Mümtazer Türköne, "Yoksa İslamcılığı yolsuzluklar mı bitirdi?" başlıklı yazısında, 17 Aralık'ta başlayıp ve hâlâ devam eden tartışmaların eşiğine 'İslamcılık'ı koymaya devam ediyor. Hayrettin Karaman'a eleştirilerini sürdüren Türköne, AK Parti iktidarını da sert bir dille ele aldı...
İşte Türköne'nin o yazısı:
Somut düşünenler için eksiksiz bir tablo: Havaalanı ve köprü gibi devletin devasa iki ihalesini alan kişiler veya firmalar, büyük bir medya kuruluşunu havuz oluşturup Hükümet namına devralmaya kalktıkları için takibata uğruyorlar ve sırf bu soruşturmayı durdurmak için devletin hukuk ve güvenlik düzeninin altı üstüne getiriliyor.
Sonra? Sonra aynı kişiler ve firmalar Marmara İlahiyat’ın kampüs ve cami inşaatını üstlenen hayırseverler olarak karşınıza çıkıyor. Aradaki bağlantıları ancak Hayrettin Karaman Hoca’nın fetvası ile kurabilirsiniz. Yaşarken geçtiğiniz köprüyü, kullandığınız yolu ve havaalanını, arkasında namaz kıldığınız imamın yetiştiği mektep binasına ve cenazenizin kaldırılacağı caminin musalla taşına bağlayan labirentlerden geçiyorsunuz. Bu labirenti aydınlatan tek ışık ise bir fetva. Karşımıza çıkan kirli tablonun istisnaî bir durum olmadığı anlaşılıyor. “Rant kollama”nın İslâmî bir meşruiyete dayandırıldığı ve AK Parti’nin “Fetva Eminleri”nin açtığı kapıdan bu yolla büyük servetler biriktiği ortada. Hayrettin Karaman’ın bu işin en masum ve iyi niyetli ortaklarından biri olarak şahsî hiçbir çıkar sağlamadığından emin olabilirsiniz. Onun duyduğu mânevî tatmin, bu yolla inşa edilen din eğitimi verecek binaların şaşaası ile sınırlıdır. Hoca dinî değil, siyasî endişelerle hareket ediyor; kendince maslahatta bulunuyor. Lakin rüşvet ile irtikap arasındaki farkı bilmeyen bir fakihin, muamelat ve ukubat fasıllarında fetva vermesi uygun düşmez.
Asıl problem daha vahim. İlk olarak hayır-hasenat işleri, devlet rantının yaratılması, ele geçirilmesi ve paylaştırılması sürecinin kılıfı olarak kullanılmış. Pay alanlar, içinden ayırdıkları bağışlarla kendilerine ve yaptıkları işe dinî meşruiyet sağlamışlar. Bu paylaşımın Hükümet’in siyasî tasarrufu olduğunu düşünebilirsiniz. İkincisi açıkça Beytülmal’den hırsızlık. Hayır işleri dahil, ne için olursa olsun bu rantı dağıtırken kayıt ve denetim dışı bir kaynak oluşturursanız sadece merî kanunlara göre suç işlemiş olmakla kalmazsınız; kendiliğinden bu rantın bir kısmının birilerinin cebine girmesine, yani siyasî yolsuzluğun her türüne kapıları sonuna kadar açmış olursunuz. İddialara göre Hükümet rantı oluşturmuş, paylaştırmış, bir kısmına hayır işleri ve kendi siyasetini finanse etmek için el koymuş, bu arada kayıt dışı trafikte bir kısmı da özel hesaplara geçmiş. Hayrettin Hoca, bu durumu bile “Toplamada, bir yerde korumada, aktarmada, kayıtta usulsüzlükler olabilir...” diye meşrulaştırmaya çalıştığına göre (Yeni Şafak, 29.12.2013) artık onun “rey”inin dışında hüküm vermeliyiz. Dikkat ederseniz Başbakan, soruşturmalar başladığında durumu “milletin, devletin parası değil ki” diye savunmaya çalışmıştı. Külliyen yanlış. Devlet iktidarına dayanarak tasarruf ettiğiniz her para “milletin ve devletin parasıdır”.
YAZININ TAMAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ!!!