Küresel tedarik zincirlerinde yaşanan dönüşüm, Türk üreticileri için yeni fırsatların kapısını aralıyor.
Özellikle Anadolu’daki üreticilerin küresel tedarik zincirlerine dahil edilmesi; ihracat potansiyelinin geliştirilmesi, yeni ticari iş birliklerinin kurulması ve Türkiye’nin uluslararası rekabet gücünün artırılması açısından önem taşıyor.
Bu kapsamda Türkiye’nin üretim kapasitesini uluslararası pazarlarla buluşturmayı hedefleyen AYTURK GLOBAL GROUP, CEO’su Ümmügülsüm Çavuş ile klasik dış ticaret anlayışının ötesine geçerek stratejik tedarik zinciri ortaklığı modelleri ve Yerelden ulusala, ulusaldan küresele uzanan bu büyüme yolculuğunu konuştuk…
“Köklü bir aile şirketinde kuşaklar birbirinin yerini almaz, birbirini tamamlar.”
Ümmügülsüm Hanım, sizi ve AYTURK GLOBAL GROUP’u okurlarımıza kısaca tanıtır mısınız?
AYTURK GLOBAL GROUP, İstanbul merkezli bir uluslararası ticaret ve stratejik tedarik şirketi. Temel işimiz, Türk üreticilerini dünyanın farklı pazarlarındaki alıcılarla buluşturmak. Ancak kendimizi yalnızca iki tarafı tanıştıran bir aracı olarak görmüyoruz. Doğru tedarikçinin seçiminden kalite ve uyum süreçlerine, lojistikten sözleşme yönetimine kadar işin her aşamasında sorumluluk üstleniyoruz. Endüstriyel sistemlerden kimyasallara, savunma ve havacılıktan gıdaya, sağlıktan tekstile kadar geniş bir yelpazede faaliyet gösteriyoruz. Ben bir ekonomistim; HEC Lozan’daki yüksek lisansımın ardından Paris’te OECD’de görev yaptım. Bugün bu analitik birikimi, ailemin yıllar içinde edindiği ticari tecrübeyle bir araya getiriyorum. Özetle yaptığımız iş güven oluşturmak. Alıcıya doğru ürünün doğru zamanda ulaşacağını, üreticiye de ürününün doğru pazarda ve hak ettiği koşullarla yer bulacağını taahhüt ediyoruz.
İkinci kuşak bir girişimcisiniz. Aile şirketinden devraldığınız miras nedir?
Hikâyemiz 1994 yılında Çavuş Otomotiv ile başladı. Babam Ali Seydi Çavuş, uzun yıllar Sabancı Topluluğu bünyesindeki TEMSA’nın Mitsubishi yetkili bayiliğini yürüttü. Böyle köklü bir kurumun yetkili bayisi olmak, üreticinin standartlarına sadık kalmayı, müşteriyle ilişkinin satışla bitmediğini bilmeyi ve temsil edilen markanın itibarını kendi itibarınız gibi korumayı gerektiriyor. Ticaretin ilk derslerini bu disiplin içinde aldım. Tedarikte güvenilirlik, hizmet kalitesi ve verilen sözün arkasında durmak, çalışma anlayışımızın temelini oluşturdu. Bize kalan en değerli miras, otuz yılı aşkın bir sürede kurulan güven ilişkileri ve ailemizin adının piyasada taşıdığı itibar. AYTURK GLOBAL GROUP bu birikimi bambaşka bir ölçeğe taşıyor. Babam bugün grubun Başkanı olarak tecrübesiyle bize yol gösteriyor; ben de ikinci kuşak olarak bu mirası uluslararası ticaretin diline aktarıyorum. Bence köklü bir aile şirketinde kuşaklar birbirinin yerini almaz, birbirini tamamlar.
Paris’te OECD’de başarılı bir kariyeriniz varken Türkiye’ye dönüp ticarete atılmaya nasıl karar verdiniz?
Aslında bu karar doğrudan OECD’deki çalışmalarımdan doğdu. Orada kritik hammadde tedarik zincirleri, savunma sanayisinin ekonomisi ve ülkelerin sanayi politikaları üzerine çalışıyordum. Girdi-çıktı analizleriyle hangi ülkenin hangi değer zincirinde nerede konumlandığını incelerken bir gerçeği çok net gördüm. Türkiye’nin üretim kapasitesi, küresel değer zincirlerinde temsil edildiğinden çok daha büyük. Pek çok Türk üretici kaliteli ürün ortaya koyuyor, ancak doğru alıcıya doğru şekilde ulaşamıyor. Bir noktada bu açığı raporlarda tarif etmek yerine sahada kapatabileceğimi düşündüm. Politika dünyasından gelmek bana önemli bir avantaj sağlıyor; pazarları yalnızca fiyat üzerinden değil, mevzuat, jeopolitik riskler ve uzun vadeli talep üzerinden de değerlendirebiliyorum. Ailemin ticari tecrübesiyle bu analitik bakış açısı birleşince ortaya güçlü bir model çıktı.
“Hız, kalite, güvenilirlik ve katma değerle öne çıkmamız gerekiyor”
“Stratejik tedarik zinciri ortaklığı” derken neyi kastediyorsunuz? Sizi klasik bir aracı ya da dış ticaret firmasından ayıran ne?
Klasik bir aracı alım satımı gerçekleştirir; işlem tamamlandığında ilişki de sona erer. Biz ise kendimizi tek bir işlemin değil, sürecin tamamının sorumlusu olarak görüyoruz. Bir alıcı bize ulaştığında önce ihtiyacını iyi anlamaya çalışıyor; aranan standartları, gerekli sertifikaları, teslim takvimini ve olası riskleri netleştiriyoruz. Ardından ağımızdaki üreticiler arasından en uygun eşleşmeyi yapıyor, kalite ve uyum süreçlerini yakından takip ediyoruz. Test, lojistik ve gümrük gibi alanlarda uzman iş ortaklarımızla birlikte süreci baştan sona koordine ediyoruz. Bazı projelerde sözleşme tarafı olarak ürünü kendi adımıza alıp satıyor, bazılarında ise üreticinin ticari temsilcisi olarak hareket ediyoruz. Model esnek olsa da şeffaflık ve hesap verebilirlik ilkemiz hiç değişmiyor. Bizi farklı kılan bir diğer unsur, ticaretin arkasında veri ve analiz olması. Bir pazara girmeden önce o pazarı gerçekten tanımak için çalışıyoruz.
Hangi sektörlerde ve hangi pazarlarda faaliyet gösteriyorsunuz?
Endüstriyel sistemler ve teknoloji; kimyasallar ve endüstriyel malzemeler; savunma, havacılık ve güvenlik; sağlık, laboratuvar ve eğitim; gıda ve tarım; tekstil, takı ve aksesuar olmak üzere altı ana sektörde faaliyet gösteriyoruz. Coğrafi açıdan ise üç ana eksende ilerliyoruz. İlki, başta Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri olmak üzere Körfez ülkeleri, Orta Doğu ve Afrika. Bu bölgelerde altyapı ve sanayi yatırımları hızla büyüyor, Türk ürününe duyulan güven de köklü. İkincisi Avrupa. Türkiye uzun yıllardır Avrupa’nın önemli tedarikçilerinden biri; tedarik zincirlerini kendine daha yakın kaynaklara taşımak isteyen Avrupalı alıcılar için hız ve esneklik büyük bir avantaj. Üçüncüsü ise Amerika Birleşik Devletleri. Orada bizzat çalışan bir yönetici ortağımız var ve tedarik kaynaklarını çeşitlendirmek isteyen Amerikalı alıcılara güvenilir bir alternatif sunmayı hedefliyoruz. Tedarik tarafında da dünyanın farklı üretim merkezleriyle çalışıyoruz; çünkü bazen müşterimiz için en doğru çözüm, Türk üretimini doğru küresel girdilerle buluşturmaktan geçiyor.
Türk üreticilerinin küresel ekosistemlere dahil olmasının önündeki en büyük engeller neler, siz bu noktada nasıl bir rol üstleniyorsunuz?
Sahada gördüğüm üç temel engel var. Birincisi görünürlük. Anadolu’da dünya standartlarında üretim yapan, ancak yurt dışında adı pek bilinmeyen çok sayıda firma var. İkincisi uyum. Uluslararası alıcılar artık yalnızca fiyata bakmıyor; sertifikasyon, izlenebilirlik, sürdürülebilirlik ve etik tedarik konularında belge talep ediyor. KOBİ’lerin bu yükü tek başına taşıması kolay değil. Üçüncüsü ise güven. Uzaktaki bir alıcı, tanımadığı bir üreticiye ilk siparişi vermekte haklı olarak tereddüt eder. Biz bu üç noktada köprü görevi görüyoruz. Üreticiyi doğru pazara tanıtıyor, uyum süreçlerinde yanında yer alıyor ve ilk işlerde alıcıya karşı güvence sağlıyoruz. Bizimle ilk ihracatını gerçekleştiren bir üretici aslında önemli bir referans kazanmış oluyor; o referans da ona yeni kapılar açıyor. En büyük hedeflerimden biri, ölçeği küçük ama kalitesi yüksek Türk üreticilerinin küresel tedarik zincirlerinde kalıcı bir yer edinmesi.
Küresel ticaret son yıllarda ciddi bir dönüşüm geçiriyor. Bu tablo Türkiye için risk mi, fırsat mı?
Bence tarihi bir fırsat, ancak kendiliğinden gerçekleşmeyecek. Pandemi, savaşlar ve ticaret gerilimleri, şirketlere tek bir tedarik kaynağına bağımlı olmanın ne kadar riskli olduğunu gösterdi. Bugün herkes tedarik zincirini çeşitlendirmek, pazara daha yakın ve daha güvenilir kaynaklar bulmak istiyor. Türkiye tam da bu noktada öne çıkıyor. Avrupa’ya, Orta Doğu’ya ve Afrika’ya birkaç saatlik mesafede olan ülkemiz, güçlü bir sanayi altyapısına ve esnek bir üretim kabiliyetine sahip. Öte yandan maliyet baskısını da göz ardı edemeyiz; yalnızca fiyatla rekabet ederek bu yarışı kazanmamız mümkün değil. Hız, kalite, güvenilirlik ve katma değerle öne çıkmamız gerekiyor. OECD’de kritik hammaddeler ve savunma tedarik zincirleri üzerine yaptığım çalışmalar, stratejik sektörlerde ülkelerin artık “güvenilir ortak” arayışında olduğunu açıkça gösterdi. Türkiye bu ortaklardan biri olabilir. Biz de bu dönüşümü doğru okuyan ve Türk sanayisini yeni küresel haritada doğru konumlandıran şirketlerden biri olmak istiyoruz.
“Ticarette en büyük sermaye itibardır.”
Uluslararası ticarette en kritik konulardan biri güven. Bu güveni nasıl inşa ediyorsunuz?
Güven bir slogan değil, kurumsal bir sistem meselesi. Biz de bu anlayışı yazılı kurallara dönüştürdük. Tedarikçi Davranış Kurallarımızı yayımladık; çalışma koşullarından çevreye, rüşvet ve yolsuzlukla mücadeleden ihracat kontrol mevzuatına kadar birlikte çalıştığımız her üreticiden aynı standartlara uymasını bekliyoruz. Bize iletilen her bildirime kısa sürede dönüş yapıyor, gerektiğinde düzeltici eylem planı talep ediyoruz. Özellikle savunma ve çift kullanımlı ürünler gibi hassas alanlarda ihracat kontrolü ve yaptırım kurallarına büyük özen gösteriyoruz. Ticari ilişkilerimizde de şeffaflığa inanıyorum; iş ortaklarımız maliyet yapısını ve sürecin nasıl ilerlediğini açıkça görebiliyor. Kısa vadeli bir kazanç uğruna uzun soluklu bir ilişkiyi asla riske atmayız. Babamdan öğrendiğim en kıymetli ders de bu oldu. Ticarette en büyük sermaye itibardır.
AYTURK GLOBAL GROUP’un ekibi ve yönetim yapısı hakkında neler söylersiniz?
Tecrübe ile yeni kuşağın enerjisini bir araya getiren bir yapımız var. Babam Ali Seydi Çavuş grubun Başkanı; onun uzun yıllara dayanan tecrübesi ve iş dünyasındaki ilişkileri yapımızın temelini oluşturuyor. Yönetimde aile üyelerimizin yanı sıra farklı alanlardan gelen ortaklarımız da yer alıyor. Ekibimizde iş geliştirme ve proje yönetimini üstlenen bir akademisyen, Amerika Birleşik Devletleri’nde bizzat çalışan ve oradaki pazarları yakından takip eden yönetici ortaklarımız ve satın alma süreçlerini yöneten değerli ekip arkadaşlarımız bulunuyor. Bu çeşitlilik bize büyük bir güç katıyor; aynı projeye bir ekonomistin, bir akademisyenin ve ticaretin içinden gelen bir iş insanının gözüyle bakabiliyoruz. Genç bir ekip olarak hızlı karar alıyor, dijital araçları ve veriyi etkin biçimde kullanıyoruz; tecrübeli kadromuz ise bize nerede durmamız gerektiğini hatırlatıyor. Bence modern bir ticaret şirketinin ihtiyaç duyduğu denge tam olarak bu.
Önümüzdeki dönem için hedefleriniz neler? Türk sanayicilerine bir mesajınız var mı?
Kısa vadede Körfez’de kalıcı iş ortaklıkları kurmayı ve her sektörde güçlü bir üretici ağı oluşturmayı hedefliyoruz. Orta vadede Avrupa ve Amerika pazarlarında düzenli bir iş hacmine ulaşmak, Afrika’da ise yeni pazarlara açılmak istiyoruz. Uzun vadedeki hedefimiz, AYTURK GLOBAL GROUP’u Türkiye’den çıkan ve akla ilk gelen stratejik tedarik ortaklarından biri haline getirmek. Bunu yaparken acele etmeden, sağlam adımlarla ilerleyeceğiz. Türk sanayicilerine ürettikleri değeri küçümsememelerini söylemek isterim. Dünyada onların ürünlerini arayan alıcılar var; önemli olan bu alıcılara doğru dille, doğru standartlarla ve güven vererek ulaşabilmek. Bu yolculukta yalnız olmak zorunda değiller. Kapımız, kaliteli üretim yapan ve dünyaya açılmak isteyen her üreticiye açık. Türk sanayisi küresel ekosistemin bir parçası olmayı fazlasıyla hak ediyor. Bizim iddiamız da küresel tedarik zincirinde stratejik bir ortak, Türk sanayisinin dünyaya açılan köprüsü olmak.

Kısa biyografi
Ümmügülsüm Çavuş, AYTURK GLOBAL GROUP’un CEO’sudur. İstanbul Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler bölümünü yüksek onur derecesiyle, HEC Lozan Ekonomi yüksek lisansını onur derecesiyle tamamladı. Yaklaşık üç yıl boyunca Paris’te OECD Bilim, Teknoloji ve İnovasyon Direktörlüğü’nde sanayi politikası, kritik hammadde tedarik zincirleri ve savunma ekonomisi üzerine çalıştı. 2026’da Türkiye’ye dönerek ailesinin 1994’ten bu yana süren ticari mirasını AYTURK GLOBAL GROUP çatısı altında uluslararası ticarete taşıdı.