İşte Abdülhamit Bilici'nin "Davutoğlu’nun algı sorunu!" başlıklı o yazısı:
İnsanî açıdan makbul olmasa da hayatını ilkelere değil siyasete ayarlayanların, esen rüzgara göre her gün oradan oraya savrulması doğal. Maalesef ülkemizde hayli sıradan bir durum bu. Öyleleri, dün göğe çıkardıklarını siyasi, maddi çıkarları uğruna bugün yerin dibine batırabiliyor. Dün ağza alınmayacak hakaretler ettiği birinin ise, bugün en fanatik savunucusu olabiliyor.
Böyle anlarda insanı en çok üzen, hakkında en fazla beklentiniz olanların savrulması. Bu açıdan son dönemde siyasi arenada bende en fazla hayal kırıklığına yol açanlardan biri, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu. Prof. Davutoğlu ile hukukumuz, siyasete girmeden önceki yıllara gidiyor. Bir öğretim görevlisiyken tanışmaktan iftihar ettiğim hocalardan biriydi. Aksiyon Dergisi yayına başladığında, hazırladığımız sayfalara değerli yazılarıyla katkıda bulunan isimlerdendi. Birlikte katıldığımız Aksiyon istişare toplantılarının tadı hâlâ damağımda.
Ünlü “Stratejik Derinlik” kitabı çıktığında, galiba hakkında ilk değerlendirme yazanlardan biri bendim. Öncülük ettiği Bilim Sanat Vakfı çevresiyle hep sıcak diyaloğum oldu. AKP hükümetine büyükelçi sıfatıyla başdanışman olunca da seviyeli ilişkimiz sürdü. Birçok seyahatte, resmî-gayri resmî toplantıda beraber olduk. Kıymetli eşi Sare Hanımefendi ile de tanışma fırsatım oldu. Kadın doğumcu olduğu için yurtdışındaki bayan öğretmenlerin, kimseden duyamayacağım fedakârlıklarını ondan dinledim. Dışişleri bakanı olunca bu köşede arka arkaya 3 yazı yazdım. Ekibiyle beraber büyük fedakârlığına bizzat şahit oldum.
Bakan da olsa benim için o Ahmet Hoca idi. Nitekim resmen ders almamış olsam da gıyabımda beni öğrencileri arasında sayardı. Felsefe, din ve tarihle derinleştirilmiş dış politika konuşmalarından zevk alıp çok istifade ettim. Doğru bulduğum politikalarını destekledim, yanlış gördüklerimi kendi üslubumla eleştirdim.
Nedense Ahmet Hoca’yı siyasete yakıştıramadım. Dün ile bugünü, Doğu ile Batı’yı aynı anda bilen az sayıda aydınlardan biri olarak sanki o; kitap, üniversite ve düşünce dünyasına daha uygundu. Siyasette, en fazla danışmanlık yapmalıydı. Aslında en verimli ve belki en mutlu dönemi de vizyonuyla dış politikaya katkı sağladığı o dönemdi. Uzun süre kendisi de üniversite ve kitaplarına dönmeyi bekleyen “zoraki Ankaralı” idi.
YAZININ TAMAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ!!!