TİMETÜRK | HABER MERKEZİ
EDİTÖR MASASI
Mersin'de bir minibüs şoförünün babası ve bir arkadaşıyla birlikte katlettiği Özgecan Aslan, katledildiği günden beri Türkiye'nin yegane gündem maddesi. Katledilmesiyle ilgili bütün detaylar paylaşıldı hatta katil zanlısının ( henüz dava açılmadığı ve hukuki olarak sanık olmadığı için bu ifadeyi kullanıyoruz ) annesi dahi basına konuştu. Ancak yayınlanan bütün haberlerin içerisinde Özgecan Aslan'ın babası Mehmet Aslan'ın söylediklerinin ayrı bir yeri vardı. Belki de Mehmet Aslan'ın konuşması, bütün televizyonlar tarafından canlı yayınlanmalıydı ve en başta Meclis'teki bütün milletvekillerine izletilmeliydi.
"Ben öncelikle kendim için için şunu söyleyeyim; ben günahkarların günahkarı, fakirlerin fakiri, acizlerin acizi bir garibim. Rabbim özel yaratmış, güzel yaratmış, çok sevdi yanına aldı. Bu memlekette artık ikilik olmasın. Bu vahim olayı yapan insanlara da zulmedilmesin, karşısına çıkıp cezalarını çeksinler. Allah onların analarına, babalarına yardımcı olsun. Sevmekten başka bir çıkar yolumuz yok. Teslim olursak içimizdeki bütün güzellikler ortaya çıkacak. Savaşırsak, sonunda nefsimiz kazanacak ve analar, babalar ağlayacak, meleklerin kanatları koparılacak, meleklerin çığlıklarını kimse duymayacak. Siz hiç mucize gördünüz mü? Şu an bir mucize gerçekleşiyor. Olayın tüm Türkiye'ye mal olmasının bir hikmeti var." diyen bir babayla karşılaşmayı eminiz ki Mehmet Aslan'ın evine giden gazeteciler de beklemiyordu.
Belki bu konuşma Türkiye'de yaşanan tartışmayı nispeten daha doğru bir mecraya çekti ancak bu konuşma dışında medyada gördüğümüz 'Özgecan Aslan' kargaşasının gerçekten birşeyi değiştireceğini düşünüyor muyuz? Bütün tartışma noktalarından bağımsız olarak Özgecan Aslan'ın katledenin sadece bir kişi değil, Rakel Dink'ten mülhem bir ifadeyle belirtmek gerekirse masum bebekleri; katile, tecavüzcüye ve içgüdüleriyle mücadele edemeyen vahşi bireylere çeviren sistem olduğunun farkında mıyız? Bu süreçte Özgecan'ı katleden bu 'sistem'e belki de en ciddi itiraz Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez'den geldi. "Artık devlet ve toplum olarak nerede nasıl hata yapıldığının ve insan yetiştirme düzenimizin sıkı bir şekilde gözden geçirilmesi gerektiğini düşünüyorum." ifadelerini kullanan Diyanet İşleri Başkanı, Hrant Dink'in eşi Rakel Dink'le aynı noktaya geldi ki toplumun farklı kesimleri aynı soruyu sormaya başladığında artık en azından sorunun varlığı noktasında bir konsensüs sağlandığını söyleyebiliriz ki Türkiye'de sorunun ne olduğu noktasında uzlaşabilmek de büyük bir adım.
Peki bu sistemi sorgulayıp, sorunun sebeplerine inmek için neyi bekliyoruz?
Bir hafta ya da bir ay daha Özgecan Aslan ismi üzerinden konu tartışılacak ve yine konu magazinleştirilebildiği ölçüde magazinleştirilecek. Merkez medyanın internet siteleri için konuyla ilgili çıkan her yeni haber en çok iğdiş edilebileceği nokta üzerinden manşete çekilebilecek ürünler. Örneğin Milliyet'e gireceksiniz ve 'Özgecan'ın trajedisi' üzerinden yayınlanmış haberlerin hemen altında belki sorunun asıl kaynağını göreceksiniz. "Falan ünlünün şurası açıldı", "Filan güzelin fotoğrafları burada" başlıklı haberlerle Özgecan'ın katilini kınayan haberler aynı vitrinde yer alacak. Kimse kendisini eleştirmeyecek. Kimse; merkez medyanın en büyük gazeteleri ve internet siteleri dahil 'daha çok kazanma', 'daha fazla okunma', 'daha yoğun tıklanma' amacıyla kadın bedenini cinsellik üzerinden pazarlamaktan vazgeçmeyecek. 'Pornoma dokunma' diyen kitleler de artık kendi özeleştirilerini yapmak zorundalar. Müstehcen içeriklerin en çok arandığı ülkelerden birisi olmamızı elbette sosyologlar inceleyecektir ancak toplumun internetle birlikte yaşadığı dönüşümü olumlu bir gözle değerlendirmek mümkün değil.
Her türlü müstehcen içeriğe herkesin rahatça erişebildiği bir dünyada, insan zihninin her türlü etkiye açık hale geldiği bir toplumda artık eskisine göre daha kesin ve keskin çözüm yollarına başvurulmak zorunda. Evet, Özgecan Aslan bizim için bir haber kaynağı, gündem konusu ya da magazin öğesi değil. Özgecan'ı ikinci kez öldürenler de belki onu bir haber kaynağı, bir gündem konusu ya da magazin öğesi olarak görenler. Uzun uzun anlatmaya çalıştığımız üzere Özgecan onlar için birşeyi değiştirmeyecek. Hafta sonu yeniden internet sitelerinin takip edilirlik oranlarını gösteren raporları inceleyecek ve kadın bedenini bir ticari ürün gibi sayfalarından pazarlamaya devam edecekler. Belki bir ay sonra değil ama altı ay sonra benzeri bir trajediyi yeniden yaşayacağız ve bu kez yeniden en başa döneceğiz. Yeniden 'tecavüzcülerin' ya da 'katillerin' hangi haberleri okuduğunu, hangi kelimeleri aratarak böylesi bir karanlığın içerisine girdiğini ve iç dünyasının nasıl bu kadar kararabildiğini yine değerlendirmeden her şeyi magazin öğesi olarak algılamaya devam edeceğiz.
Eğer birileri çıkıp kadının, bedeninden ve cinsel kimliğinden bağımsız bir birey olduğunu, kadının cinsiyeti değil şahsiyetiyle değerlendirilmesi gerektiğini, kadının bir anne ya da anne adayı olarak saygıyı hak ettiğini, kadının cinsel bir obje olmadığını anlatmayı başarabilirse, bütün bunları anlatırken de "Gerici" kelimesiyle tavsif edilmeden sonuç alabilirse belki birşeyler değişebilir.
Ancak umut etmek için erken.
Ancak umut etmek için erken.
Yorum Yap