Zaman'ın haberine göre; Gezi Parkı hadisesi esnasında Koç Holding’in iştiraki Divan Oteli’nin protestoculara lojistik destek sağladığı iddiaları o dönemde yazılı açıklama ile yalanlanmıştı. Başbakan Tayyip Erdoğan’ın eleştirilerinde Koç ismini birkaç kez zikretmesi krizi daha da tırmandırmıştı. TÜPRAŞ, Aygaz ve Opet’e rutin incelemeden çok baskın havasında gidilmesi, Milgem projesinin RMK Marine’den alınması ve Koç’un işlettiği Kalamış Marina’nın yeniden ihale edileceği yönündeki beyanlar; ‘87 bin kişiyi doğrudan istihdam eden ve ekonominin yüzde 10’una yakın büyüklüğe sahip holding ile hükümet arasında köprüler atıldı mı?’ sorusunu gündeme getirmişti. Ne olup bittiğine dair Şeref Başkanı Rahmi Koç dahil tepe yönetimi sessiz kalmayı tercih etti. Holdingin Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Koç, önceki gün İstanbul Nakkaştepe’de bazı gazetelerin ekonomi editörlerini öğle yemeğinde ağırladı. Bir anlamda sessizliğin bozulacağı bir toplantı olacaktı. Aslında heyet mayısta bir araya gelecekti. Yurtdışı seyahat, Gezi protestoları ve yaz tatili gibi mücbir sebepler tehir ettirdi. Yemekte ilk soru, ne doların yükselmesi ne Amerikan Merkez Bankası FED’in ne yapacağına dair oldu. İlk soru tabii olarak Gezi’den geldi.
Mustafa Bey, 1,5 saat boyunca CEO Turgay Durak ve Kurumsal İletişim Müdürü Oya Ünlü Kızıl’ın da yer yer katkı sağladığı sohbette samimi bir dille sorulara cevap verdi. Cümlelerinde sağduyu çağrısı ana motifti. Türkiye’nin istikbaline duyduğu inancı tekrarladı. “Ben 18 yaşındaki genci de 70 yaşındaki teyzeyi de Taksim’de yürürken gördüm. Gösteri hakkını kullanan kişilerin tümünü bir arada aynı sınıfa koymak doğru değil. Şiddet olmadığı müddetçe gösteri hakkı çok doğal. Çalışanları, bayileri, müşterileri, yerli ve yabancı iş ortakları ile çok büyük bir aileyiz. Bizim en büyük motivasyonumuz bu büyük ailenin ve nihayetinde içinde bulunduğumuz toplumun faydası için değer oluşturmak.” diyerek holdingin güncel tartışmalarda nerede durduğunu ifade etti. Her spekülasyonda isimlerinin geçmesine çok üzüldüğünü aktardı. Kutuplaşmadan endişe duyduğunu belirtirken, “İç çekişmeleri bırakıp herkesin işine bakması lazım. Sonunda ne paylaşılamıyor anlayabilmiş değilim. Beni en çok kutuplaşma endişelendiriyor. Bertaraf edilmesi lazım.” ifadelerini kullandı.
Gezi’de illegal örgütlere destek verdikleri yönündeki ithamları reddeden Mustafa Koç, molotof atanla demokratik tepkisini dile getireni birbirinden ayırt etmeyen yaklaşımların ülkeyi kutuplaştırdığını söyledi: “Maalesef Koç Holding olarak hiç istemediğimiz bir şekilde kendimizi olayların ortasında bulduk. Divan Oteli’miz, gayet insani bir yaklaşım sergilerken hadise çarpıtıldı. Korkunç bir bilgi kirliliği, bir dezenformasyon ve illegal örgütlere yardım ediyormuşuz gibi hava estirildi. Bundan fevkalade üzüntü duyduk. Ellerinde molotof kokteyli olan kişileri dışarıda tutmak gerekir. Gösterilerden vazife çıkaran tabii ki bazı insanlar, gruplar olmuştur. İnşallah bu olay da böylelikle yatışmış olur.” Bu kadar vahim iddialar karşısında niye sessiz kaldıklarına da açıklık getirdi: “Olaylar çok tazeydi ve bence bizim o aralar sessizliğimizi korumamız çok yerinde oldu. Çünkü o kadar çok insan konuşuyordu ki. Sosyal medyanın hem çok iyi tarafları var. Çok şeffaf, anında bilgi alabiliyorsunuz ama diğer taraftan hadise başka yerlere saptırılabiliyor. Ben kendi ağzımdan fabrikaları kapatacağımızı iddia eden bir haber okudum. Pes doğrusu.”
Başbakan’dan randevu talebi olmadığını aktardı. Gezi’ye destek verip vermediği yönündeki soruya ise, “Büyük oyunlar oynandığı, bizim de sanki bu oyunların bir parçası olduğumuz vb. iddialar ortaya atılıyor. İç huzurun, ekonomik ve sosyal istikrarın ülkemiz için ne kadar önemli olduğunu, ülkemizin geleceği için, selameti için tabiî endirekt de iş dünyası bakımından ne kadar önemli olduğunu her fırsatta vurguluyoruz. Hal böyleyken Türkiye’de istikrarı bozacak herhangi bir hareketin içinde topluluğumuzun yakıştırılmasına müsaade etmeyiz.” cevabını verdi. Mustafa Bey, ortağı Murat Ülker ile 5,65 milyar dolar teklifle kazandıkları otoyol ihalesinin iptal edilmesini ise dolardaki yükselişi dikkate alarak bakın nasıl yorumladı: “Karayollarını da düşününce bizim durumumuz biraz farklı oldu. Endirekt de olsa otoyol ihalesini iptal ederek bize iyilik yapmış oldu Ankara. Biz 1,80 TL civarında hesap yapmıştık o gün.” Yerli otomobil bahsine de girdik. Ticari boyutuna değindiğinde bile farklı manalar çıkarıldığı için Mustafa Bey çok konuşmak istemedi. Ama önemli bir tespit yaptı: “G.Kore modelini alırsak; 60-70’lerde Türkiye’de de benzer şartlar oluşsaydı yani devlet ‘sen şunu yap al sana para. Sen bu kısmını üret arabanın’ deseydi o zaman olurdu. Lütfen artık bu konuya girmeyelim.”
Ülkenin bir diğer gündem maddesi çözüm sürecini de değerlendiren Koç, bu konuda halkta büyük bir ümit olduğunu ifade ediyor. “Kesinlikle bir şey yapmak lazım. Biz Divan Otel ile ilgili Cizre’de bir planlama yapıyoruz. O dönem TÜSİAD Başkanı Muharrem Yılmaz’a da söylemiştim, birkaç grup bir araya gelerek hareket de edebiliriz.” diyen Koç, barış sürecini ve barış için atılacak her türlü yapıcı adımı desteklediklerini daha önce beyan ettiklerini vurguluyor. Ancak sürecin halka çok iyi anlatılması gerektiği inancında. Koç, akil adamların çok tepkiyle karşılaştıklarını kaydediyor.
MUSTAFA KOÇ’TAN SATIRBAŞLARI:
Suriyeli mültecilere yardımı değerlendiririz
“Öncelikle bu konuda şöyle bir durum var: Buraya parasını getirip iş kurmaya çalışan veya kuran müteşebbisler var. Diğer yandan resmi mülteci olarak gelenler var. Bir de hiçbir kayıt olmadan içeri giren insanlar var. Bunları ayırmak lazım. Eminim devletimiz ve hükümetimiz çok yakından bu konuyu inceliyordur. Bize yardım konusunda bir talep gelmedi. Tabii böyle bir talep gelirse çok ciddi bir şekilde değerlendiririz. Ben Antakya Hatay bölgesindeki bayilerimizden düzenli bilgi alıyorum. Buradan görüldüğü gibi değil, çok ciddi sosyal sorunlar var. Çünkü çocuklar, kadınlar başta olmak üzere hakikaten çok büyük insanlık dramı yaşanıyor. Bunun bir de demokratik ve diplomatik bir çerçevede halledilmesi gerekli diye düşünüyorum. Bizim ister istemez Suriye, bir iç meselemiz haline geliyor. Ama diğer taraftan da eğer Batı’nın bir parçası olarak kendimizi görüyorsak uluslararası kamuoyu ile de birlikte hareket etmek durumundayız.”
Türkiye’yi hıçkırık tuttu
“Mayısın ortasına kadar baktığınızda Türki-ye’de her şey hakikaten gıpta edilecek durumdaydı. Biz mayıs başı Londra’ya gittiğimizde ne kadar kapı çaldıysak herkes Türkiye’den övgüyle bahsediyordu. İtibarımız yükselen bir trend halindeydi. Hâlâ da öyle. Sonra FED’in açıklamalarına tabii gelişmekte olan ülke ekonomilerinin neredeyse hepsi bir nebze kırılganlık gösterdiler ama rakamlara baktığımız zaman bizim kırılganlık oranımız diğerlerine nazaran çok daha fazla. Bunu iyi idare etmek gerekiyor. Ben Türkiye’nin potansiyeline inanıyorum. Hıçkırık mı diyeyim artık; yolda bir taşa mı takıldık, öyle değerlendirmek gerekiyor. Hıçkırık veya öksürük tuttu. O bakımdan bunu çok iyi değerlendirmemiz gerekiyor ve hem siyasi hem özel sektör hem de devlet olarak ona göre de yönetmemiz gerekir.”