sandığı tek çatı altında toplanacak, eşitsizlikler azalacaktı. Hukuki olarak bu gerçekleşti. Ancak pratikte ortaya çıkan tablo, gerçek bir entegrasyondan çok, aynı çatının altında farklı mantıkların yaşamaya devam etmesi oldu.

Bugün benzer prim gününe ve kazanca sahip kişiler, geçmişte hangi statüde çalıştıklarına bağlı olarak farklı emekli aylıkları alıyor. Bu fark yalnızca teknik değil; eşitlik beklentisini karşılamayan yapısal farklılıklar.

Uzun yıllar yüksek prim ödeyen Bağ-Kur'luların karşılaştığı tablo, sistemin en kırılgan noktalarından biri. Emekli Sandığı ise geçmişte görece avantajlı bir konumdayken, düşen bağlama oranlarıyla hızla benzer bir güvencesizlik alanına çekildi.

Sonuçta üç sistem hukuken birleşmiş olsa da uygulama farklılıkları tek çatı altında devam eden yapısal ayrışmaları tamamen ortadan kaldırabilmiş değil.

İşte tüm bu adaletsizlikler ve vaat edilen hayat standardının karşılanamaması, toplumda sistemin çöktüğü yönünde yaygın bir algıya yol açtı. Bu yüzden “Türkiye'de emeklilik sistemi çöktü” denildiğinde kastedilen, maaşların ödenmemesi değil; sistemin vaat ettiği hayat standardını artık üretememesi” diye yazdı.

DÜNYADA NE YAPILDI?

Dünyadaki emeklilik sistemlerine de örnek veren Dr. Ergüven, dünyada izlenen yolları aktardı. “Şili, 1980'lerde kamu emeklilik sistemini büyük ölçüde tasfiye ederek tamamen bireysel sermaye hesaplarına dayalı bir modele geçti. Sistemi büyük ölçüde bireysel fonlara devretti ve radikal bir özelleştirme deneyimi yaşadı. Uzun süre örnek gösterilen bu model, bugün düşük emekli gelirleri ve artan toplumsal huzursuzluk nedeniyle ciddi biçimde eleştiriliyor. Risk bütünüyle bireye yüklendiğinde, emekliliğin sosyal boyutu hızla aşınıyor” diye aktaran Ergüven Avrupa'daki örnekleri şöyle anlattı: “Avrupa'da ise farklı bir denge arayışı öne çıkıyor. Hollanda, İsveç ve Danimarka gibi ülkelerde devlet asgari bir emeklilik gelirini garanti ederken, bunun üzerindeki refah düzeyi zorunlu ya da yarı zorunlu mesleki ve bireysel fonlarla destekleniyor. ABD'de de sosyal güvenlik sistemi temel bir gelir sağlıyor; emeklilikte yaşam standardını belirleyen esas unsur, bireysel fonlar ve uzun vadeli birikimler oluyor. Bu deneyimler aynı şeyi söylüyor:

Ne tamamen devletçi model ne de tamamen piyasa modeli tek başına yeterli.”

Untitled-design-1-3

TÜRKİYE İÇİN ÜÇÜNCÜ YOL: HİBRİT EMEKLİLİK

Çözüm önerilerini de sıralayan Dr. Ergüven, Türkiye'nin ihtiyacı olanın tercih değil, denge olduğunu söyledi. Hibrit sistemine dikkat çeken Ergüven, Türkiye'deki sistemin yarı kamu, yarı özel bir yapı ile hibrit bir sistem oluşturmaktan geçtiğini vurguladı.

Modeli ayrıntılı olarak aktaran Dr. Ergüven, “Bu modelde devlet, sosyal devlet olmanın gereği olarak asgari ve onurlu bir emeklilik gelirini garanti eder. Bu garanti, geçmişte kazanılmış hakları koruyan ve geçiş adaletini gözeten bir çerçeveyle desteklenmelidir. Bunun üzerindeki gelir ise bireysel tamamlayıcı emeklilik ve mesleki tasarruf mekanizmaları devreye girer. Geçiş adaleti bu modelin temelini oluşturur. Güçlü denetim, şeffaf ve uzun vadeli fon yapılarıyla toplam emeklilik geliri anlamlı biçimde yükseltilir.

Bireysel Emeklilik Sistemi'nin fon büyüklüğü Şubat 2026 itibarıyla 2,35 trilyon TL'ye ulaştı. Devlet katkısı Ocak 2026'dan itibaren %30'dan %20'ye düşürüldü; ancak otomatik katılım ve teşvik mekanizmaları güçlendirilebilir. Tamamlayıcı Emeklilik Sistemi (TES) ise 2026 ikinci yarısında (ikinci çeyrekten itibaren kademeli) devreye girecek; planlanan %3 civarı zorunlu maaş kesintisi + işveren katkısı + devlet %30 desteğiyle bireysel birikimleri tamamlayacak.

Böyle bir yapı, bireyi tamamen piyasanın insafına bırakmaz; ama devletin de altından kalkamayacağı bir yükü tek başına taşımasını beklemez. Sosyal koruma ile bireysel sorumluluk arasında gerçekçi bir denge kurar” dedi.

tued_intibak_05062023-1080x642

ASIL ÇÖKÜŞ NEREDE?

Türkiye'deki asıl sorunun büyük oranda sisteme olan güvenin yok olmasına bağlayan Ergüven, “Bugün Türkiye'de emeklilik sisteminin asıl krizi rakamlarda değil, inançta yaşanıyor. Genç kuşakların zihninde emeklilik artık “rahat bir hayat” değil, belirsiz bir ihtimal. Bir sistem güven üretmiyorsa teknik olarak çalışıyor olması yeterli değildir.

Bugün yapılması gereken şey nettir: Emekliliği yeniden güçlü bir sosyal hak olarak inşa etmek ya da sistemi açık biçimde hibrit bir yapıya dönüştürmek. Aksi hâlde sürdürülen belirsizlik ne devleti rahatlatır ne toplumu. Sadece zamana yayılmış bir güvensizlik üretir” ifadelerine yer verdi. Emeklilik sistemini analiz ettiği yazısının sonunda dönüşüm için zamanın daraldığını ifade eden Ergüven, hem güveni yeniden inşa etmek hem de sürdürülebilirliği sağlamanın mümkün olduğunu belirtti.

Dr. Murat Ergüven'in yazısının tamamını aşağıdaki linkten okuyailirsiniz: https://www.timeturk.com/murat-erguven/emeklilikte-guvence-arayisi-cozum-hibrit-modelde-yazar-1828984

Kaynak: TİMETÜRK

Yorum Yap

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
SON VİDEO HABER

51 yıl önce düşen THY uçağına ait yeni izler bulundu

Haber Ara