Timeturk: Haber, Timeturk Haber, HABER, Günün haberleri, yorum, spor, ekonomi, politika, sanat, sinema

  • DOLAR 2.32
  • EURO 2.85
  • ALTIN 88,59

Çocuğu olan bu haberi okusun

Zeytinyağı, kekik yağı, soğan suyu ve çocuklar...
Haftalık haber dergisi Aksiyon'un son sayısında Tuğba Kabacıoğlu'nun hazırladığı dosya çocuklarımızın sağlığıyla ilgili enterasan bilgiler içeriyor.

Okullar açılalı çok olmadı. Ama öğrenciler hastalanıp devamsızlık yapmaya çoktan başladı bile. Gelin, çocuklarımızı korumaya bağışıklık sisteminden başlayalım.

Yaz tatilinin ardından büyük bir koşuşturmayla açıldı okullar. Anaokulu ve ilkokula başlayan çocukların heyecanları, telaşları fazlasıyla konuşuldu. Şimdi ise gündemde ‘taze öğrenciler’in bir bir hastalanmaları var. Bu durum velileri olduğu kadar öğretmenleri de tedirgin ediyor. Önümüzdeki günlerde havalar daha da soğuyacak, kapalı mekânlarda geçirdiğimiz zaman dilimleri artacak. Çevremizde bulaşıcı hastalıklara yakalananların sayısı fazlalaştıkça da miniklerin rahatsızlanma ihtimalleri yükselecek. Her yıl yaşanan tüm bu olumsuzlukların üstesinden gelmek aslında mümkün. İşe çocukların bağışıklık sistemlerini güçlendirerek başlamak en iyisi. Bunu yaparken ebeveynlerin biraz dikkat biraz da özen göstermeleri yeterli. Biz uzmanlara sorduk. Onlar da işimizi hayli kolaylaştıracak bir dizi tavsiyede bulundu.

Kaygı, bağışıklığı düşürüyor

Bağışıklık sistemi, insanoğlunu enfeksiyona yol açabilen virüs, bakteri, mantar ve parazit gibi mikroorganizmaların (mikrop diye tanımlanıyor) zarar verici etkilerine karşı koruyor. Bedenimiz gün içinde çok sayıda mikrobun saldırısına uğruyor. Bağışıklık sistemi ise öncelikle bu zararlı organizmaların vücuda nüfuz etmelerini engelliyor. Girenleri ise sokuldukları yerde tutarak yayılmalarının önüne geçiyor ya da hastalığı geciktiriyor. Sağlıklı kişiler karşılaştığı mikroplarla çoğu zaman farkına varmadan savaşıyor ve mücadeleyi kazanıyor. Bazen de hastalık etkenleriyle baş edemediği için rahatsızlanıyor. Hâlbuki bağışıklık sisteminin yaratılış gayesi, insanın yaşamı boyunca hastalıklardan korunması. Fakat her zaman işlevini tam manasıyla yerine getiremiyor. Bazen somut bazen de soyut sebeplerle...

Yaz boyunca dondurma yiyip toz toprak içinde oynayan çocukların okulların açılmasıyla birlikte bir anda bağışıklık sistemlerinin zayıflaması da işte böyle bir şey. Konu büyük oranda ilginçliğini korumakla birlikte uzmanların da gündeminde.

Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Hafize Erkal, bu durumu şöyle yorumluyor: “Hava değişimleri elektromanyetik alanımızı da değiştiriyor. Çocuklar yetişkinlere göre bu durumdan daha çok etkileniyor. Özellikle okula yeni başlayan, sınıfı-okulu değişen, derslere sonradan dâhil olan çocuklarda korku, kaygı ve yalnızlık duygusu oluşabiliyor. Kendi çocuğunuz yaşamasa bile arkadaşının duygu-durum bozukluğundan o da nasibini alıyor. Aileler bu süreçte anlayışlı olmalı. Çocukları bu yoğun duygularla asla baş başa bırakmamalı. Öğrenci bulunduğu ortamda kendini güvende hissedene kadar anne ya da baba yanında olmalı, kaygılarını giderici telkinlerde bulunmalı.”

Akupunktur Uzmanı Dr. Ümit Aktaş da stres ve kaygının böbrek üstü bezinden ‘adrenalin’ ve ‘kortizol’ gibi hormonların salgılanmasına sebep olduğunu, bunların da bağışıklık sistemini baskılayarak hastalıklara davetiye çıkardığını anlatıyor, ‘İlaçsız Yaşam’ kitabında. Ayrıca hem yetişkinler hem de çocuklar için uyarıyor: “Mutsuz ve huzursuz kişiler daha kolay hastalanır. Neşeli ol ki genç kalasın.”

Alerjilere dikkat

Bağışıklık sistemi, vücut için zararlı kabul ettiği maddeye karşı aşırı reaksiyon göstererek alerjik tabloları ortaya çıkarıyor. Anatomik bozukluğun eşlik etmediği idrar yolu enfeksiyonu, alt ve üst solunum yolu hastalıkları, sinüzit, astım ve orta kulak iltihabı gibi hastalıklar alerjisi bulunanlarda daha sık görülüyor. Dr. Hafize Erkal, okulların açılmasıyla birlikte alerjik reaksiyonlara bağlı hastalıkların arttığına dikkat çekiyor ve aileleri en çok da süt alerjisi konusunda uyarıyor: “Sabah kahvaltısında bir su bardağı süt içen öğrencinin beslenme çantasına yine UHT paket süt konuyor. İçinde aşırı miktarda süt tozu bulunan çikolata, bisküvi gibi ürünler de gün içinde yenince çocuklar ihtiyaçlarının neredeyse 3-4 katı kadar süt ve süt ürünü tüketmiş oluyor. Bu kadar yükleme süt alerjisini ortaya çıkarıyor.”

Erkal, ebeveynlerin süt konusunda çocuklara ısrar etmemeleri gerektiğini belirtiyor. Çünkü süte alerjisi bulunan çocuklar ne kadar az süt ve süt ürünü tüketirse hastalanma oranları da o kadar düşüyor, bağışıklıkları güçleniyor. Aksi takdirde bağışıklık sisteminin en önemli elamanlarından biri olan bağırsak mukozası-florası bozuluyor, zararlı bakterilerin vücuda yerleşmesi, orada üremesi kolaylaşıyor. Böylece vücut hastalıklara açık hâle geliyor.

Probiyotikler çok önemli

Probiyotik kelimesini daha önce duymuşsunuzdur. Peki, vücudumuz için hayati öneme sahip özelliklerini biliyor musunuz? Probiyotikler, bağışıklık sistemini güçlendiriyor, yiyeceklerin hazmını kolaylaştırıyor, K vitamini, biyotin, B12, niasin gibi maddelerin sentezini yapıyor, bağırsak duvarını zararlı maddelerden koruyor ve bağırsak geçirgenliğini azaltıyor, zararlı maddelerin (toksinler) kan dolaşımına geçmesini engelliyor, besin alerjilerini-egzamayı önlüyor, depresyonu hafifletiyor, ishale-idrar yolu enfeksiyonlarına karşı vücudu koruyup tedavi ediyor, kabızlığın önüne geçiyor, üst solunum yolu enfeksiyonlarına karşı vücudu koruyor, obeziteyi önlüyor, insilün direnci ile diyabet hastalığının gelişme riskini azaltıyor. Bağırsaklarımızda vücudumuzdaki toplam hücre sayısının on katı kadar (100 trilyon) probiyotik bulunuyor. Fakat vücudumuzdaki probiyotik sayısının artması, eksilmesi ya da işlevini yerine getirip getirmemesi bizim nasıl yaşadığımız ve beslendiğimizle bağlantılı olarak değişiyor.

Dr. Ümit Aktaş, probiyotiklerin yapısını bozan unsurları şöyle sıralıyor: “Dengesiz beslenme, pastörize edilmiş hazır yoğurt ve sütler, işlenmiş gıdalar, aşırı hijyen takıntısı (zararlı bakterilerin yanında yararlılar da ölüyor çünkü), genetik müdahaleler (GDO’lu besinler), aşırı ve gereksiz antibiyotik ve mide ilaçları kullanımı.”

Çoğu uzman, günümüz çocuklarının tüm özene, iyi yaşam koşullarına rağmen sıklıkla rahatsızlanmasını, besin alerjileri ile probiyotik eksikliğine bağlıyor. Çünkü artık evde yoğurt yapılmıyor, günlük süt ya da sokak sütü yerine yüksek basınç altında ısı uygulanmış UHT süt ve süt ürünleri tüketiliyor. En ufak bir hastalıkta antibiyotiklere başvuruluyor. Market raflarını en çok uzun ömürlü, işlem görmüş, katkı maddeli yiyecekler süslüyor. Ve daha da kötüsü günümüz çocuklarının önemli bir kısmı bahsi geçen gıdalarla besleniyor!

Madem probiyotikler bu kadar ehemmiyetli, onların sayısını artırmak, vücudumuzu çok daha iyi korumasını sağlamak için neler yapmamız gerekiyor? Dr. Erkal’ın tavsiyeleri pratik hayatta uygulanabilecek kolaylıkta. Mesela; doğal sirke küçük miktarlarda salatalara, çorbalara konmalı. Çocuk iştahsızsa, karın şişkinliği, kabızlık, hazımsızlık varsa dışarıdan preperat şeklinde satılan probiyotik alınıp rahatsızlıklar tamamen ortadan kalkana kadar kullanılmalı. Dönem dönem beta-glukan alınmalı. Fırıncı mayası yerine ekşi mayalı tam buğday ekmeği tüketilmeli. Yoğurt evde yapılmalı. Antibiyotik yerine soğan suyu tercih edilmeli. 3 yaş ve üstü çocuklara tokken bir yemek kaşığı, günde 2-3 kez hastalığın şiddetine göre içirilmeli. Yalnız soğan suyu çocukta kusmaya, öksürüğe, huzursuzluğa sebep oluyorsa devam etmemeli. Okula giden çocuklara haftada 1-2 kez soğan suyu verilmeli. Böylece hastalanma sıklıkları azaltılmalı. Sarımsak suyu da koruyucu olarak kullanılmalı. Birkaç damlası ılık çorbanın içine konmalı veya minik minik yutulmalı.

Dr. Ümit Aktaş ise bağışıklık sistemini destekleyen, güçlendiren sebze ve meyveleri sıralıyor: “Kabuğuyla yenecek elma, bamya, çörekotu (1 çay kaşığı havanda dövülüp), limon, çiğ soğan, taze ısırgan otu, meyan kökü (yüksek tansiyon hastaları, böbrek üstü beziyle ilgili rahatsızlık yaşayanlar, şeker hastaları hariç) çiğ, dövülmüş sarımsak, yeşil çay ve mevsiminde domates.”

Çocukları şekerden uzak tutun

Doğal şekeri sebze ve meyvelerden alarak dengeli ve sağlıklı beslenmek mümkün. Fakat günümüz insanının en önemli sorunu doğal şeker yerine bol bol suni şeker alarak vücut ihtiyacının çok çok üstüne çıkmak. Bu konuda yetişkinler yeterince bilinçli değil. Dolayısıyla çocuklar da… Miniklerin tükettiği her gıdanın içinde muhakkak şeker var. Şeker ve çikolatalar da haddinden fazla tatlı. Hazır kekler, bisküviler, pastane ürünleri de aynı durumda. Eroin bağımlılığıyla eş değer görülen şeker bağımlılığımız her geçen gün biraz daha artarken; bağışıklık sistemimizi zayıflattığını, unutkanlık, depresyondan tutun da karaciğer ve kansere kadar birçok hastalığı tetiklediğini görmezden geliyoruz. Daha da tehlikelisi aspartam, sakarin, sukraloz gibi tatlandırıcılar ile glukoz şurubu (mısır şekeri). Bu maddeler çocukların en çok tükettiği meşrubatlar, meyveli içecekler, sakızlar, meyveli yoğurtlar, dondurulmuş tatlılar, ilaçlar, çocuk şurupları, antibiyotikler, çikolatalar, dondurmalar, kahvaltılık gevrekler, bisküvi, gofret, renkli şekerlemeler, reçel, helva ve süt tatlıları gibi birçok üründe kullanılıyor. Baş ağrısı, baş dönmesi, unutkanlık, eklem ağrısı, bulantı, uyuşukluk, kas spazmları, şişmanlık, korku atakları, huzursuzluk, uykusuzluk, görme-işitme kaybı, kulak çınlaması, yorgunluk, tat kaybı, çarpıntı, soluk zorluğu, döküntü ve MS hastalığına sebep oluyor.

Dr. Hafize Erkal, hazır gıdalardan ve şekerden uzak durarak dahi çocukların bağışıklık sisteminin güçlendirilebileceğine dikkat çekiyor: “Kek, poğaça gibi yiyecekleri anneler evde tam buğday unu kullanarak yapabilir. Yine tam buğday ekmeğinden sandviç hazırlayabilir. Hazır meyve suyu yerine taze sıkılmış narenciye, nar, havuç suyu bekletilmeden içilebilir. Çocuğun alerjisi yoksa kavrulmamış çiğ fındık, fıstık, badem, ceviz yenebilir. Şeker ihtiyacı kuru meyvelerle giderilebilir veya bal, pekmez kullanılarak evde sağlıklı tatlılar yapılabilir. Enerji kaynağı ve aminoasit açısından zengin, hücre yenileme özelliği bulunan tahin de her gün bir tatlı kaşığı çocuklara okula gitmeden içirilebilir.”

Zeytinyağı ile kekik yağı birleşince…

Üst solunum yolu hastalıkları muhakkak belli belirtiler gösterir. Halsizlik, eklem ağrıları, ses tonunda değişme, vücutta kırıklık, iştahsızlık gibi. İşte böyle bir anda çocuğun yaşı kaç olursa olsun yapılması gereken pratik, etkili ve çok rahatlatıcı bir yöntem var. Modern insanın bilmediği ama yüzyıllardır Anadolu insanının uyguladığı… Sızma zeytinyağını çocuğun tüm bedenini iyice masaj yaparak sürün. Eğer ateş yoksa biraz kalınca da giydirip istirahat ettirin. Zeytinyağı vücut ısısını artırarak üşütmeyi alır, eklem ağrılarını, halsizliği de ortadan kaldırır. Bu uygulamayı şikâyetlerinize göre sabah-akşam 2-3 gün yapmanız gerekebilir. Eğer çocuğunuz grip-nezle olduysa da yine aynı şekilde masaj yapın. İlaveten ‘sadece’ omurga kemiğinin bulunduğu düz çizgi üzerine baştan aşağıya işaret parmağınızla kekik yağı sürün. Birkaç kez aşağı-yukarı hareketlerle derinin yağı çekmesini sağlayın. Bir de kafanın beyincik bölgesine (3-4 cm’lik kısmı) yine kekik yağından sürüp hafifçe ovuşturun. Çok kısa bir süre sonra çocuğun burun deliklerinin açıldığına, baş ağrısının azaldığına şahit olacaksınız. Bu uygulamayı da hastalığın şiddetine göre 2-3 gün yapabilirsiniz. İlk 1 ya da 2 gün kekik yağı teni yakmaz. Bu kişinin çok fazla üşüttüğünün de delilidir aynı zamanda. Deri üçüncü kez yaptığınızda yanmaya başladıysa bu hastanın iyileştiğine delalettir. Yanma hissini hemen ortadan kaldırmak içinse zeytinyağı sürmeniz yeterli. ‘İlaçla da ilaçsız da grip 7 gündür’ klişesini yıkmak isteyen, bağışıklık sistemine zarar vermek istemeyen herkes bu iki yöntemi gönül rahatlığıyla deneyebilir. Herhangi bir yan etkisi bulunmadığı gibi hakkına 7 gün biçilen hastalıkların 2-3 günde neredeyse tamamen iyileştiğine ancak bu yolla tanık olabilirsiniz.

AKSİYON 


  • YORUM YAZIN
  • İÇERİĞİ YAZDIRIN
Ali Öner › Alma mazlumun ahını…
Hekimoğlu Süleyman Özcan › Cumhurbaşkanı ve Başbakanın Dikkatine!...
Ayşe Müzeyyen Taşçı › Paralel Günahlar
Orhan Hikmet Azizoğlu › Değişim yeni dünyayı eski dünyadan daha fazla insan odaklı yapmalıdır
Hamit Yaz › Eğer samimi olsaydınız…
Osman Atalay › Guantanamo bu ise acaba Şam cezaevinde neler oluyor?
Adil Gülmez › Demirkan ve Filmi
YAZARLAR