$

Dolar

46,8231

Euro

53,6214

£

Sterlin

62,5868

Frank

58,2713

Gram Altın

6.288,3700

Bitcoin

2.974.613

$

Dolar

46,8231

Euro

53,6214

£

Sterlin

62,5868

Frank

58,2713

Gram Altın

6.288,3700

Bitcoin

2.974.613

YAŞAM

Didem Madak kimdir? En güzel Didem Madak şiirleri

Didem Madak kimdir? Didem Madak sevenleri tarafından unutulmadı. Sevenleri Didem Madak'ı 8 Nisan'da yani doğum gününde unutmadı. Sosyal medyada Didem Madak'ın en güzel şiirlerinden alıntılar paylaşıldı. Didem Madak'ı tanımayan vatandaşlar da Didem Madak kimdir sorusuna yanıt bulmaya çalışıyor....

08.04.2021 - 14:43
mehmet
Didem Madak kimdir? En güzel Didem Madak şiirleri
Fotoğraf: Arşiv
Linke Tıkla, Timeturk'ü Favorilerine Ekle

Didem Madak kimdir? Didem Madak sevenleri tarafından unutulmadı. Sevenleri Didem Madak'ı 8 Nisan'da yani doğum gününde unutmadı. Sosyal medyada Didem Madak'ın en güzel şiirlerinden alıntılar paylaşıldı. Didem Madak'ı tanımayan vatandaşlar da Didem Madak kimdir sorusuna yanıt bulmaya çalışıyor. Didem Madak Türk edebiyatının değerli bir şairiydi. İşte en güzel Didem Madak şiirleri...

Didem Madak kimdir?

Didem Madak, 8 Nisan 1970'te İzmir'de dünyaya geldi. Madak 23 Temmuz 2011'de de hayata gözlerini yumdu. Didem Madak Türk şairidir.

Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirdi. Şiirleri Öküz, Ludingirra ve Sombahar dergilerinde yayımlandı. İlk kitabı olan Grapon Kâğıtları İnkılap Kitabevi Şiir Ödülü'nü kazandı. Kanser nedeniyle 41 yaşında yaşamını yitiren şair Didem Madak'ın naaşı Edirnekapı'da defnedildi.

Didem Madak hayatı

8 Nisan 1970 tarihinde, Füsun ve Yusuf çiftinin ilk çocuğu olarak İzmir'de doğdu. Anne ve babası öğretmen olduğu için çocukluğunun büyük bir kısmını Amasya ve Burdur'da geçirdi. Kendisi henüz altı yaşındayken, kardeşi Işıl dünyaya geldi. 12 Eylül olayları sırasında babası Uşak'a sürülünce kardeşi ve annesiyle birlikte Burdur'da kalarak sıkıntılı bir hayat geçirmeye başladı. 1983 yılında, annesini beyin kanseri sebebiyle kaybetti. Bu kayıp, Didem Madak'ın şiirlerine tesir edecek olan ilk büyük travmaya yol açtı. Babasının kısa bir süre sonra tekrar evlenmesiyle birlikte de yavaş yavaş ilişkileri kopmaya başladı. İlköğretimine Uşak'ta, babasının yanında, başladıysa da ortaokul ve liseyi İzmir'de tamamladı.[

Üniversite sınavına girdiği ilk yıl Ege Üniversitesi Biyoloji Bölümünü kazandı ancak maddi sıkıntılardan dolayı çalışmak zorunda kalınca okulu bıraktı. Daha sonra tekrar sınavlara hazırlanan Madak, bu kez aynı üniversitenin hukuk fakültesine girmeyi başardı. Birinci sınıfa kadar devam ettiyse de bu kez babasıyla olan ilişkisinin bozulmasından dolayı kaydını dondurdu. Henüz on dokuz yaşındayken ilk evliliğini yaparak evi terk etti. Yaklaşık dört sene evli kaldıktan sonra boşandı ve yarım bıraktığı hukuk eğitimini 2000 yılında tamamladı. Stajyer avukatlık yaptığı zamanlarda tasavvufa yöneldi ve aynı zamanda şiirle tanıştı. Bu süreçte, edebiyatçı Müjde Bilir ile sıkı bir dostluk ilişkisi kurdu.

2002 yılında İstanbul'a taşındı ve ölene kadar burada yaşadı. İstanbul Eczacılar Odasının avukatlığını yapmaya başlayan Didem Madak, bir yandan da şiir çalışmalarına devam etti. 2006 yılında, ikinci evliliğini Timur Çelik ile yaptı. Bu evlilikten doğan çocuğuna ise annesinin adını verdi. Anne olduktan sonra şiir yazmayı bırakan şair bir süre edebiyattan uzaklaştı. 2010 yılında kolon kanserine yakalandı ve bir yılı aşkın süredir mücadele etmesine rağmen hastalığa yenik düşerek 23 Temmuz 2011 tarihinde hayata veda etti.

Didem Madak kitapları

Grapon Kağıtları, 2000

Ah'lar Ağacı, 2002

Pulbiber Mahallesi, 2007

DİDEM MADAK'IN EN GÜZEL ŞİİRLERİ

Yüzüm Güvercinlere Emanet

Gecenin vitrinine konulmuş

Büyük bir yakut parçasıydı sabah

Mahalle kahvelerinde

Sıcak çaydan adamların

Yüzleri ağarırdı ilk ışıklarla

Gençlerin güzellerinin makbul olduğu

Tek ülkeydi ülkem

Benimse yüreğim

Koltuk altına sıkıştırılmış,

Yenik bir tavla maçı ertesiydi.

Kumların görmeyeceği yerlerime dokunurdu sabah

Akşamdan kalma titrek ellerini

Sevecenlikle dolaştırırdı kirlenmiş atmosferimde

Dişler arasında çıtırdayan bir çekirdek gibi

Açardım gözlerimi birden

Kırık tahta masalara öykünür, bir sigara yakardım

Dudaklarıma yapışır, yakardı dudaklarımı

Gu-guk-guk! gu guk-guk! taneleri

Sarhoşluğuyla avunurdu tırnaklarım

Bardak diplerinden vişme-cin pıhtıları kazırdı

Her şey açıklığa kavuşurdu

Gözlerim ormanda kaybolmuş çocuk gözü renginde

Acemi ve pazartesi olurdu

Kara sürmeler çekerdim gözlerime

İzinliydim nasıl olsa dezavantajı bol şiirler yazmaya

Tartıl be abla! derlerdi

Karınca gibi ince belli çocuklar

Güvercinlere yem at

Sevgiline bir gül hediye et

Bulvar yolundan geçen otobüslere

Hiç binmemiş olduğumu bilmezlerdi

Üzümlerden ayrı bir üzümdüm

Bilmezlerdi

Bir üzüm yüzsüzlüğüyle:

Tartın beni derdim

Tartardı çocuklardan biri

Binalar eğilir bakardı iç çekerek

Camları ışıldardı.

Küçük, nasırlı bir avuçtan

Avuçlarıma dökülürdü tüm şehir

Alır yüzüme sürer

Güvercinlere emanet ederdim yüzümü

Aç gagalarını ıslatırdı gözyaşlarım

Kurumlu bir saat kulesi kur yapardı bana,

Çeyrek geçmişiyle övünen o topal.

Bir gül uzatırdı çocuklardan biri

Ellerimden güle yalnızlık batardı

İçi bulanırdı yalnızlığımın

Kusardı serseriliğini en görkemli meydana.

(Grapon Kağıtları)

Bıktığım Şeyler ve Yeşil Fanila

Gözlerin bir yeşil fanilaydı balkonda uçuşan

Sicim yağmur taklidi

Bıkmıştım zor geçen kışlarımı anlatmaktan

Bardağa birkaç çiçek ıslamaktan.

Parmağımın ucunda kırmızı kenarlı bir bulut

Onu uzatırdım sana, yalnızlık gibi iri bir damla

Parmağıma düşen bir damla kandı aşk.

Seni sevince pazara çıktım sevinçten

Enginar aldım “süper enginarlar” diye bağıran adamdan

Oturup ağladım sonra, şaşırdın.

Bu “süper” oluşta canımı acıtan bir şeyler vardı.

Canımın acısıydın.

Ben bir tek o canı unutmamak için her şeyi hatırlamıştım.

Sevişmiştik.

Evde binlerce tespih böceğinin ayak izleri

Sevişmiştik.

Biri başımdan aşağı pırıltılarla dolu bir sözlüğü

boşaltmış gibi

Seni sevince kıpırdayan her şiiri

Kahverengi bir çaydanlıkta saklıyorum.

Sonra gittin.

Birlikte kışlıkları naftalinleyecektik.

Söz vermiştim unutmayacaktım gözlerini

Bir yeşil fanila gibi ipte, alıp ütüleyecektim.

Herkese iyi akşamlar demeyi öğretecektim gözlerine.

Sonra gittin.

Çocuk oldum bir daha, ağladım.

Kaç şiir, kaç kere sular altında kaldı.

Kitaplar, aşk, her şey.

Her şeyi son bir kere daha kurtaramazdım.

Keşke nane şeker gibi mentollü bir buluttan doğaydım

Sonra gittin.

Beyaz bir küf büyüdü evde, tersten yağan kar gibi.

Keşke dünya toz şekeri ile kaplı olsaydı.

Çocuk oldum sonra ağladım, yağmur bile beni ayıpladı.

Söz dedim, söz verdim.

Ruhumu gömdüğüm yer hala belli.

Güneşi özledim, sonra seni

Keşke gölgesine razı bir fesleğen olaydım.

Sonra gittin

Gözlerin bir yeşil fanila unutulmuş balkonda

Sicim yağmur taklidiydi

Artık iyice inceldi.

(Grapon Kağıtları)

Siz aşk'tan n'anlarsınız bayım?

Çok şey öğrendim geçen üç yıl boyunca

Alt katında uyumayı bir ranzanın

Üst katında çocukluğum...

Kağıttan gemiler yaptım kalbimden

Ki hiçbiri karşıya ulaşmazdı.

Aşk diyorsunuz,

limanı olanın aşkı olmaz ki bayım!

Allah'la samimi oldum geçen üç yıl boyunca

Havı dökülmüş yerlerine yüzümün

Büyük bir aşk yamadım

Hayır

Yüzüme nur inmedi, yüzüm nura indi bayım

Gözyaşlarım bitse tesbih tanelerim vardı

Tesbih tanelerim bitse gözyaşlarım...

Saydım, insanın doksan dokuz tane yalnızlığı vardı.

Aşk diyorsunuz ya

Ben istemenin allahını bilirim bayım

Çok şey öğrendim geçen üç yıl boyunca

Balkona yorgun çamaşırlar asmayı

Ki uçlarından çile damlardı.

Güneşte nane kurutmayı

Ben acılarımın başını

evcimen telaşlarla okşadım bayım.

Bir pardösüm bile oldu içinde kaybolduğum.

İnsan kaybolmayı ister mi?

Ben işte istedim bayım.

Uzaklara gittim

Uzaklar sana gelmez, sen uzaklara gidersin

Uzaklar seni ister, bak uzaklar da aşktan anlar bayım

Süt içtim acım hafiflesin diye

Çikolata yedim bir köşeye çekilip

Zehrimi alsın diye

Sizin hiç bilmediğiniz, bilmeyeceğiniz

İlahiler öğrendim.

Siz zehir nedir bilmezsiniz

Zehir aşkı bilir oysa bayım!

Ben işte miraç gecelerinde

Bir peygamberin kanatlarında teselli aradım,

Birlikte yere inebileceğim bir dost aradım,

Uyuyan ve acılı yüzünde kardeşimin

Bir şiir aradım.

Geçen üç yıl boyunca

Yüzü dövmeli kadınların yüzünde yüzümü aradım.

Ülkem olmayan ülkemi

Kayboluşumu aradım.

Bulmak o kadar kolay olmasa gerek diye düşünmüştüm.

Bir ters bir yüz kazaklar ördüm

Haroşa bir hayat bırakmak için.

Bırakmak o kadar kolay olmasa gerek diye düşünmüştüm.

Kimi gün öylesine yalnızdım

Derdimi annemin fotoğrafına anlattım.

Annem

Ki beyaz bir kadındır

Ölüsünü şiirle yıkadım.

Bir gölgeyi sevmek ne demektir bilmezsiniz siz bayım

Öldüğü gece terliklerindeki izleri okşadım.

Çok şey öğrendim geçen üç yıl boyunca

Acının ortasında acısız olmayı,

Kalbim ucu kararmış bir tahta kaşık gibiydi bayım.

Kendimin ucunu kenar mahallelere taşıdım.

Aşk diyorsunuz ya,

İşte orda durun bayım

Islak unutulmuş bir taş bezi gibi kalakaldım

Kendimin ucunda

Öyle ıslak,

Öyle kötü kokan,

Yırtık ve perişan.

Siz aşkı ne bilirsiniz bayım

Aşkı aşk bilir yalnız!

(Ah'lar Ağacı)

Kalbimin En Doğusunda

Aşkın kanununu tahsil etmiştim kalbimin en doğusunda

İçimde yağmur duasına çıkmış birkaç köy

Birkaç köy sular altında.

Kalbimin doğusu,

Her resme güneş çizen bir çocuktu.

Gam yükünün kervanları yürürdü dudaklarımda

Kavruk ve çatlaktı dudaklarımın toprakları.

Ölümün ötesinde bir köy vardı

Orda, uzakta, kalbimin en doğusunda

Şimdi bana yalnızca

Dertli türkülere duyduğum karşılıksız aşk kaldı.

Güzel beyaz bir tay doğururdu her sene hafızam

Yorgundu oysa

Durmadan, durmadan hatırlamaya koşmaktan.

Kalbimin doğusunda bir yalan dünya vardı.

Okyanusları mavi olmayan.

Benim için hayat,

Kalbi kalpazanlıktan kırk sene yatmış çıkmış bir adamdı.

Geçmişim acıyor şimdi, yalnız benim değil

Benim ülkemin geçmişi de acıyor mesela.

Bilirdim oysa ilk badem ağaçları çiçek açar baharda.

Bilirdim çiçek satan çingene kızlarını

Onlar bütün şimdileri, bütün zamanlara

Bir gül parasına satardı.

Oğlan kıza bir gül alsa

Bilirdim odur en kırmızı zaman.

Adına aşk diyorlardı

Kalbimin en doğusunda bir yalan dünya vardı.

Kim bir şairi kırsa

Şair gider uzun bir dizeyi kırar mesela

Bilirim kim dokunsa şiire

Eline bir kıymık saplanacak.

Bilirim kırılmış dizeleri tamir etmez zaman

Yorgunum oysa

Durmadan kendime bir tunç uyak aramaktan.

Aşkın kanununu tahsil etmiştim kalbimin en doğusunda

Boş salıncaklar gibi gıcırdayarak konuştum karanlıkla

Kediler gibi mırıldanarak.

Alkolden bir denize bıraktım kalbimi

Kırmızı bir sandal gibi,

Arka sokaklarda sarhoş konuştum karanlıkla.

Avuçlarımla konuştum,

Allah büyüktür diyen insanlar gibi.

Kedi dili bisküvilerinin bir pastayla konuşması gibi

Yumuşak ve kremalı konuştum onunla.

Baharda leylaklar açardı boynumda

Mor ve pembe konuştum karanlıkla

Gece açılıp gündüz kapanan bir parantezdim,

Sözler vardı içimde işe yaramayan

Sözlerle konuştum karanlıkla...

Önce söz yoktu kalbimin en doğusunda

Sözler...

Bir yağlı urgandı acıyı boğmaya yarayan.

(Ah'lar Ağacı)

Pulbiber Mahallesi Tarihi

Mahallemizde fazla aşk, fazla kediyi, fazla kedi fazla felaketi kovalardı.

Havaya ateş eden tabancalardı isli binalar.

Herkes şiir kişisiydi, Zeyna şiir kedisi

Gözleri fotoğraflarda kırmızı çıkan bir albino

Herkesin badiresi vardı, herkesin felaketi

Alışverişlerde bir badireye iki felaket trampa.

Bir deliydi mahallemiz ilaçlarını içmeyi unutmuş

Mahallenin sapığı mantosunun önünü açıp

Düşlerinin pul pul dökülen derisini gösterdi Leman'a

Minör hayatların majör depresyonu,

Eklem yerlerinde iyileşmezdi egzama.

Ay sedefe yakalanmış yüzüyle

Saklanırdı bulutların arasında

Aniden açılan bir bavuldan

Sokağın ortasına, tekerlenerek çıkardı sonra.

Fazla sıkmaktan kopmuş diş teller sarkardı ağzımızdan

Dükkân çoktan senindi bizde ahenk kalmış olsa.

Komşulaar… Komşular! Yetişin ritmimi bozdular.

“Sus kıııızz somyanın yayı mı fırladı bir tarafına…”

Mahallemizde her şey grafiti sanatına hizmet ediyordu

Sprey boya kusardı duvarlarımız sabahları

“Çöp tenikesini orozpu karı gibi gezdirme lan”

Şiir şiir olalı böyle şiirsizlik görmemişti.

Acılarınızın karnı bahar olmuş madam dedi Zeyna!

Kelimeler içimde film çeviriyorlardı

Karnımdan şarkılar çıkacak Zeyna dedim

Karnımdan ışıklar…

Karnım otuz yedi ekran bir televizyona dönüşecek

Ve izlenme oranı yüksek bir paranoyak gibi,

Güneş sisteminden uzaklaşan bir gezegen gibi

Karnımdan çıkan şiirleri yazacağım.

Ve sonra göbek deliğime basıp şiiri kapatacağım.

Bu son derece acıklı durum için ne yapabiliriz Zeyna?

Elleri titreyen Türkan Şoray için ne yapabiliriz,

Leğende çırpınıp duran balıklar için?

Ay böyle tencere kapağı gibi yuvarlanırken sokakta

Ortalığa çeki düzen verecek bir kadın lazım

Önce acısını almak,

Şerit şerit soymak, sonra bekletmek biraz tuzlu suda…

Kara sularını akıtmak lazım.

Bunlar bizim tariflerimiz, mahallemizin

Kim koklasa hayat pişirmiş bu kızları der.

Dünyaya bir kadın eli değse Zeyna!

Şöyle ağır bir hali gibi çırpılsa

Tozlar havalansa…

(Pulbiber Mahallesi)

Bu haber hakkında ne düşünüyorsunuz?

Etiketler:

İlgili Haberler

YORUMLAR

0 Yorum

Yorum Yazın