Timetürk yazarı Dr. Murat Ergüven, son yazısında Türkiye tarımındaki son durumu ve çözüm tekliflerini kalema aldı.
Dr. Ergüven'in Timetürk'te yayımlanan “Türkiye için büyük sıçrama manifestosu: Tarım 5.0” başlıklı yazısından bazı bölümler;
Türkiye on yıllardır ABD, Çin ve Batı Avrupa'nın mutlak üstünlüğe sahip olduğu; yüksek sermaye ve asırlık teknolojik birikim ve devasa AR-GE kapasitesi gerektiren ileri sanayi kollarında “ben de varım” deme gayretinde. İleri yarı iletkenlerde, küresel yazılım platformlarında veya yüksek sermayeli ağır sanayi kollarında bugün sıfırdan bir dünya liderliği beklemek, adeta fizik kurallarına karşı gelmektir. Elbette bu alanlarda stratejik olarak bulunmalıyız; ancak bu sahalar Türkiye'nin “Sıçrama Eşiği” olamaz. Gerçek bir sıçrama, başkasının oyun sahasında figüran olmakla değil, kendi oyun sahanızı teknolojiyle yeniden inşâ etmekle mümkündür.
Peki, Türkiye hangi kulvarda mutlak üstünlüğe sahiptir?
Cevap, ayaklarımızın altındaki topraktadır. Şimdi rakamlara bir göz atalım: Türkiye, yaklaşık 38 milyon 640 bin hektarlık toplam tarım arazisiyle, Avrupa Birliği'nin en büyük üreticileri olan Fransa'yı (27,4 milyon ha) ve İspanya'yı (23,9 milyon ha) açık ara geride bırakarak kıtanın zirvesinde yer almaktadır.
Stratejik Analiz: Bir “Doğal Tekel” Alanı Olarak Anadolu Yukarıdaki tablo, Türkiye'nin sadece bir “tarım ülkesi” değil, kıta ölçeğinde bir “Tarımsal Süper Güç” adayı olduğunu matematiksel bir kesinlikle ispatlamaktadır. Ancak bu devasa yüzölçümü üstünlüğü, teknoloji ile taçlandırılmadığı sürece sadece yönetilmesi gereken bir “maliyet” olarak kalmaya mahkûmdur. Türkiye'nin asıl fırsatı; Hollanda'nın 1,8 milyon hektarda başardığı teknolojik disiplini, Anadolu'nun 38 milyon hektarlık devasa gövdesine Tarım 5.0 vizyonuyla giydirmektir. Bu, kıtalararası bir gıda arzı kontrolü ve taklit edilemez bir ekonomik tahakküm alanı demektir.
Hollanda, Türkiye'nin sadece 20'de biri kadar toprağa sahip olmasına rağmen teknoloji sayesinde dünya deviyken; Türkiye, bu devasa toprak rezervini Yapay Zekâ ve Tarım 5.0 ile buluşturduğunda Avrupa'nın ekonomik hiyerarşisini kökten değiştirecek yegâne güçtür. Kuzey Avrupa ülkeleri kış boyu donmuş topraklarla ve devasa maliyetlerle kapalı seralarda “doğaya karşı” suni bir üretim savaşı verirken; Anadolu, dört mevsimi aynı anda barındıran mikro-klimalarıyla yılın her günü üretim yapabilen yegâne güçtür. Ancak bu sadece bir yüzölçümü ve coğrafya meselesi değil, taklit edilemez bir “Ekolojik Arbitraj” üstünlüğüdür.
“Diplomalı işsizler ordusu”
Türkiye'nin bugün en can yakıcı yarası; piyasada karşılığı olmayan diplomalar uğruna üniversite kapılarında ömür tüketen “diplomalı işsizler” ordusudur. Ancak bu yaranın asıl sebebi, derin bir toplumsal yanılgıdır: Gençlerimiz, masa başı bir işe girip az mesaiyle kolay yoldan çok para kazanma sevdasına düşürülmüş; aileler ise çocuklarını ne pahasına olursa olsun lüzumsuz bir üniversite diplomasıyla “kurtaracağını” sanmıştır.
Açıkça yüzleşmeliyiz: Mezun olunca işe yaramayacak o bölümlerde 4-5 yılı heba etmek bir zaman hırsızlığıdır. Bir yanda milyonlarca gencimiz yanlış hayallerle yanlış kürsülerde dirsek çürütüp “ne eğitim ne istihdam” (NEET) sendromuyla hayata küserken, diğer yanda vatanın bereketli toprakları sahipsiz beklemektedir. Bu sadece bir istihdam kaybı değil, bir sosyolojik intihardır.
Gençlerimizin anlaması gereken şudur: Gerçek güç ve kazanç, artık tozlu ofis dosyalarının arasında değil; veriyi toprakla, yazılımı tohumla birleştiren o büyük üretim sahasındadır. Bu vizyon sanayi karşıtı değildir; aksine sanayiyi doğru bir zeminde yeniden inşâ etme hedefidir.
“İhmal edilen sektör”
Türkiye'nin;
Üç farklı iklim kuşağını aynı anda barındıran eşsiz coğrafyası,
Milyonlarca hektarlık âtıl ama yüksek potansiyelli toprağı,
Üç kıtanın kesişim noktasındaki stratejik lojistik konumu,
Ve en önemlisi; teknolojiye aç, adaptasyon hızı yüksek genç nüfusu...
Bunlar, bir ülkenin sahip olabileceği en büyük “Mutlak Üstünlüklerdir.” Biz bu muazzam cevheri, “tarım eski bir sektördür” yanılgısıyla yıllarca ihmâl ettik.
Sonuç: Ya Büyük Sıçrama Ya Tarihi Tasfiye
Türkiye için mesele artık “reform yapmak” veya “birkaç puan daha fazla büyümek” değildir. Mesele, ölçek değiştirmektir. Sanayimizi tarımsal teknolojiyle, gençliğimizi yapay zekâyla, toprağımızı veriyle buluşturmak zorundayız. Mario Draghi'nin (Avrupa Merkez Bankası eski Başkanı) Avrupa için tarif ettiği o “sıçrama eşiği”, Türkiye için bir tercih değil, kaçınılmaz bir mecburiyettir. Küçük adımlar dönemi bitmiştir; marjinal iyileştirmeler bizi orta gelir tuzağının karanlık dehlizlerinden çıkarmaya yetmeyecektir.
Şunu açıkça görelim: Doğru yöne zıplamayan bir ülke, ne kadar hızlı koşarsa koşsun, olduğu yerde saymaya hatta geriye gitmeye mahkûmdur. “Muasır medeniyetler seviyesini aşma” hedefi, bugün hamasi nutuklarla değil, tarımı teknolojinin kalbine yerleştirerek küresel bir oyun kurucu olmakla mümkündür. Türkiye ya mutlak üstünlüklerini yapay zekâ ve veriyle harmanlayıp dünyaya “gıda ve teknoloji” ihraç eden dev bir oyun kurucu olacak ya da başkalarının teknolojik kırıntılarıyla hayatta kalmaya çalışan bir “pazar” olarak kalacaktır.
Pansuman tedbirler, geçici reformlar ve sembolik hamleler dönemi kapanmıştır. Kendi gerçekliğimizin üzerinde devleşmek, toprağımıza güvenmek ve teknolojimizi bu topraklar için üretmek, gençliğimizi bu kutsal amaç uğruna yeniden ayağa kaldırmak zorundayız.
Sonuç olarak; bu bir tercih değil, coğrafyanın ve tarihin bize yüklediği bu zorunluluktur. Küçük adımlarla devlerin arasında yürümeye çalışanlar, o devlerin adımları altında ezilmeye mahkûmdur. Türkiye için vakit, kendi kulvarlarında, kendi topraklarından yükselen bir teknoloji devrimiyle Büyük Sıçrama vaktidir.
Açık konuşalım: Ya bu vizyonla küresel bir güç olarak sıçrayacağız ya da bu potansiyeli heba edip statükonun içinde boğulacağız.
Şimdi, küçük adımları bir kenara bırakıp kendi gerçekliğimizin üzerinde devleşme ve geleceğimize zıplama zamanıdır!
Yorum Yap