$

Dolar

47,9576

Euro

56,1323

£

Sterlin

65,5645

Frank

59,9096

Gram Altın

6.969,8000

Bitcoin

3.472.682

$

Dolar

47,9576

Euro

56,1323

£

Sterlin

65,5645

Frank

59,9096

Gram Altın

6.969,8000

Bitcoin

3.472.682

Türkiye

Pınar Selek: Beraat edersem, yaptıkları komplo ortaya çıkar

Pınar Selek: 'Birincisi kendi yaptıkları komplonun açığa çıkmaması için direniyorlar. Çünkü beraatım onları zan altında bırakacak ve bu işin altından bir sürü pislik çıkacak. İkincisi cezaevinden çıktıktan, hatta ilk beraatımdan sonra, temsil ettiğim muhalif çizgi etkili oldu diye düşünüyorum'

11.11.2013 - 11:51
mehmet
Pınar Selek: Beraat edersem, yaptıkları komplo ortaya çıkar
Fotoğraf: Arşiv
Linke Tıkla, Timeturk'ü Favorilerine Ekle

Mısır Çarşısı patlaması davasında ağırlaştırılmış müebbet hapisle cezalandırılan çıkan üç beraat kararına rağmen yargılanmaya devam eden ve sürgünde yaşamak zorunda kalan sosyolog Pınar Selek “Mutlu kadınlara dayanamayan bir iktidarla boğuştuğumu hissediyorum. Bir cadı gibi”dedi. Davanın neden hâlâ devam ettiği ile ilgili olarak Selek, "Birincisi kendi yaptıkları komplonun açığa çıkmaması için direniyorlar. Çünkü beraatım onları zan altında bırakacak ve bu işin altından bir sürü pislik çıkacak. İkincisi cezaevinden çıktıktan, hatta ilk beraatımdan sonra, temsil ettiğim muhalif çizgi etkili oldu diye düşünüyorum" ifadesini kullandı.

Berlin’deki Überleben İşkence Kurbanları için Tedavi Merkezi, 2010 yılında Pınar Selek’in çok ağır işkenceye maruz kaldığını belgeleyen bir rapor yayınladı. Fiziksel ve psikolojik sendromların ard arda sıralandığı rapor şu ifadeyle sonlanıyordu : Ailesinden ve sevdiklerinden aldığı enerji bununla başetmesini sağlıyor... Aradan üç yıl geçti. Ötekilerin Postası Pınar Selek’e Nar Çiçeği ödülü verdi. Selek, aldığı ödülden, Gezi eylemlerinden, hükümetin kadınlar üzerinde uyguladığı politikadan ve Mısır Çarşısı davası hakkında konuştu.

Pınar Selek'in Birgün'den Ömür Şahin Keyif'e verdiği söyleşinin bir kısmı şöyle:

Telefonu açınca ‘kötü haber’ vereceğimden endişelendiniz… Üzerinizde hep bir tedirginlik hali var mı?

Tedirginlikten çok alışkanlık. Yurtdışında olduğumdan beridir kötü haberleri hep gazeteci arkadaşlardan aldım. Interpol, kırmızı liste gibi asparagas haberleri de tabii. O yüzden bir muhabir arkadaş arayınca ‘yine mi kötü haber?’ diyorum, biraz da şakalaşmak için!

Karşılıklı aşk mucize yaratır

Ötekilerin Postası size Nar Çiçeği Ödülü verdi, ne hissettirdi bu ödül size?

Durup dururken kuşlar beni alıp havaya uçurmuşlar gibi oldu. Mesele ödül değil tabii. Bunun son derece sembolik bir anlamı var, biliyorum. Ama özgürlüğü yeşertmek için bu kadar sıkıntı çekerken, arada bir birbirimize göz kırpmak, bir gülücük göndermek, bir demet ışık sumak harika bir şey. Ayrıca Ötekilerin Postası’nı bir süredir heyecanla takip ediyorum. Hayallerimi gerçek kılıyorlar, insana ‘ölsem de gam yemem’ dedirtecek cinsten… Yani onları görmeden seviyordum çok. Nar çiçeği ödülünün Ötekilerin Postası’ndan gelmesinin bu nedenle çok özel bir anlamı var benim için. Bu tüm juri üyeleri için de geçerli. Karşılıklı aşk harika bir şey. Karşılıksız aşk da romantik olabilir. Tüm hayatını adarsın bir aşk uğruna, destanlardaki gibi. Ama karşılıklı aşk kendini büyütür, yeniden üretir, mucizeler yaratır.

Türkiye’ye dönmeyi dört gözle bekliyorsunuz… Döndüğünüz günü hayal ediyor musunuz hiç?

Ben gemiyle gelmeyi hayal ediyorum. Biraz yıkık ama sağlam bir gemiyle. Buradaki tüm arkadaşlarımı içine dolduracağım bir gemi. Yolda hep dans edelim, iki gün süren gemi yolculuğundan sonra Bostancı’ya, Kadıköy’e ya da Karaköy’e yanaşalım mesela… Umarım hava güzel olur da hep beraber dışarılarda kutlarız, şarkılar söyleriz.

Sizi hiç görmeden seven insanlar var Türkiye’de. Burada temsil ettiğiniz ‘simge’ size ne hissettiriyor?

Simge bir iktidar konumudur ve çok tehlikelidir. Bu yüzden bu simge, sembol işinden mümkün olduğu kadar uzak durmaya çalışıyorum. Ama benim de uzaktan, hiç görmeden sevdiğim pek çok insan var. Bu harika bir duygu. Birbirine uzaktan , sırf varoluşunla güç vermek, iyi hissettirmek. Ama buluşmak, birlikte iş yapmak, sandalları boyamak, kiraz toplamak, yürümek, koşmak, bağırmak daha güzel olurdu.

Sizi cezalandıranlar 28 Şubat sürecinin aktörleriydi. 28 Şubat’la hesaplaşıldığı söyleniyor, devlet Kürt meselesini tartışmaya açıyor... Bugün aynı şeyler yaşansa yine peşinize düşerler miydi?

Hayır. Düşmezlerdi. Baskıcı bir süreçte olduğumuz kesin ama dönemleri birbirinden iyi ayırmak gerekir. Belki o süreçle gerektiği gibi hesaplaşılmıyor ama 28 şubat döneminin birçok mekanizması artık çalışmıyor. Hatırlıyorum, cezaevindeyken içeri kim düşse ağır işkencelerden geçerdi. İstisnasız. 15 yaşında ya da 70 yaşında. Bizim koğuşta ondan fazla kadın tecavüze uğramıştı. Şimdi farklı baskı mekanizmaları işliyor ama süreçleri aynılaştıramayız.

Hâlâ barış gelmedi ülkemiz

Peki bu dava niye sürüyor?

Çünkü hala bazı mekanizmalar kendini koruyor. O zamanlar bu komployu yapanlar belki terfi edip devletin derinliklerinde kendilerine yer bile yapmışlardır. Tansu Çiller, Doğan Güreş ve o süreçte başrol alan diğer aktörlerin suçlarının ortaya çıkarılmaması da çabası. Hala barış gelmedi ülkemize. Barış gelene kadar bu kirli yapı kanımızı emmeye devam edecek.

Bu işin altından bir sürü pislik çıkacak

Defalarca cevapladınız bu soruyu: ‘Devlet neden sizi seçti?’ Son günlerde Türkiye’de halkın öngörülemeyen reaksiyonlarının ardından, tekrar düşündünüz mü bu konu üzerine?

Devlet beni ilk başta çok basit bir nedenle seçti. 28 Şubat karanlığında, tam da Öcalan’ı Türkiye’ye getirme planları yapılırken, milliyetçi, militarist iklim çeşitli provokasyonlarla oturtulmaya çalışırken, çok çeşitli alanlara değen bir beyaz Türk’ün Kürt hareketini sosyolojik olarak incelemesi rahatsız etti. Ve benim üzerimden tüm araştırmacılara, bu konuya el atabilecek, soğukkanlılıkla tartışalım diyebilecek herkese gözdağı vermek istediler. Eğer görüşme yaptığım insanların adını verseydim ve çalışmamı rafa kaldırmayı kabul etseydim, bu iş ben daha şubedeyken biterdi. Serbest kalırdım. Başım yerde, üniversiteye dönerdim. Eğer babam, kız kardeşim, annem, arkadaşlarım, avukatlarım ve beni hiç yalnız bırakmayan kamuoyu olmasaydı, bu dava bir sene içinde, mahkûmiyetle biterdi. Bu durumda olan, suçsuz yere ceza alıp yıllarını zindanda geçiren binlerce insan gibi. Yani benim ilk başta seçmeleri gayet klasik bir nedenle.

Ama sonra bu kini sürdürmelerinin birçok nedeni var. Birincisi kendi yaptıkları komplonun açığa çıkmaması için direniyorlar. Çünkü beraatım onları zan altında bırakacak ve bu işin altından bir sürü pislik çıkacak. İkincisi cezaevinden çıktıktan, hatta ilk beraatımdan sonra, temsil ettiğim muhalif çizgi etkili oldu diye düşünüyorum. Kontrol edilemez, alışık olmadıkları, çok açık, barışçı, otoriteye gelmeyen, kimlikleri yıkıp arafta çadırlar kuran, dünyalar arasında köprü ören bu tarz sinirlerini bozdu.

Yaşananların sebebini ‘Şifreyi yüksek sesle söylemeye çalışmanız’ olarak değerlendirmiştiniz. Gezi direnişi şifrenin kitlesel anonsu olarak değerlendirilebilir mi?

Valla ne güzel söyledin… Bence öyle oldu. Üstelik bu direnişin bitmediğini görüyorum. Herkes kendine göre kullanmaya çalışıyor ama imkansız. Orada açığa çıkan üslup, dil taklit edilemez, içi boşaltılamaz nitelikte. Bence, Türkiye toplumsal muhalefet tarihi açısından bir dönüm noktası. Avrupa’da 68 böyle anılıyor. Milat gibi. Herkes, günlük hayattaki konularda bahsederken bile, 68 öncesi, 68 sonrası diye konuşuyor. Bence farklı bir boyutta da olsa, Gezi direnişinin bizim toplumsal tarihimiz açısından da aynı anlamı var. Ve en güzeli, bu insanların, çoğunu tanımasam da, direnirken bana gönderdikleri mesajlardı… “Sen de buradasın, yanımızdasın… “ diyen mesajlar. Tarihi kendilerinden başlatmayan, mütevazi ama kararlı ve son derece becerikli insanları bir araya getiren bir dalgayla karşı karşıyayız. Papatya gibi bükülen ama kırılmayan, bulut gibi gezinen, güneş gibi aydınlatan, güleç bir dalga bu. Ne mutlu ki, bizim topraklara geldi…

Bu haber hakkında ne düşünüyorsunuz?

Etiketler:

İlgili Haberler

YORUMLAR

0 Yorum

Yorum Yazın